Archive for İzmir’de Meyhaneler, Lokantalar, Balık Pişiriciler ve Kahvaltıcılar

KENT GONDOL CAFE VE RESTAURANT

KENT GONDOL CAFE VE RESTAURANT
Karşıyaka- Atakent’te sahilde Ahmet Taner Kışlalı parkı içersinde, Coşkun beyin anlatımıyla ‘caminin park yerinde’ belediyeye ait sosyal tesis! Gondol adını tesisi çevreleyen kanalda gezilecek sandal ve gondolun olmasından alsa gerek. Tesisin kanala bakan açık bölümü manzarası ile güzel. Lokanta bölümü geniş ve ferah okuma salonu ve cafe ise sanki ters yere yapılmış gibi kanal bölümü daha iyi olurdu. Yapımı esnasında kesilen ağaçları ile protesto edilen mekân halka ucuz hizmet verecek bir alan olarak düşünülseydi sosyal demokrat bir belediyeye yakışırdı. Artık diğer üç lokantası ve buradan kazandıkları ile belediyenin bir aşevi açması gerektiğini yineliyorum. Lokantada et ağırlıklı bir menü var balık bölümü ekonomik balık ağırlıklı levrek, çupra, lüfer hayal etmeyin yok. Hamsi tava ve kalamar ile karides yeter ahtapot mezeye 17.50 tl veririm diyorsanız seçim sizin mezgit kavurmayı ise tavsiye etmem. Diğer çeşitler için mutfağa salatadan çıkan yabani otu gönderdiğimizde bu taze nane diye geri gönderen bir ekibin olduğunu söylemem yeterlidir diye düşünüyorum. Fiyatlar belediyenin sosyal tesisi olarak adlandırılan bir yer için ucuz olduğunu söyleyemem çay 2, kahve 4 tl olunca diğerlerini siz düşünün. Tabii yanınızda bir belediye çalışanı varsa indirimden faydalanırsınız o zaman keyfiniz yerine gelir. Bir kere gidin ve kararı verin derim. Bizim ekip kışın gitmez baharda ve yazın belki. Bu arada garsonlar son derece kibar ve ilgili. Rezv. 0533 371 80 13 02.12.2012

Leave a comment »

İZMİR’DE İLK MEDENİ NİKÂH NASIL KIYILDI?

