Archive for İzmir’de Meyhaneler, Lokantalar, Balık Pişiriciler ve Kahvaltıcılar

KENT OCAKBAŞI

KENT OCAKBAŞI
Karşıyaka Belediyesinin aş evi var mı? Ben duymadım ve görmedim ama belediyenin üç adet lokantası olduğunu ve dördüncüsünün yolda olduğunu biliyorum. Acaba diyorum Belediye bu lokantaların geliri ile bir aş evi açar ve fakir, fukaranın, gurebanın karnına bedava bir kap çorba koyar mı? Ne de olsa sosyal demokrat bir belediye yakışır diye düşünüyorum.
İşte bu lokantalardan son açılanı Karşıyaka Dudayev Bulvarı üzerinde Kent Ocakbaşı. Et ve tavuk menüsü ağırlıklı lokantanın bir diğer özelliği ise Brezilya mutfağını da menüye dahil etmesi. Klasik ocakbaşını anlatmama gerek yok.
Bize yabancı olan Brezilya mutfağından bahsedeyim. 50 Tl yi veriyorsunuz 6 çeşit et ve tavuktan istediğiniz kadar yiyiyorsunuz. Garson siz dur deyinceye kadar getiriyor. Tabi iki kişi gidip tek porsiyonla idare etmek uyanıklığı yok. Dana ve tavuk ağırlıklı menüde tek kuzu çeşidi var. Bazı porsiyonlar kuş yemi kadar ve sıralı tabir ettiğimiz sistemle kuş yavrusu besler gibi gıdım gıdım servis ediliyor. Servis arası uzun olduğu için tabağınız bir müddet boş kalabiliyor. Anlayacağınız bize ters bir durum halbuki hepsini bir defada getirse doyuncaya kadar yesek, hem gözümüz hem karnımız doysa. Bu Brezilya mutfağı bana göre değil isterse iki kilo eti elli liraya versin servis şekli hoşuma gitmedi. Mekanın açık ve kapalı alanları ferah ve rahat bu lokantaya tekrar gideceğim ama etler arasında gördüğüm ve hiçbir lokantada servis edilmeyen dana pirzolayı yemek için.18.10.2012

Leave a comment »

KOZBEYLİ SOFRASI

KOZBEYLİ SOFRASI
Yeni Foça – İzmir yolu üzerinde ama benim Eski Foça yolundan Gerenköy yol ayrımın karşısında ki yoldan Yeniköy istikametine dönerek gittiğim Kozbeyli köyü sırtlarında ki bu mekân kahvaltı, lokanta ve özel toplantılarınız için oluşturulmuş bir köy evinden dönüştürülmüş. Aile işletmesi olan mekânın yolu biraz dik aracınızı aşağıda bırakıp yürümenizde fayda var. Kitaplığı bile olan lokantanın girişinde bizi karşılayan kırmızı dut şimdiye kadar yediklerimin en irisi tam zamanında gitmişiz bu tombul dutlar bir harika kahvaltıda reçeli de var. İki bölümden oluşan sofranın ilk bölümü yeşil alan manzara nefis incir ve ayva ağacının altındaki sedirler oldukça rahat. İsterseniz sundurma altında ki cam bölmede de oturabilirsiniz. Kahvaltı klasik bildiğimiz köy kahvaltısı ancak bir özelliği var onu mutlaka belirtmeliyim. Tartı/ tortu isimli yiyecek değişik bir tat sütün kaymağı tencerede 6 saat boyunca karıştırılarak dibine tortu üstüne yağ çıkıyor ve bu tortu alınarak servis ediliyormuş. Tek kişilik bir kahvaltı ile iki kişinin doyabileceği kahvaltının fiyatı da uygun. Kahvaltı yanında öğle ve akşam yemeklerinin de servis edildiği bu mekâna uğramakta fayda var ancak yine de hafta içi önceden telefonla bilgi almak gerektiğini düşünüyorum. 02328261171/05337476157

Leave a comment »

DERYA RESTAURANT/ ÇAKMAKLI /YENİ FOÇA

DERYA RESTAURANT/ ÇAKMAKLI /YENİ FOÇA
Bizim havuz dörtlüsü artık her hafta olmasa bile on beş günde bir kaçamak yapmayı yeni yerler, yeni lezzetler keşfetmeyi alışkanlık haline getirdi. Son durak Yeni Foça Çakmaklı köyü, Sait Bey gitmiş beğenmiş gereği düşünüldü Cuma namazından sonra spor salonu garajında buluşulacak. Üç kişi hazır ama dördüncü Yılmaz Bey yok bekliyoruz, arıyoruz cevap yok sonunda azmağa gidip bakıyoruz araba orada tekne yok. Anlaşılan rabbi ona balığa git rakıdan uzak dur demiş. Biz de üçlü olarak düşüyoruz yola ama bu işin cezası da kesilecek Yılmaz Bey’e eski bir futbolcu olarak bize attığı bu çalımın hesabını verecek
İzmir yolundan Yeni Foça istikametine döndükten 4 km sonra ki benzinliği geçince sağda Çakmaklı levhasından sağa dönüp köyün içinden sola dönünce denize sıfır bir lokanta Derya. Köyün hemen bitişiğinde balıkçı barınağı manzaralı, ufku açık, suda yeşilin ve mavinin tonlarının hâkim olduğu, karada ineklerin karşı otlakta yayıldığı hafif bir rüzgarın estiği açık alanda masamıza kurulmadan önce balıklara bakıyoruz. Bu gün balıklar hem az hem de çeşit yok. Levreği pas geçip Kalamar, barbun ve sargozda karar kılıyoruz. Sargoz daha sabah gelmiş ve yağda yapacağını söylüyor Yaşar Bey.
Lokantanın işletmecisi Yaşar Bey burasını 17 yıl önce muhtarlıktan kiralamış o gün bu gün dür işletiyor. Daha da devam ederim en çok parayı verir alırım diyor artık kendi malı gibi benimsediği bu mekân daha çok demir çelik işletmecileri ile denizcilerin uğrak yeriymiş. Öğlenleri ve hafta sonu yer bulunmadığını söylüyor.
Biz de methini duyduğumuz için geldiğimiz mekanda ilk kadehlerimizi peynir, salata ve atom eşliğinde kaldırırken kalamar yetişiyor. Kalamar bir harika pamuk gibi, rengi, lezzeti, kokusu bir harika benim biraderin kulağını çınlatıyorum sırf bu kalamar için onu buraya getirmeliyim. Barbunlar bölgeye hasmış, bunlarında tadı ve pişirilmesi çok iyi. Sargoz gelinceye kadar Yaşar beyle yaptığımız sohbette burada et ve tavuk olmadığını öğreniyoruz ya telefon edeceksiniz onlar alacak veya siz yanınızda getireceksiniz pişirecekler. Yoksa balık yemem diyen saltaya talim eder bir de hafta sonu mutlaka rezervasyon gerekiyormuş. (02326255101) Oturduğumuz masanın önündeki yol köyün sahil yolu gibi köyün gençleri ve bayanları ellerine çiğdem çekirdekleri çıtlatarak tur atıyor, mendirekte soluklanıp, iki laflayıp tekrar köye dönüyor. Çılgın yeşillik ve tattaki roka ve maydanoz eşliğinde Sarkoz da geliyor ancak yağda fazla kalmış ve kurumuş gibi geliyor bana. Mustafa Bey kızarmış bölümleri büyük bir zevkle ayıklayınca kısa sürede bu balıkta bir deri ve kılçık olarak geri gidiyor. 70lik rakının son dublelerine çağla badem eşlik ederken güneş karşıdan nefis bir görüntü ile bize bir daha ki hafta için randevu veriyor ve beni diyor bir de gün batımında görün. Yer güzel, manzara güzel, insanlar güzel, fiyatta kişi başı 60 TL.
Ben bir defa daha geleceğim biraderi getirip kalamar yedireceğim. 14.04.2012

Leave a comment »

İZMİR’İN SİMGESEL LEZZETLERİ

İZMİR’İN SİMGESEL LEZZETLERİ (ALINTIDIR)
İzmir’in Simgesel Lezzetleri adlı yazı İzmir Gourmet Guide kitabının 2010 yılı sayısında Ahmet Güzelyağdöken tarafından kaleme alınmış bir yazıdır.
Binlerce tarihi içinde barındıran İzmir tarihsel serüveni içerisinde çağdaş ve modern bir şehir olma özelliğini; barındırdığı ve yaşattığı her topluluğa bir ifade olarak yansıtmıştır.
Bugünün ve dünlerin İzmir”i hep sakin ve huzurlu bir şehir olarak kalmıştır.
Yaşattığı onlarca kültür, kimi yok olsada kırıntıları ve kalıntılarıyla izleri günümüze kadar gelebilmiştir.
Uzun zamanlardan günümüze kadar gelen simgesel zenginliklerin, lezzetlerin ve tatların ne kadar uzun bir süreçten süzülerek geldiğini bilmemiz lazım.Bu simgelerin kaybedilmemesi anlamında her İzmir”linin duyarlılıkla bu tatların bir ucundan tutması gerekir.Buna katkımız olması amacıyla birkaç İzmir gündeliğini sizlerle beraber hatırlayıp yaşatmak adına paylaşmak istedik.

KUMRU
Kumru gerçekte bir kuştur !!
Ancak :
İzmir’de sandal formunda, kabarmış, üstü susamlı kızarmış bir tür ekmektir.
Ekmek hamuru gevrek hamuru ile aynıdır; gevreğin satıldığı her yerde kumru da bulunur.
Köşe başı gevrekçilerinde veya arabalarda; ortası sandviç olarak yarılmış, içine tulum peyniri, domates ve biber konmuş süslü şekli ile satılır.
Aynı kumru ekmeğinin başka bir uygulaması ise kumru ekmeğinin ızgarada kızartılmış; kızarmış sucuk, sosis, salam, kaşar peyniri ve üzerine domates konularak yapılanı bugün İstanbul’ da dahi taliplisini bulmaktadır.
Kumru da İzmir’in simgesel tadlarında önde duracak temel değerlerinden biridir.
Uygulamacılarında Kumrucu Hüseyin, Kumrucu Şevki, Kumrucu Hikmet, Kumrucu Erol isimlerini burada zikretmemiz gerekir.

URLA ve KATMERCİLERİ
Aslında katmer ülkemizin pek çok yerinde şekerli veya şuruplu tatlı olarak uygulanır.
Gaziantep katmeri; ince hamurlu, sadeyağlı, fıstıklı ve ince şurupludur.
Bazı yörelerde kavrulmuş, dövülmüş susamlı veya tahinli ve şekerlidir.
Urla katmercileri ise elle havalandırarak açtıkları hamuru, zeytinyağı, kıyma veya peynir devamında maydanoz ve yumurta ile çeşnilendirerek zarf şeklinde dürüp kızartırlar.
Bugün İzmir’e mal olmuş bu tadın ortaya çıkışında 50’li yıllarda Giritli Erol Ünal ustanın emeği büyüktür ve yeni nesil de bu geleneği başarılı bir şekilde sürdürmektedir.

ZAHMETSİZ
Tarihi Kemeraltı Çarşısı Kestane Pazarı girişinde sol tarafta “Tabaklar Balık” adıyla zahmetsiz balıkçı ismini kendisi ile özdeşleştirmiş bir balık lokantasıdır.
İsmini özellikle zikretmemizin sebebi, bu tarzda başka hiçbir yerde hiçbir benzerinin olmayışıdır.
Tarihi turşucu ile karşı karşıya olması ve etrafındaki peynirci, zeytinci, kuşçular ve bilumum esnaf ile ciddi bir enerji yaratmaktadır.
Basitleştirilmiş ve lezzetli bir salata, karşıdaki turşucudan ısmarlanmış bir bardak turşu suyu, tavada sardalya, devamında zahmetsiz minik fileto balıklar, sonunda kibrit kutusunun yarısı kadar helva…
Dikkate alınıp, muhakkak denenmeli.

CEVİZ ve BADEM EZMECİSİ
Aslında Burdur’ da şekillenmiş bir tat olsa da bugün bu eski geleneği İzmir’de küçük bir dükkânda sürdüren “Elgani” bol veren anlamındaki adı ile de dikkat çekici bir tat ustası…

Günlük imal ettiği belirli miktardaki badem ve ceviz ezmesini sunuşundaki titizliği, yakaladığı tat ve kıvamın gelecek zamanlarda da yeni nesillerle de devam etmesi gerektiğine inandığımdan dikkatinize sunmak istedim.

SÖĞÜŞÇÜLER
Arabacılardan mekâncılara uzanan bir tarihi süreç…
Söğüşçüleri hatırladığımızda ilk aklımıza gelen söğüşçü arabalarıdır;
Ama nasıl?
Maydanoz, domates ve biber ile süslü söğüşçü arabalarıdır.
Bugünün şartlarında ise söğüş artık mekânsal bir boyuta taşınmıştır.
Sunumda küçük farklar olsa da dilden, yanaktan; acılı, acısız; çift pide, tek pide kavramları aynıyla devam etmektedir.
Geçmişten gelen tarihsel bir potansiyeli olan söğüşün, formunu koruyup kendine mekânsal anlamda bir yer bulması ve devamlılığını sürdürmesi gelişim ve yenilikçilik adına da örnek bir durumdur.
Günümüzde bu lezzeti tadabileceğiniz yerlerin başında Kemrealtı’ndaki Hisarönü söğüşçüsü ve Cimbomlu, Kıbrıs şehitlerinde söğüşçü Murat ve söğüşçü Hüseyin usta gelmekte.

TARİHİ FIRINLAR
Yemek kültürünün sulu ve bol kaşıklı olduğu bir toplumun, güzel ekmekler yeme isteği herhalde makul bir durumdur.
İnsanımız genel itibariyle ekmeği; mayasından hamuruna, kızarıklığına kadar takip eder.
Modernleşme sürecinde bazı değerler elimizden gitse de günümüz itibariyle kıymetlerinin anlaşıldığı ve bu değerlerin birer birer geri geldiği açık açık görülmektedir.
Yani,
modernize fırınlarda yapılmış ekmek, zamanında kara fırın ekmeklerinin cazibesini yok etmişti; fakat bir süre sonra ki bugün bizler kara fırın, taş fırın ya da odun fırını tercihimizi kullanmak için yolumuzu uzatıp, yönümüzü bile değiştirebilecek hassasiyetteyiz.
Bu değerlerimizin geçmişten süzülüp günümüze gelmesini sağlayacak sosyal bilincimizi de hep diri tutmamız gerekmekte.
Bu anlamda Anafartalar Caddesi’ nin başından sonuna kadar olan tarihi fırınlarda pişen ekmekleri takip etmenizi ısrarla tavsiye ederim.

SÜTLÜ BALIK
İzmir, sadece balıkçılarıyla bile tarihi yazabilecek nitelikte bir birikime sahiptir.