İZMİR’DE İLK MEDENİ NİKÂH NASIL KIYILDI?
Ahmet Piriştina Kent Arşivi Merkezi Müdürü Doç. Oktay Gökdemir’in Son Söz haber portalın da ki yazısından alınmıştır.
“…Medeni kanun 17 Şubat 1926’da kabul edildi. 4 Nisan 1926’da Resmi Gazete’de yayınlandıktan 6 ay sonra 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girdi.
Hizmet Gazetesi İzmir’deki ilk medeni nikâhı okuyucularına böyle duyurmuştu.
İzmir Türk Medeni Kanunu’nu büyük bir sevinçle karşıladı. Zira İzmir; Cumhuriyetin ve devrimlerin öncü kentiydi. Bu bağlamda İzmir’de ilk resmi nikâh; 21 Ekim 1926’da kıyıldı. Yani kanun yürürlüğe girdikten tam on yedi gün sonra İzmir’de cumhuriyetin ilk medeni nikâhı gerçekleştirildi. Nikâh için kentte büyük hazırlıklar yapıldı. Nikâh yeri İzmir Belediyesi bünyesinde hazırlanmış Beyler Sokağı’ndaki Medeni Nikâh Dairesiydi. Nikâh saati olarak da saat 11 tespit edilmişti. Nikâh’ a başta İzmir Belediye Reisi Aziz Akyürek olmak üzere Dr. Mustafa Enver Bey, Belediye Nikâh-ı Medeni Memuru Necati Bey, Başkâtip Şükrü Bey ve Medeni Nikâh Dairesi Müdürü Celal Bey katılmışlardı. İzmir’in ilk nikâhı Belediye Başkanı Aziz Akyürek tarafından kıyıldı. İzmir’de Medeni Nikâhla evlenen ilk çift ise Alaşehirli Aliye Hanım ile İzmirli Abdülhafız Bey’di. Onların nikâhları kıyıldıktan sonra aynı törenle ikinci bir nikâh daha kıyılmış ve bu kez İzmirli Saime Hanım ile Osmanoğlu Ramiz Efendi’nin nikâhları akdedilmişti. Dönemin Hizmet Gazetesi ertesi günü bu olayı “şehrimizde ilk medeni nikâh kıyıldı” başlığıyla duyurmuştu. O günlerin bütün coşkusunu ve heyecanını yansıtması açısından İzmir’de yayımlanan Hizmet Gazetesi’nin 22 Teşrin-i Evvel (Ekim)1926 tarihli bu haberini günümüz Türkçesiyle aynen vermekte yarar var.
“Dün şehrimizde de ilk medeni nikâh kıyılmıştır. Kanuni müddetleri hitam bulan iki çiftin nikâhlarının akdi mukarrer olduğu için belediyenin Beyler Sokağı’ndaki Medeni Nikâh Dairesi’nde bazı hazırlıklar yapılmıştı. Saat on bire gelirken merdivenler halılarla tefriş edilmiş ve davetlilerin vüruduna intizar edilmiştir. Muazzam inkılâbın yüksek eserlerinden Medeni Kanun’umuzun nikâh faslındaki feyiz ilk defa olarak idrak edileceği için birçok zevat nikâh dairesine meduv bulunuyorlardı. Vali Paşa ile daha bazı zevat da davet edilmişlerse de gelmemişlerdir. Yalnız Şeyhül etıbba Doktor Mustafa Enver Bey davete icabet etmişti. Saat on bire gelmişti. Belediye Reisi Aziz Bey ilk nikâhı bizzat akdetmek istediği için frak labis bulunuyorlardı. Müracaat itibariyle birinciliği alan Alaşehirli Aliye Hanım’la İzmirli Abdulhafiz nikâh odasına dâhil oldular şahitleri de beraberlerinde idi. Merasimin icrasında Belediye Reisi Aziz, Nikâh-ı Medeni Memuru Necati, Doktor Mustafa Enver, Başkâtip Şükrü, Daire Müdürü Celal Beyler hazır bulunmuştur.
Taliplerle şahitler kaim bir vaziyette oldukları halde Reis Aziz Bey evvela Hayriye Hanım’a hitap etti:
-Talibiniz Abdulhafiz Efendi’ye birrıza akd-i nikâh eylemenizi arzu ediyor musunuz?
Aliye Hanım:
-Birrıza akdimizin icrasını istiyorum.
Bu sual Hafız Efendi’ye tekrar edilmiş ve mumaileyh de aynı cevabı verdikten sonra hazır bulunan şahitlerden talipleri tanıyıp tanımadıkları sorulmuştur. Tanıdıkları anlaşılınca Aziz Bey, Hükümet-i Cumhuriyet namına nikâhın akdedildiğini söylemiş ve tarafeyne saadetler temenni eylemiştir. Müteakiben Abdulhafız Efendi tarafından celp olunan pasta, şeker ve sigaralar meduvine ikram edilmiştir.
Bundan sonra diğer talipler Saime Hanımla Osmanoğlu Ramiz Efendi’nin akdleri de aynı merasimle icra edilmiştir.”
Medeni nikâh; Cumhuriyet’in Türk kadınına özel alanda tanıdığı en önemli haklardan birisi olmuştur. Bu bağlamda Türk kadını; Meşrutiyet dönemlerinden itibaren sürdüğü hak ve özgürlük mücadelesini Cumhuriyet’ le birlikte somuta taşımıştır. Böylelikle Nezihe Muhiddin, Suat Derviş, Fatma Aliye, Halide Edip ve daha nicelerinin büyük bir özveriyle yıllarca sürdürdükleri kadın özgürlüğü ve eşitliği savaşımı; Cumhuriyet’in kamusal ve özel alanda eşit yurttaşlık projesiyle önemli bir aşamaya ulaşmıştı.” 02.12.2012

Comments (1) »

ALAŞEHİR DEĞİŞİYOR

ALAŞEHİR DEĞİŞİYOR
Böyle bir sloganla çalışıyor Alaşehir’in yeni Belediye Başkanı Gökhan Karaçoban. Şehir bir şantiye görünümünde halk şikayet etse de kazılan sokaklar asfaltlandıkça elektrik ve telefon kabloları yer altına alınıp patlayan eski su tesisatı yenilendikçe şehrin her iki girişinde ki yollar yenilendikçe şehir değişiyor. Eminim ki bu değişimi görenler çektikleri eziyeti kısa zamanda unutuyorlar.
Başkan Alaşehir’de devam eden bu çalışmalarına ilave yeni projelerini belediyenin web sayfasında açıklamış oldukça güzel ve şehrin görünümünü değiştirecek projeler.
Şehrin ana giriş yolu tamamıyla yenileniyor ve mevcut meydan daha kullanılır hale getiriliyor.
Halk kütüphanesi binasının restorasyonunu belediye yapıyor.
Sokak hayvanları için bir barınak planlanmış.
Sarısu da bir şelaleyi de içine alan çevre düzenlemesi yapılıyor.
Bulvar baştan sona yenileniyor.
Eski mezarlıkta düzenleme yapılıyor.
İşte bu yapılanlar çerçevesinde benimde birkaç önerim var Alaşehir Değişiyor sloganına katkı olabilecek. Öyle çok fazla para pul isteyen projeler değil yeter ki niyetlenilsin ve bu projelerle ilgilenecek birkaç kişi bulunsun.
1. Alaşehir Milli Mücadeleye hem düşünce, hem de silahlı güç olarak destek vermiş kongre toplamış, milis kuvvetleri ile cephelerde bizzat çarpışmış ilçelerimizden bir tanesidir. Ancak bu mücadeleyi anlatan bir yapı, anıt, müze şehrimizde mevcut değildir.
Şehrimizde ki eski evlerden bir tanesi belediyece satın alınarak ki benim düşüncemdeki ev eski Belediye Başkanımız Turhan Alakent’in evidir. Milli Mücadele müzesi haline getirilebilir. Buna maddi olarak ve sit engeli nedeniyle imkân bulunamazsa halen yenileme çalışmasının yürütülen Kütüphanenin bir bölümü “Milli Mücadelede Alaşehir” konsepti ile düzenlenebilir. Bu bölüm Alaşehir’de Milli Mücadeleye verilen destek pano ve resimlerle ve bu konuda yayınlanmış kitaplarla kurulabilir diye değerlendirmekteyim. Ki bu konuda Alaşehir’de yeterli dokümanın özellikle fotoğrafların bulunacağını ve bu konuda çalışma yapacak kişilerin bulunabileceğini düşünüyorum.
Alaşehir’e gelecek olanların gezecekleri mekanlardan biri olacağı gibi çocuklarımıza şehrin tarihini anlatabilecek bir mekanda olacaktır.
2. Alaşehir’in marka yüzü üzümüdür ancak bu üzümünü şehirde tanıtacak bir Üzüm Evi veya Üzüm Müzesi yoktur. Belediyenin İlçe Jandarma Komutanlığının arka sokağındaki Bağ Evi ve bahçesinin bu maksatla kullanılabileceğini düşünüyorum. Bahçeye sıralanacak çiftçi malzemeleri ve bağ bozumu malzemelerini bulmak problem olmayacaktır.
Bahçeye dikilecek Alaşehir’de yetişen Sultaniye haricindeki diğer üzümler ise çeşitliği artıracaktır.
Eskiye ait bağ ve bağcılık fotoğrafları ve üzümün yetiştirilmesini anlatan pano ve resimler ise bağ evinin içinde rahatlıkla sergilenebilir diye değerlendirmekteyim.
Burası da şehre gelenlerin gezecekleri ve civarında açılacak birkaç dükkanla Alaşehir’e has yöresel ürünleri alabilecekleri bir alan olarak turizme hizmet edecek bir alan olacaktır
3. Şu anda yapımına devam edilen Bulvar çalışması ise Kenan Evren heykelinin bulunduğu alandan kaldırılmasını gerektirecek diye değerlendirmekteyim. Zaten daha öncede bu konuda bazı haberler ortaya atılmıştı. Her ne kadar şu anda siyaseten yargılansa da Kenan Evren’in Alaşehir için yaptığı hizmetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Belki bunda emekli bir asker olmamın da etkisi vardır.
Eğer bu heykel kaldırılacaksa ve Sarısu’da ki Kenan Evren Parkı muhafaza edilecekse bu heykelin orada muhafaza edilmesinin bir gönül borcu olduğunu düşünüyorum.
Alaşehir değişiyor ve değişmeli. Yaptıkları için teşekkürler yapacakları için başarılar tüm emeği geçenlere. 07.11.2012