İZMİR’ de :
Balık nasıl pişirilir?
İzmir’de balık, tüm maharetiyle şekilden şekile pişirilir.
Aslını kaybetmez, Ruhunu kaybetmez, Şeklini kaybetmez.
Nasıl yenir?
Saygıyla, sevgiyle, sohbetiyle, neşeyle yenir.
Ne yenir?
Sütlü yenir, tuzda yenir, ızgara yenir, buğulama yenir, pilaki yenir.
Nerede yenir?
Deniz’de,Derya’da,Mercan’da,Hasan’da,Körfez’de,Hisar’da,Cevat’ta,Gümüş’te,Adabeyi’nde,Su’da,Sipari’de, Sahil’de Yengeç’te,Mytos’ta,Güzelbahçe’ de velhasıl……İZMİR’ DE YENİR….

KIYI EGE VE GİRİT MUTFAĞI
Coğrafi yapısı benzer olan kıyı egenin denizdeki balığından toprağındaki ot ve ağacına kadar dokuları hep birbirine benzer.
Dolayısıyla kullanılan ana malzemeleri aynı olan ancak bu malzemeleri farklı yorumlayan farklı kültürlerin birbirleriyle olan etkileşimi çok iyi irdelenmelidir.
Daha da önemlisi zeytinyağının en belirleyici ortak ana malzeme olmasıdır.
Bu durumda Girit mutfağı diye bahsedilen mutfağın sadece Girit’le ilgili değil ege kıyı kültürünün bir sonucu olduğunu görebilmemiz gerekir.
Kengergiller yani enginar, şefkedibostan (akkız), Eşek helvası gibi iğne yapraklı otlar, arapsaçı gibi aromalı otlar, turp otu, çibes, radika, bambul, gibi haşlamalık otlar; iğnelik, gelincik, sarmaşık, tilkimen (yabani kuş konmaz), dağ sarımsağı, yabani soğan gibi kavurmalık otlar ayrıca deniz kıyısı ve çorak kısımlarda yetişen deniz börülcesi, kaya koruğu, deniz fasulyesi ve birbirine benzer yüzlerce ot aynı bölgenin farklı isimlerde ifade edilen temel yeşillikleridir.
Bugün bu zenginlikteki coğrafyanın sadece yaprak sarma, taze fasulye bamya, ıspanak, pırasa, semizotu, pazı gibi çok bilinen sebzeler etrafında dolaşıyor olması da ege mutfağı tarifini zemininden kaydırmaktadır.
Günümüzde sağlıklı beslenmenin ve sağlıklı yaşam tarzının, tutunacağı tek mutfak zeytinyağlı bir ege mutfağıdır.
Tabii ki Alsancak’ta radika ve Girit mutfağı gibi evsel birikimlerini şık ve sevecen bir tarzda paylaşıma açan girişimcileri çok önemsiyor ve kutluyoruz, daha önemlisi İzmir’in bu geleneklerinin ve kültürünün kaybolmaması adına sizleri hem sağlıklı yaşama hem de birikimlerimizi korumaya davet ediyoruz…

KEMERALTI TURŞUCUSU
Kestane pazarının girişinde her meyveden ve sebzeden rengarenk bir renk cümbüşü içerisinde ağzınızdan sular akarak meşhur turşucu karşılar sizi. Kütür kütür salatalık ve bir bardağa doldurulmuş acılı ya da acısız turşu suyu sizi rahatlıkla yoldan çevirebilir.
Ve hatta içtiğiniz turşuyla yetinmeyip cazibesine kapıldığınız bir turşuyu pakatletip evinize götürmenizde muhtemeldir. Uzun yıllardır mevcut yerinde geleneğini sürdüren bu turşucu kestane pazarının önemli değerinden biridir.
DİBEK KAHVESİ
Bugün İzmir’in üç-dört yerinde bulabileceğimiz dibek kahvecileri genel kültürümüzün ve İzmir kültürünün önemli unsurlarından biridir.
İçecek kültürümüzün bize ait en önemlilerinden bir tanesi Türk kahvesidir. Bu yüzden bu konunun çok daha önemsenmesi gerekir.
Dibek kahvesi, seçilmiş yeşil çekirdek kahvelerinin özel bir fırında kavrulmasından sonra taştan oyuğun (dibek) içerisinde bir demir yardımıyla (havaneli ile) dövülerek toz haline getirilmesidir. Kimi kahve tiryakileri hafif iri taneli dövülmüş kahveyi özellikle seçerler. Henüz yeni dövülmüş bir dibek kahvesi; kıvamı kokusu ve telvesiyle keyfin doruk noktasıdır.
Bugün bu geleneği sürdüren, Hisarönü ve onun yakınındaki Gönen kahvecisi ve Hatuniye Camii yakınındaki Dibek kahvecisi kalmıştır. İçtiğiniz bir Türk kahvesinin hangi süreçlerden geçerek fincanınıza süzüldüğünü bilmeniz mutlaka keyfinizi daha da artıracaktır.
PASAPORT, NARGİLE VE ÇAY
Pasaport İzmir’in çok önemli simgelerinden biridir ve onunla bütünleşen bir nargile keyfi ile bu silüette en güzel şeklini alır.
Bugün tütün ve sigara konusu ne kadar sağlıkla ilgili bir kavram olarak değerlendirilse de biz konuyu sadece biçim ve üslubuyla değerlendireceğiz.
Yani; yozlaşmış bir nargile kültüründen ise (aromalı nargile) Tömbeki tütünüyle gerçek bir nargilenin, tiryakisinin elinde zarif ve dengeli duran şişenin içerisindeki ağır hareket eden dumanından büyülenen bir izleyici olmayı tercih ederim.
Ayrıca nargile kahvelerinde, çayın çok önemli bir yeri olduğu ve en iyi çayın, nargile kahvelerinde demlendiği, bilinmesi gereken önemli bir detaydır.
BERGAMA KÖFTECİSİ
Öğrenciliğimin geçtiği 70’li yıllardan Şirinyer tren istasyonu hemzemin geçitten hatırladığım işkembe çorbası ve köftesinin tadının hala aynı ancak yerinin farklı olduğu Bergama Köftecisi bugün Şirinyer Nato kapısı karşısında.
Yeşilbiberleri hala aynı parlaklıkta, yoğurdu kaymaklı, Kemalpaşası tahinli ve kaymaklı.
Köfteci amca ızgaranın başından ayrılmış ortada dolanıyor ama hala aynı sakinlikte ve kendinden emin.

BOYOZ
Boyoz, her İzmirlinin nerede daha güzelini yiyebilirim ya da şu boyozcu diyebilecek kadar yorum yapma hakkına sahip olduğu çok eski ve o kadarda İzmir’e ait bir tat. Tarihsel süreci içerisinde 1500’lerde İzmir’e göç eden Yahudilerle birlikte gelen bir hamur işi olarak bilinmektedir. Hatta İzmir’in boyoz ustalığında Avram ustanın adı bir efsane gibi bilinir…
Bu günlere gelindiğinde, fırında pişen yumurtasıyla Alsancak Dostlar Fırını ve tabii ki İzmirlilerin her sabah işaretledikleri arabalı satıcılar ve köşebaşları bu geleneği yaşatmakta… Misina ile kesilen katı yumurtası, tuzu ve üzerine mutlaka karabiberiyle boyoz ve çay… Mükemmel bir duygu.

SUBYA; (subiye)
Tarihsel süreci içerisinde İzmir’le özdeşleşmiş, İzmir’den başka yerde pek bilinmeyen, kavun çekirdeğinin ezilmesiyle ve hafif şekerle tatlandırılan hafif nişastalı süt kıvamında soğuk içilen ve mutlaka taze tüketilmesi gereken mükemmel bir içecek. Subya’da İzmir Yahudilerinin Sefarad mutfağından gelen bir gelenek içeceği. Artık köşe başlarında satıldığını pek göremiyoruz ancak izlendiğinde Hatuniye Camiine ya da Dönertaş’a giden yolun başlangıcında küçük bir dükkânda satılmakta, tadını bilmeyenlere muhakkak bulup denemelerini öneririm…

HİSARÖNÜ ŞAMBALİCİSİ :
Hisrönü’nde küçücük bir dükkânda, tepsilerin duruşu, şambalilerin görüntüsü her rağbet gören şeyde bir sihir vardır der gibi duruyor… Şambali yerel bir tatlı olmamasına rağmen bu tatlıyı dikkate almamız hem şambalinin kalitesi hem de dededen toruna aynı kıvam ve tadıyla bugüne kadar aynı geleneğin bozulmadan taşınmasından geliyor. Bugünde aynı titizlikle servis edilen şambaliyi, tatlı keyfinizin bir köşesinde tutmak lazım…

İZMİR LOKANTALARI :
Günümüz yemek kültüründen (hızlı yemek) olumsuz olarak en fazla etkilenen yemek tarzı sulu yemek olmuştur; zira bu durum hızlı yaşam tarzının bir sonucudur. Ancak her yozlaşma ve yabancılaşmanın sürecinde muhakkak bir aslına dönüş olacaktır. Bugün insanımız keyifli bir yemeğin onların mutlu olmalarını sağlayacak bir eylem olduğunu fark etmektedir ve günlük yaşantılarından küçücük bir zaman dilimini iyi bir öğle yemeği yemeğe ayırabilmektedirler. Ne mutlu ki İzmir’de bugün bu keyfi yaşatan birçok geleneksel lokantalarımız vardır. Bunların hatırı sayılır olanları muhakkak ki bir Adil Müftüoğlu (Bit Pazarı), Kısmet Lokantası (Kemeraltı), Zaim Usta (Birinci Sanayi), Özüm Lokantası (Çamdibi), sayılabilir ki gerçekten bölgesel ve geleneksel lezzetlerimizi başarıyla devam ettirmektedirler.

İZMİR ÇOBACILARI:
Üzülerek ifade etmem gerekir ki en çok unutulma ve terk edilmeye maruz kalanların başında çorbacılarımız geliyor. Sebebi hikmeti çok basit. Günümüz insanının (yağ, kolesterol, protein) sağlıklı beslenme kaygısının öne çıkmasıyla uzaklaştığımız bir gelenek. İzmir’e ait olması açısından önem taşıyan ve Türkiye’nin hiçbir yerinde uygulanmayan çorba tarzlarıyla, Çorbacı Hamza ve İsmet Usta’yı anmamak mümkün değildir. İşkembe, şirden, tuzlama, ayak, ayak paça, kelle paça, kestirme koyu kestirme gibi lezzetlerin yok olup gitmesine gönül razı olmuyor. Ben bu keyfi kaybetmemek için ayda birkaç kez gidiyorum. İsmet Usta (Alsancak), Yenice Lokantası (Basmane, İsmet Usta’nın oğlu), Yeşilova Çorba (Hatuniye Camii yolu), Ercan Usta (Ayakabıcılar sitesi) bu geleneği sürdürebilmektedirler.

HİSARÖNÜ MENNAN
Fevzipaşa Bulvarı’ndan Hisarönü’ne girdiğinizde az ileride sol başta; mevsiminde mis gibi karadut suyu ile MENNAN karşılar sizi. Bu karşılama sadece karadut suyuyla kalmayıp karadutlu dondurma veya sahlepli has dondurma veya şekersiz özel kazandibi üzeri gelin tülü gibi toz şekerli ya da daha ne diyelim ki… İzmir’in gerçekten İzmir kokan özellerinden birisi Mennan ve hala aynı ve çok eskilerden gelen tadıyla çok severim…

GEVREK :
Ne simidi? Can simidi mi! Hayır hayır gevrek işte…
İzmirliler böyle biliyor gevreği, tulum peynirinin hasıyla tutkunu olmuşlar, yaşamlarının hep içinde ve hep sıcacık ve mutlaka çıtır çıtır…

AKSÜT VE SEFER USTA :
Rıza Aksüt 1950’li yıllarda yola çıkmış; sütün kaymağın peşinde kendisi koşturmuş, sütlü böreği de kendi çabalarıyla yaratmış… Börek formunda ince açılmış hamurun içine kaymak koyarak fırınlanmış; çıtır çıtır, şurubu ile ışıl ışıl gerçekten görsel anlamda çok şık bir tatlı. İsterseniz üstü kaymaklı… Bayılırım… Başdurak Camii altında başladığı yerde, yeni nesil bayrağı başarıyla taşımaya devam etmekte…
Sefer Usta Kemeraltı Salepçioğlu karşısında, uzun yılların küçücük ama o kadarda enerjisi büyük dükkânı, giren ve çıkanın zorlandığı mekan. Üst üste kaymak tepsileri, kazandibi, ekmek kadayıfı, peynirtatlısı, uğradığımda kendimi hiçbir zaman tutamadığım yer. Ekmek kadayıfı, kazandibi üzeri kaymaklı, nasıl bir üçlü ama? Bugün her yerde şubeleri var, tebrikler ancak, beni geçmişin ruhu daha çok ilgilendiriyor…

KEMERALTI PEYNİRCİLERİ ve HAVRA SOKAĞI
Kemeraltı, İzmir’in simgelerinin tamamının yükünü taşıyabilecek en önemli yeridir.
Peynirciler bu alan içerisinde önemli bir yer tutarlar. Ve özellikledir ki İZMİR TULUMU İzmir’in simgesel lezzetlerinin en başında yer alır.
Bölgenin ve İzmir’in temsilinde çok önemli bir yer tutar. Tulum peyniri dendiğinde aslında ilk akla gelen deri tulumudur.
Peynirin iyisi kıllı tulumda diye pazarda bağırdığım günleri hala hatırlarım çünkü bende bir peynirciyim ve bu gelenekten geliyorum.
Deri tuluma peyniri kalıplar halinde yerleştirmek ciddi bir ustalık ister.
Ancak deri tulum hem sağlık koşulları hem de ustalık zorluğundan bugün tenekenin içerisine girmiştir ve çok başarılı bir dönüşüm geçirmiştir.
Kemeraltı peynircileri bir gerdanlık gibi işledikleri tezgâhlarıyla İzmir’in incisi gibi dururlar.
Ve tabii ki zeytincileri ve helvacılarını da unutmayalım.

DÖNERCİLER
Döner her yerde DÖNER,
Bursa’da İskender döner,
Erzurum’da Yatık döner,
Ama her yerde ağır ağır DÖNER;
Kemeraltının o büyülü zamanlarında, dönercilerin önünden geçerken burnumuza gelen o dayanılmaz kokuları hatırlayın ve o geçit resmini.
Bu geçit resminde yürüyen, bağıran, çağıran, talep edenler ve takdim edenler, velhasıl her şey bu törenin içindedir.
İşte o birikimindendir ki,
Döner İZMİR’DE başka Döner.
Şükran, Atıf, Gül, Petek Döner hatırda kalanlar. Bugün kalanlar ise Kemeraltı’nda Gül, Petek ve de Kıbrıs Şehitleri’nde tabii ki Altınkapı..