Leave a comment »

KENT OCAKBAŞI

KENT OCAKBAŞI
Karşıyaka Belediyesinin aş evi var mı? Ben duymadım ve görmedim ama belediyenin üç adet lokantası olduğunu ve dördüncüsünün yolda olduğunu biliyorum. Acaba diyorum Belediye bu lokantaların geliri ile bir aş evi açar ve fakir, fukaranın, gurebanın karnına bedava bir kap çorba koyar mı? Ne de olsa sosyal demokrat bir belediye yakışır diye düşünüyorum.
İşte bu lokantalardan son açılanı Karşıyaka Dudayev Bulvarı üzerinde Kent Ocakbaşı. Et ve tavuk menüsü ağırlıklı lokantanın bir diğer özelliği ise Brezilya mutfağını da menüye dahil etmesi. Klasik ocakbaşını anlatmama gerek yok.
Bize yabancı olan Brezilya mutfağından bahsedeyim. 50 Tl yi veriyorsunuz 6 çeşit et ve tavuktan istediğiniz kadar yiyiyorsunuz. Garson siz dur deyinceye kadar getiriyor. Tabi iki kişi gidip tek porsiyonla idare etmek uyanıklığı yok. Dana ve tavuk ağırlıklı menüde tek kuzu çeşidi var. Bazı porsiyonlar kuş yemi kadar ve sıralı tabir ettiğimiz sistemle kuş yavrusu besler gibi gıdım gıdım servis ediliyor. Servis arası uzun olduğu için tabağınız bir müddet boş kalabiliyor. Anlayacağınız bize ters bir durum halbuki hepsini bir defada getirse doyuncaya kadar yesek, hem gözümüz hem karnımız doysa. Bu Brezilya mutfağı bana göre değil isterse iki kilo eti elli liraya versin servis şekli hoşuma gitmedi. Mekanın açık ve kapalı alanları ferah ve rahat bu lokantaya tekrar gideceğim ama etler arasında gördüğüm ve hiçbir lokantada servis edilmeyen dana pirzolayı yemek için.18.10.2012

Leave a comment »

KOZBEYLİ SOFRASI

KOZBEYLİ SOFRASI
Yeni Foça – İzmir yolu üzerinde ama benim Eski Foça yolundan Gerenköy yol ayrımın karşısında ki yoldan Yeniköy istikametine dönerek gittiğim Kozbeyli köyü sırtlarında ki bu mekân kahvaltı, lokanta ve özel toplantılarınız için oluşturulmuş bir köy evinden dönüştürülmüş. Aile işletmesi olan mekânın yolu biraz dik aracınızı aşağıda bırakıp yürümenizde fayda var. Kitaplığı bile olan lokantanın girişinde bizi karşılayan kırmızı dut şimdiye kadar yediklerimin en irisi tam zamanında gitmişiz bu tombul dutlar bir harika kahvaltıda reçeli de var. İki bölümden oluşan sofranın ilk bölümü yeşil alan manzara nefis incir ve ayva ağacının altındaki sedirler oldukça rahat. İsterseniz sundurma altında ki cam bölmede de oturabilirsiniz. Kahvaltı klasik bildiğimiz köy kahvaltısı ancak bir özelliği var onu mutlaka belirtmeliyim. Tartı/ tortu isimli yiyecek değişik bir tat sütün kaymağı tencerede 6 saat boyunca karıştırılarak dibine tortu üstüne yağ çıkıyor ve bu tortu alınarak servis ediliyormuş. Tek kişilik bir kahvaltı ile iki kişinin doyabileceği kahvaltının fiyatı da uygun. Kahvaltı yanında öğle ve akşam yemeklerinin de servis edildiği bu mekâna uğramakta fayda var ancak yine de hafta içi önceden telefonla bilgi almak gerektiğini düşünüyorum. 02328261171/05337476157

Leave a comment »

DERYA RESTAURANT/ ÇAKMAKLI /YENİ FOÇA

DERYA RESTAURANT/ ÇAKMAKLI /YENİ FOÇA
Bizim havuz dörtlüsü artık her hafta olmasa bile on beş günde bir kaçamak yapmayı yeni yerler, yeni lezzetler keşfetmeyi alışkanlık haline getirdi. Son durak Yeni Foça Çakmaklı köyü, Sait Bey gitmiş beğenmiş gereği düşünüldü Cuma namazından sonra spor salonu garajında buluşulacak. Üç kişi hazır ama dördüncü Yılmaz Bey yok bekliyoruz, arıyoruz cevap yok sonunda azmağa gidip bakıyoruz araba orada tekne yok. Anlaşılan rabbi ona balığa git rakıdan uzak dur demiş. Biz de üçlü olarak düşüyoruz yola ama bu işin cezası da kesilecek Yılmaz Bey’e eski bir futbolcu olarak bize attığı bu çalımın hesabını verecek
İzmir yolundan Yeni Foça istikametine döndükten 4 km sonra ki benzinliği geçince sağda Çakmaklı levhasından sağa dönüp köyün içinden sola dönünce denize sıfır bir lokanta Derya. Köyün hemen bitişiğinde balıkçı barınağı manzaralı, ufku açık, suda yeşilin ve mavinin tonlarının hâkim olduğu, karada ineklerin karşı otlakta yayıldığı hafif bir rüzgarın estiği açık alanda masamıza kurulmadan önce balıklara bakıyoruz. Bu gün balıklar hem az hem de çeşit yok. Levreği pas geçip Kalamar, barbun ve sargozda karar kılıyoruz. Sargoz daha sabah gelmiş ve yağda yapacağını söylüyor Yaşar Bey.
Lokantanın işletmecisi Yaşar Bey burasını 17 yıl önce muhtarlıktan kiralamış o gün bu gün dür işletiyor. Daha da devam ederim en çok parayı verir alırım diyor artık kendi malı gibi benimsediği bu mekân daha çok demir çelik işletmecileri ile denizcilerin uğrak yeriymiş. Öğlenleri ve hafta sonu yer bulunmadığını söylüyor.
Biz de methini duyduğumuz için geldiğimiz mekanda ilk kadehlerimizi peynir, salata ve atom eşliğinde kaldırırken kalamar yetişiyor. Kalamar bir harika pamuk gibi, rengi, lezzeti, kokusu bir harika benim biraderin kulağını çınlatıyorum sırf bu kalamar için onu buraya getirmeliyim. Barbunlar bölgeye hasmış, bunlarında tadı ve pişirilmesi çok iyi. Sargoz gelinceye kadar Yaşar beyle yaptığımız sohbette burada et ve tavuk olmadığını öğreniyoruz ya telefon edeceksiniz onlar alacak veya siz yanınızda getireceksiniz pişirecekler. Yoksa balık yemem diyen saltaya talim eder bir de hafta sonu mutlaka rezervasyon gerekiyormuş. (02326255101) Oturduğumuz masanın önündeki yol köyün sahil yolu gibi köyün gençleri ve bayanları ellerine çiğdem çekirdekleri çıtlatarak tur atıyor, mendirekte soluklanıp, iki laflayıp tekrar köye dönüyor. Çılgın yeşillik ve tattaki roka ve maydanoz eşliğinde Sarkoz da geliyor ancak yağda fazla kalmış ve kurumuş gibi geliyor bana. Mustafa Bey kızarmış bölümleri büyük bir zevkle ayıklayınca kısa sürede bu balıkta bir deri ve kılçık olarak geri gidiyor. 70lik rakının son dublelerine çağla badem eşlik ederken güneş karşıdan nefis bir görüntü ile bize bir daha ki hafta için randevu veriyor ve beni diyor bir de gün batımında görün. Yer güzel, manzara güzel, insanlar güzel, fiyatta kişi başı 60 TL.
Ben bir defa daha geleceğim biraderi getirip kalamar yedireceğim. 14.04.2012