LOKMACI VE HELVACI (ÖZTAT)
Hacı İbrahim Efendi (1925) ile başlayan, günümüze dededen-babaya ve oğula kadar gelen ustalık geleneği hala çok başarılı bir şekilde devam ediyor.
Lokmacılık ve irmik helvası hayır sebebiyle oluşan bir tatlıcılık. Ancak lokma ve helva ne kadar başarılıysa sevabı da o kadar fazla gibi.
Zira lokmalar birkaç gün bile beklese gevrekliğini koruyor ve hamurlaşmıyor. İrmik helvası da uzun süre kıvamını muhafaza ediyor.
Eh böyle bir tatlı hayırda duayı, dükkânda takdiri fazlasıyla hak ediyor.
Basmane karakolu yanındaki köşede hala aynı yerdeler.

İZMİR MEYHANELERİ
İzmir geçmişte tek tekçileri ve meyhaneleriyle çok ünlüdür. Ancak günümüz restoran kültürü meyhanecilik geleneğini ciddi derecede etkilemiştir. Geçmiştekileri ve bu güne gelenlerin bir kaçını hatırlayacak olursak, Kemeraltı meyhaneleri ve tek tekçileri Veysel Çıkmazı, Bodrum Meyhanesi, Yalova. Anafartalar’da ki, tek tekçiler, Eşrefpaşa’da Akif Baba, Alsancak’ta ki tek tekçiler ve meyhaneler Clup Orhan, Kahramanlar Dar Geçit, Şirinyer Orhan Usta, Zeytinlik Nihat Baba ve hatırlamak için zorlarsak onlarca isim sayabiliriz. Bugün itibari ile ancak Şirinyer’de Orhan Usta, Zeytinlikte Nihat Baba, bu geleneği sürdürmektedir.

DİL ŞİŞ
Dil balığı fileto haline getirildikten sonra ince şeritler halinde rulo şeklinde sarılır. Bu rulo dil balıklarının; domates, biber, defneyaprağıyla bir şişe dizilmesi ve pişirilmesi ayrıca ustalıklar ister. Bu konuda ustalıklarıyla, Ömür Balıkçısı, Recep Usta, Hisarönü Balık Pişiricisi, Veli Usta, Kordon boyu Balık Pişiricisi Mehmet Ustaların böyle bir oluşumun var olmasında ve İzmir’e mal olmasında katkıları hiçbir zaman unutulamaz.
Bu güne gelindiğinde dil şiş hem geleneksel hem simgesel yapısıyla temsili duruşunu çok üst standarda taşımış, modernize etmiş ve günümüze çok iyi uyarlanmıştır.

Leave a comment »

YAVUZ LOKANTA /SEYREK

YAVUZ LOKANTA /SEYREK
Seyrek’te nereden çıktı İzmir’e kıran mı girdi demeyin. Spor salonundan arkadaşlar Mustafa ve Sait Bey karar vermişler Yılmaz bey’e de tebliğ etmişler e kambersiz düğün olmaz. Hele ben olmayınca Yılmaz Bey konuşamaz dili şişer düştük yola. Seyrek Menemen’e bağlı bir belde İzmir’in banliyösü ara yollardan gittik dönüşte alkolden kaçacağımız yolu da öğrenmiş oldum. Özellikle Foça dönüşü işe yarar.
Neden Yavuz lokantası Sait Bey Seyrek’in eniştesi pek methetti. Yazının sonunda söyleyeceğimi baştan yazayım methettiği kadar var etler nefis mekân ufak ama tertemiz pırıl pırıl, aile işletmesi baba ocakta, çocuklar serviste. Seyrek’te meydanda yanı kasap nerede ise cami ile sırt sırta. Lokanta saat ikiye kadar öğle yemeği tabldot gibi hizmet veriyor sonrasında klasik meyhane havasına dönüyormuş. Sait Bey enişte olmanın avantajını kullanıyor ve kavurmalık eti kendisi kasaptan alıp ocağa teslim ediyor. Sucuk ve her türlü et var birkaç çeşit zeytinyağlı günlük.
İçecek olarak bir 70 lik yeter mi derken kilolukta karar kılınıyor. 4103 sokak levhası manzaralı pencereden köy meydanını seyrederken yoğurt, salata servis ediliyor ve kızarmış ekmek eşliğinde ilk kadehler kaldırılıyor. Sucuk fazla yağlı değil kıvamında ve sohbet ilerledikçe Yılmaz Bey’in nasıl döndüğü meydana çıkıyor.
Kadehler ilerledikçe kiloluk rakının yetip yetmeyeceği tartışılırken kuzu kavurma arzı endam ediliyor. Hiçbir yerde yiyemeyeceğiniz şekilde zeytinyağı ile yapılmış yağı biraz da kaçırmış usta, sapsarı parıldıyor bandığınız ekmekte yağın rengi kendini gösteriyor tadı da gayet güzel. Mustafa Bey kuyruk yağı ile yapılanı tercih ettiğini söyleyince hemen kurban kavurması tarifine başlıyorum ve karar veriyoruz bir daha ki sefere kendi yağında yaptıracağız.
Ne olacak bu memleketin hali muhabbetine giriyor ve çıkıyoruz Yılmaz Bey üçümüzün karşısında pes ediyor. Zaten kayıt altına alındığından rahatsız sesi soluğu çıkmıyor. Vatanı kurtarmayı başka bir güne bırakıyoruz zaten kiloluğun dibine de gelmişiz. Bu arada aklıma Mustafa Bey’in yaptığı Adana kebap geliyor ve iddia ederim İzmir çukurunda böyle nefis kebap yapan bir mekân yok. Tadı damağımda kalan bu lezzeti tekrarlamaya karar veriyoruz.
Tatlı olarak Höşmerim cevizle servis ediliyor bi de cevizleri inceltseler iyi olacakmış ama nazar boncuğu olsun diyorum. Mustafa Bey ‘helva diyor, ben küçük bir parça helva isterim’ hemen yanda ki bakkaldan alınıyor ve hepsi masaya geliyor beş parça ve de yanında limonu ile. Anlayacağınız gönlü zengin, eli zengin bir mekân burası.
Hesap et dâhil adam başı 35 TL. Yeme de yanında yat dediklerinden. Dönüş için otobüs bekler ve soğuktan titrerken Bostanlı da nerede devam edelim hesabı yapılıyor. Önce hepimiz niyetli gibiyiz ama otobüsten inip metroda ayazda bekleyince ki soğuktan asansöre sığınıyorum aklımız bir an önce eve gidip ısınmayı düşünüyor ve öyle de yapıyoruz.
Sonuç bu dört kişiye kiloluk az tekrar gidilecek ve adam gibi içilecek ve otomobille dönülecek. İzmir de ki lokantalardan sıkılanlara sessiz, sakin, güzel et yemek isteyenlere tavsiye edilir.
27.01.2012

Comments (3) »

KÜÇÜK BİR MANİSA TURU

KÜÇÜK BİR MANİSA TURU
KOBALAK RESTORAN / MANİSA
Dünya rakı günü kutlamaları kapsamında çeşitli etkinlikler planlanırda Manisa Liseliler boş durur mu? Adnan abimden talimat ‘10 Aralık Cumartesi saat 14.30 da Kadir’in çay ocağında ol Manisa Hacı Rahmanlı köyüne Kobalak restorana gidiyoruz’. Emir büyük yerden, verilen saatte oradayım. Orhan abi kıdemli, Adnan abi organizatör, olmazsa olmaz Volkan abi, Cüneyt, Ahmet, Murat, Heykel Mehmet, Cemal, Tereyağı Önder, Meydan Md. ün oğlu Mehmet doluyoruz minibüse Manisa’dan Konyakçı Ercüment ile Neşet’i alacağız. Ben yine Kamyon Bülent’i Kamyonet olarak temsil ediyorum.
Önce Manisa’ya uğruyor, adet olduğu üzere şambali ve simitleri paket yaptırıyoruz. Çay molası Hacı Rahmanlı Beldesi spor kulübünün lokalinde kasabı da ziyaret edip et ve sucuk paketlerini de hazırlattıktan sonra keraat vaktini geldiğini hükmedip lokantaya doğru yola çıkıyoruz.
Kobalak, Manisa Akhisar yolu üzerinde Hacı Rahmanlı Beldesi ile İsa Çelebi köyü arasında bir et lokantası. Sahibi Alaattin Bey öz Manisalı Karaköy’den babasının lakabı Kobalak, dedesinin lakabı ise Fındık İbrahim miş. Babasının lakabını anlamı Palamut ağacının meyvesi, kozalağı olan Kobalağı lokantalarına isim olarak vermiş. Bir kebap ve dürüm yeri de Karşıyaka çarşısı Akbank sokakta olan Alaattin Bey et konusunda kendisini uzman olarak tanıtıyor. Gönlü ve sözü tok.
Mekân yol kenarında oldukça büyük bir arazi içersinde, bahçe bir harika, içerde ise çeşitli salonları var. Restoranda her şey burada hazırlanıyor buna kışlık, yazlık sebze meyve ile turşular, çorbalar, reçeller dâhil. Baharatlar Kilis’ten, salçalar Antakya’dan, sarımsaklar Tokat’tan özel olarak geliyormuş. Etler mekânda kendi kasabı tarafından işleniyor. Aşçısı da Karslı yani lokanta tam bir Anadolu mozaiği.
Servis; peynir, domates, salatalıkla başlıyor rakı gecikince sesler yükselmeye başlıyor özellikle ben elimin titrediğini belirtiyorum ve ilk kadehimizi Galatasaray’a kaldırıyoruz. Fenerbahçeliler dâhil zaten sesleri çıkmıyor halleri yok. Patlıcan söğürme geliyor ki muhteşem is kokusu içine sinmiş beni mest ediyor, ciğer sote biraz fazla pişmiş ve fazla soğuk, Hasan abinin gelemediği ama gönderdiği kuru börülce salatasının neden siyah olduğunu Önder abi sorgulasa da zeytinyağı ve limonla tadı nefis.
İkinci kadehler bu mezelerle rakı günü ve organizatör Mehmet şerefine kaldırılırken karşımda oturan Mehmet abinin yeğeni Hacı Rahmanlı Mahir’in kadehi gözüme çarpıyor ve ben şaşkına dönüyorum. Mahir’in kadehinde sadece su için iki parmaklık boş yer var ve en az dört kadeh içmeden kalmadığını vurguluyor. Biz de kendimizi rakı içiyor diye kandırıyormuşuz meğer. Gecenin ilerleyen saatlerinde öğreniyorum ki Mahir Üniversiteden onaylı rakı ve şarabını kendi yapıyormuş. Öyle olunca önceleri yaptığım bütün sağlıklı yaşam tavsiyeleri geri alıyorum.
Ercüment abinin istediği turşuların sebzeleri bahçeden acur ve gıcırın ince ve kalınlığından bahsederken söz Rumeli mutfağının zenginliğinin Büyük İskender’in seferleri ile Anadolu’ya geçtiğine kayıyor, Fatih’in domates ve patates yiyip yemediğinin tartışmalarında bilirkişiler Ercüment ve Volkan. Sobanın başında kızarttığım ekmek ve tereyağı ile birleşen tat üçüncü dublelerimize eşlik ediyor. O arada bakıyorum taze börülce salatası geliyor ve yanında buzlu badem adıyla iri diş sarımsaklar.
İkişer köfte ile başlayan sıcak servisi, pirzola ve biftekle devam ediyor köfteler damak tadıma uygun, baharatı kıvamında pişimi güzel, pirzolalar suyunda pişmiş sanki biraz daha pişse daha mı iyi olurdu diye düşünürken bakıyorum genel kanı beğeniden yana. Biftek ise oldum olası sevmem yine değişmiyor.
Bir ara boşalan 5 büyük rakı şişesine bakıyor ve ekibin rakı günü kutlamasının hakkını verdiğini düşünüyorum. Tabi şişeler boşalınca Volkan abi alıyor sözü ve vuruyor şiirin bam teline. Rahmetli arkadaşları Dr Kamil için yazdığı şiir sonrasında kadehler sevgi ve saygıyla kaldırılıyor. Akılarda kalan “resim karesinde kalan anılar, renkliler, siyah, beyaz yapboz bir hayat”
Mehmet abi ile sohbet ederken İstanbul’dan söz açılıyor ve Kireçburnu’nda bir lokantadan bahsediyor ben semti bilmiyorum ki yeri bileyim önce semti tarif ediyorlar sonra telefonla lokantanın adı öğreniliyor Set Bekir mutlaka gidilecekmiş. Oğlum Fırat’a havale ediyorum.
Volkan abinin şiir sağanağı dinmiyor peşi sıra devam ediyor ve bir anda duvarda asılı olan Yılmaz Özdil’in Rakı yazısı şiirsel bir okuma ile dilinden dökülüyor ve “PRK” yı o arada öğreniyorum. Dünyanın en tehlikeli ve bir o kadar da çekici terör örgütü “Peynir, Rakı, Kavun” biz zaten bu örgütün gönüllü militanlarıyız deyip haydi bir daha kadehler kalkıyor boşalan 6 ncı şişe ile.
Kavun ve peynir servisi, kaşık ayvası, meyve tabağı ve şambali ile devam ederken sohbet esnasında tarifini yaptığım Dorak aşını tarhana aşı adı ile mutfakta buluyor ve tadımlık servis yaptırıyorum. Masaya çaktırmadan kabak tatlısının da tadına bakıyorum olmamış benim hanım çok daha güzelini yapıyor.
Geceye maça yetişmek üzere Volkan abinin Neyzen Tevfik’ten dörtlükleri ile devam ederken bu dizelerde hem yazının hem de gecenin sonu oluyor.
“Hayat, çatlak bir bardakta ki suya benzer,
İçsen de bitecek, içmesen de.
Yaşamanın tadına bak,
Yaşasan da geçecek, yaşamasan da.”
12.12.2011

Leave a comment »

KULE RESTAURANT – GÜZELBAHÇE

KULE RESTAURANT – GÜZELBAHÇE
Geçen akşam yeğenimi okuluna bırakacağız öncesinde rakı balık yapalım dedim biradere evde de nefis barbunum var. O zaman gideceğimiz yer balık pişiricisi ve de Kule. Sahipleri Ekrem ve Erdem beyleri yıllar öncesinden İnciraltı’nda ki yerlerinden tanıyorum sonra Nazar’ı açtılar şimdi de Kule deler. İlk açıldığından bu güne vazgeçmediğim yer. İyi bir balık pişirici arıyor ve servisi de süratli olsun diyorsanız aradığınız yer Güzelbahçe de Kule rest. Seferhisar sapağından sonra sağda deniz gözetleme kulesinin hemen yanında. Balığınızı ister yanınızda getirin ister dışarıda ki balıkçıdan alın keyfiniz bilir. Balıkçıda her türlü deniz ürünü günlük fiyatlardan satılıyor. İçeride kişi başı 3-4 lira arasında pişirtebilirsiniz. Mezeler her daim taze ve lezzetli bana mevsiminde kavun ve domates peynir yetiyor. Yazın dışarıda hafif gün batımında kışın ise içeride rakı balık keyfinizi yapabilirsiniz. Müzik yok, maç yok sadece muhabbet ve içmek var. Fiyatlar makul ve mantıklı. Hafta sonu rezervasyon yaptırmanızda fayda var. 234 62 60 – 0532 254 02 46

Comments (1) »

DENİZ ALTI KAFE – URLA

DENİZ ALTI KAFE – URLA
Karşıyaka’dan iki gencin karşı yakada işlettiği denize sıfır, dalgalar hemen masanızın yanı başında isterseniz ayağınızı suya sokun serinleyin, isterseniz dalgaların sesini dinleyin. Bizim Fikret’in ve eşi Mine’nin ta Ankara’dan gelip keşfettiği bu yer biz iskelede devamlı gittiğimiz lokantaların pabucunu dama attı. (7522492) Urla İskelede Tanju Okan Parkının içinde (Çeşmealtına giden sahil yolunda Pazar yerinden sonra) ve her daim Urlalı sanatçının şarkılarını dinleyerek keyif yapabileceğiniz bu mekanda içkinizi yudumlayacağınız gibi kahvaltı yapabilir veya sadece çay, kahvede içebilir veya şarabınızı, biranızı yudumlayabilirsiniz. Kışlık bölümünde ise şömine keyfide yapabilirsiniz. Tavuk ve et çeşitleri ile pizza ve salata çeşitlerinin olduğu yerde benim seçtiklerim kalamar, karides ve salata ile parmak patates ve tabi ki rakı idi. Serin bir Urla akşamında Tanju Okan şarkıları ile eski günleri yad etmek istiyorsanız gidin ve görün derim. Balık olarak sadece sardalya var. Fiyatlar mı bu yere ve hizmete karşı uygun. Mekanın daha ileride Gelinkaya mevkiinde denize girebileceğiniz plaj olarak kullanılan bölümü de var.
27.07.2011

Leave a comment »

LOKANTALAR, MEYHANELER,

KÖŞEBAŞI
Dünyanın en iyi 50 restoranından biri yanı başınızda reklamı ile yola çıkan bir lokanta Bostanlıda şube açarda ben gitmezsem ayıp olur. Hanım ev de yemek yok hadi bir gidelim sen bir test yap deyince memnuniyetle gittik. Bostanlı Vilayetler evinin karşısında ki lokantanın diğer şubesi Balçova/ Limon Tepe’de. Narlıdere’de çalışırken oraya sık gitmiş ve beğenmiştim. Rezervasyon (3628002) yaptırmadığımız, hafta sonu olduğu için ocak başında kısa bir molayı müteakip masamıza geçtik. Bu arada ocak başında yapılan işlemleri inceledim bu iş bu sıcakta zor ama işleri de bu ve işlerinin de hakkını veriyorlar. Menü başlangıçlar, salatalar, taş fırından, ocak başından, dürümler, tatlılar ve içecekler olarak Adana ve Tarsus yöresi lezzetleri ile oldukça zengin. Ayrıca paket ve seçmeli öğle yemeği menüsü var ki fiyatı da uygun 21 lira. Gavurdağı ve ezme salata, üzümlü ıspanakla başladığımız yemek bir duble rakı eşliğinde şaşlık kebap ve patlıcanlı kebap ile devam etti. Finalde ise dondurmalı irmik helvası vardı. Lezzetler bir harika servis ilk günler olduğu için aksasa da mükemmel. Fiyatlar mı eti seven kemiğine katlanır. Tavsiye etmeyi gereksiz görüyorum İzmir’de gidilecek üç beş et lokantasından biri.
Artık Bostanlı daki yerinde yok. Kapattılar yerine Tee Mex açılıdı. Köşebaşı Balçova’da devam ediyor.
MANİSA BAHÇELİ TALAT’IN YERİ
Zannetmeyin bizim meyhane ekibi sadece İzmir’i dolaşıyor bu hafta sonu Manisa daydık. Adnan abi Manisa Lisesi 65- 70 mezunu arkadaşlarını toplayıp Manisa’ da ki arkadaşları ile hasret gidermeye giderken beni de götürdü. Bir minibüs dolusu sınıf arkadaşı olunca yol nasıl bitti anlamadık. İner inmez daha meyhaneye gitmeden Bostanlıdan çaycı Kadir ile takıldık Adnan abinin peşine otogarın arkasında ki şambalici ve simitçiye meşhurmuş önce bunlar alındı. Şambalinin hemen orada tadına baktım nefisti simit ise bizim İzmir gevreğinden farklı enli ve daha yumuşak ama tadı nefis. Lokantaya gittik ki Manisalı arkadaşlar da gelmiş Kimler aklımda kalanlar; Tereyağı Önder, Konyakçı Ercü, Pomak Sedat, Baca Hasan, Heykel Mehmet, Feri, Volkan, Neşet, Aslan ve Şevki muazzam bir gırgır şamata. Bizim Bülent’te bu ekipten o gelemeyince beni akrabası olarak takdim ettiler ve hemen lakap yakıştırıldı, Kamyon yok Kamyonet geldi. Manisa’nın en eski meyhanelerinden olan mekân daha önce Şehir Kulübünde ve Karaköy deymiş sonra garajın arkasında Maden İş Sendikası lokaline taşınmış. Her türlü zeytinyağlının bulunduğu masada benim favorim karışık kızartma idi ve sarımsaklı yoğurdun üzerine domates sosu dökünce yıllar öncesinde ki annemin yaptığı kızartmanın tadını dilimde hissetim. Bunun yanında piyaz yediğim en iyilerden biri idi tarhana aşı dorak ve favanında hakkını yememek lazım. Rakının su gibi aktığı gecede ciğere de doyduk diyebilirim Arnavut unun yanında yaprak ciğer ve köfteler nefisti. Tabi bu geceler de en güzel lezzet eski anılar ve güne damgasını vuran espriler hepside bol miktarda vardı. Manisa Liseli arkadaşlar bir daha sefere Foça’da gemide buluşmak üzere sözleştiler ben de Kamyonet olarak not ettim ve Kamyona da tebligatı yaptım. Fiyatı ne siz sorun ne ben söyleyeyim sadece Adnan Abiye şunu söylediğimi aktarayım. “İzmir’de meyhaneye gitmeyelim minibüs parası dâhil burası daha ucuz” Talat kapattı ama mekan bir başka işletmeci ile devam ediyor.

KEBAPÇI KELLENİN YERİ
Bu ismi duyunca kelleci zannetmeyin gidip görmeniz ve mutlaka bir gece muhabbetine katılmanız gereken 20 yıllık bir kebapçı. İşletmeci ve ocakçı Ahmet ustanın babasından kalan lakabı Kelle ve bu da onu büyük bir onurla kullanıyor.
Yeri, Basmane’ de Şifa hastanesinin arkasında (4893368) 1301 sokakta, eğer daha önce buralara gelmediyseniz hele bir de eski oteller sokağından gelirseniz ürkebilir ve burada ne işimiz var diyebilirsiniz. Taksiyle gidip gelebilirsiniz. En fazla 30 kişinin oturabileceği mekânda, masalar sehpa türünde olunca sandalyelerde tabure, masa örtüsü yerinede kağıt kullanılıyor.
Eskitilmiş bir havası olan mekânda elinde sarma sigarası ile Mona Lisa diğer fotoğraflardan daha büyük ve size yüksekten gülücükler saçıyor. Ve siz onu anlıyorsunuz neyi mi? Gidince görürsünüz.
Urfalı Kadir Can’ın büyük bir saygı ve Urfa şivesi ile karşıladığı mekânda kebapları Ahmet usta sizin gözetiminizde hazırlıyor. Servis penceresinden mutfağı gözleyebilir ve isteklerinizi tek elden karşılayabilirsiniz.
Diğer meyhanelerde olduğu gibi burada çeşitli mezeler beklemeyin. Önce iki çeşit ot geliyor sonra yoğurt, ezme salata ve birkaç meze daha ama kıvamında biz 10 kişi idik birer porsiyon. Ama rakıda sınır yok, rakı hemen yanda ki büfeden isteğe göre alınıyor, benim tertipler bu gece istiap haddelerin aştılar üç büyük, bir küçük.
Asıl bomba etlerde patlıyor. Önce ciğer şişler geliyor lavaş eşliğinde. Bunlarla açılışı yaparken saz sanatçısı Cemal Bey başlıyor türkülere, her yöreden her isteğe göre. Uşak’lı Cemal Bey benim memlekette de çok düğün yapmış, bir ara servisi kolaylayan Kadir Bey’de katılıyor cümbüşe. Nefis bir ses, bu Urfa’ lılara Allah vergisi olsa gerek.
Ekibe biraz sonra keman, darbuka ve tef ile Raci, Hakan ve İsmail beyler katılıyor ve müzik bir anda Urfa sıra gecesine dönüyor, Ege türküleri ile devam ederken roman havaları yerini Türk sanat müziğine bırakıyor ve bende bir parçaya darbuka ile eşlik ediyorum fena da değilim hani… Müziğe doyduk derken sanatçı arkadaşları doyurduk mu bilemiyorum çünkü bizimkilerin cepleri dikili, elleri sıkı şu bahşiş işini öğrenemediler gitti. Onun için buraya giderken yanınızda bahşiş paranız olsun çünkü hak ediyorlar.
Müziğe bir ara veren Kadir Bey o gün bizim için ocağa geçen Galatasaraylı Gökmenin pişirdiği Patlıcan kebap, Urfa kebap ve et şişler servis ediliyor. Hani yeme de yanında yat dedikleri cinsten ara sıcak ise çay. Çiğ köfte istiyorsanız bir gün önceden sipariş verilmesi gerekiyor, bizim siparişler ulaşmamış, iyi de olmuş bir daha ki sefere çiğ köfte için geleceğiz. Yazmadığım ve unuttuklarımı siz gidip yerinde görebilirsiniz. Kebapların lezzeti, müziğin mükemmelliği ve konukseverliğin yanında ödediğiniz ücret sizi buranın müdavimi yapabilir.
TAVACI RECEP USTA
Alsancak’ta 1nci Kordon’da İskeleden sonra limana doğru Bahçe içersinde kışlık mekânı da olan şu anda İzmir’in bir numaralı etçisi… Ankara’da gitmiş ve tadı damağımda kalmıştı kebaplarının.
Kordon’da uzun bir yürüyüş maratonundan ve ne olacak bu memleketin hali kavgasından çıkmış 10 kişiydik ve daha oturur oturmaz şef listeleri getirdi ama seçmemize fırsat vermedi. Başlangıçlar ve ara sıcaklar ikramımız, ortaya kaburga dolma yaptırıyorum sonra et tabağı gelecek içecek olarak ayran, tatlılar da ikramımız dedi ve gitti. Biraz sonra sağanak yemek yağmuru başladı. Önce salatalar sonra nefis patlıcan dolma ve minyatür içli köfte, pide ve lavaşlar yumuşacık ve sıcak parmaklarınızı yedirir cinsten. İçki olarak sadece şarap var. Ayranlar kulplu kâsede, kaşıklar derin… Ben kaşıkla beceremeyince kâseden içiyorum bol köpüklü ayranı.
Biraz sonra kalan parmaklarınızı yemeniz için kaburga dolma geliyor, şef servis hazırlığını sizin masanızda yapıyor eti yağ ve kemiğinden ayırıyor pilavı ete yediriyor ve tabaklarınıza servis ediyor. Tadı klasik lezzet patlaması desem az olur.
Bizim Necmi başkana, takılarak ve şefe onun en büyük başkan olduğunu ve hesapları yıkmaya çalışırken et tabağı geliyor. Pirzola ve şişler tatları güzelde bunları nereye sığdıracağız bir gayret bitiriyoruz. Bir ay et yemesem olur.
Böyle bir yemek Mırrasız sindirilemez, içerken mırracı hem mırra hakkında bilgi veriyor hem de başkan Necmi’ den bahşiş koparmaya çalışıyor ama nafile. Eli boş dönüyor masadan. İkram olan tatlılar ise irmik helvası ve sıcak servis edilen baklava. Hanımlar baklavaya bayılıyor. Biz de bizim ikramımız olan hesaba. Gidin, yiyin ve kebap nasıl olurmuş görün.
BEYAZ KÖŞK
Eski Can Atakent, eski Istakoz’ un yerine açılan mekân et lokantası. Urfa Sıra gecesi ve Şarkıcı Armağan’ ın program yaptığı bu mekânın yemeklerinde bir özellik yok klasik lezzetler ancak Urfa Sıra gecesini merak edenler tercih edebilir çünkü Karşıyaka’da böyle bir yer yok. Gecenin fiyatları oldukça yüksek ancak kendi menünüzü hazırlatarak makul bir fiyat ayarlayabilirsiniz. (Kapandı)

Comments (2) »

MANGAL LOKANTA- KARŞIYAKA

MANGAL LOKANTA/ KARŞIYAKA
İzmir’de hele birde Karşıyaka’da yaşayınca ev haricinde bir yerde yemek yiyelim dedik mi aklımıza balıktan başka bir şey gelmiyor. Uzun zamandır bir et lokantasına gitmemiştim ta ki Adnan abim Mangal’ı tavsiye edinceye kadar. Mangal bir köfteci, Bostanlıda çarşıda ama ana cadde üzerinde değil iki sokak arkada 1811 sokakta mütevazı bir mekân masa sayısı da fazla değil önceden rezervasyonda fayda var. (3000003) Öğle saatlerinde köfte, yaprak ciğer ve piyazı ile hizmet veren Mangal akşam kimlik değiştiriyor ve meyhane havasına bürünüyor. Sizin yapacağınız tek şey var kendinizi garson Hikmet’e teslim etmeniz. O size sırasıyla İnegöl, kaşarlı köfte, yaprak ciğerle başladığı servisini isterseniz kanat piliç şişle devam ediyor. Mezeleri taze ve lezzetli, özellikle cacık ve piyazın mutlaka alınmasını tavsiye ederim. Benim köfte kültürüm fazla değildir ancak Şahin abim etçidir ve köftelerine bayıldığını söyleyebilirim. Ancak ben burada yaprak ciğeri tek geçerim şimdiye kadar yediğim en iyisi idi ve masada ki arkadaşlarda beğendi ki ikinci porsiyonda geldi. Tavsiye ederim gidin ve deneyin fiyat mı, makul ve mantıklı hele rakıya gelen zamlardan sonra ucuz bile diyebilirim.
10.12.2010
Bu mangal Girne caddesindeki köfteci mangal değildir.

Comments (2) »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.