Leave a comment »

İZMİR’İN SİMGESEL LEZZETLERİ

İZMİR’İN SİMGESEL LEZZETLERİ (ALINTIDIR)
İzmir’in Simgesel Lezzetleri adlı yazı İzmir Gourmet Guide kitabının 2010 yılı sayısında Ahmet Güzelyağdöken tarafından kaleme alınmış bir yazıdır.
Binlerce tarihi içinde barındıran İzmir tarihsel serüveni içerisinde çağdaş ve modern bir şehir olma özelliğini; barındırdığı ve yaşattığı her topluluğa bir ifade olarak yansıtmıştır.
Bugünün ve dünlerin İzmir”i hep sakin ve huzurlu bir şehir olarak kalmıştır.
Yaşattığı onlarca kültür, kimi yok olsada kırıntıları ve kalıntılarıyla izleri günümüze kadar gelebilmiştir.
Uzun zamanlardan günümüze kadar gelen simgesel zenginliklerin, lezzetlerin ve tatların ne kadar uzun bir süreçten süzülerek geldiğini bilmemiz lazım.Bu simgelerin kaybedilmemesi anlamında her İzmir”linin duyarlılıkla bu tatların bir ucundan tutması gerekir.Buna katkımız olması amacıyla birkaç İzmir gündeliğini sizlerle beraber hatırlayıp yaşatmak adına paylaşmak istedik.

KUMRU
Kumru gerçekte bir kuştur !!
Ancak :
İzmir’de sandal formunda, kabarmış, üstü susamlı kızarmış bir tür ekmektir.
Ekmek hamuru gevrek hamuru ile aynıdır; gevreğin satıldığı her yerde kumru da bulunur.
Köşe başı gevrekçilerinde veya arabalarda; ortası sandviç olarak yarılmış, içine tulum peyniri, domates ve biber konmuş süslü şekli ile satılır.
Aynı kumru ekmeğinin başka bir uygulaması ise kumru ekmeğinin ızgarada kızartılmış; kızarmış sucuk, sosis, salam, kaşar peyniri ve üzerine domates konularak yapılanı bugün İstanbul’ da dahi taliplisini bulmaktadır.
Kumru da İzmir’in simgesel tadlarında önde duracak temel değerlerinden biridir.
Uygulamacılarında Kumrucu Hüseyin, Kumrucu Şevki, Kumrucu Hikmet, Kumrucu Erol isimlerini burada zikretmemiz gerekir.

URLA ve KATMERCİLERİ
Aslında katmer ülkemizin pek çok yerinde şekerli veya şuruplu tatlı olarak uygulanır.
Gaziantep katmeri; ince hamurlu, sadeyağlı, fıstıklı ve ince şurupludur.
Bazı yörelerde kavrulmuş, dövülmüş susamlı veya tahinli ve şekerlidir.
Urla katmercileri ise elle havalandırarak açtıkları hamuru, zeytinyağı, kıyma veya peynir devamında maydanoz ve yumurta ile çeşnilendirerek zarf şeklinde dürüp kızartırlar.
Bugün İzmir’e mal olmuş bu tadın ortaya çıkışında 50’li yıllarda Giritli Erol Ünal ustanın emeği büyüktür ve yeni nesil de bu geleneği başarılı bir şekilde sürdürmektedir.

ZAHMETSİZ
Tarihi Kemeraltı Çarşısı Kestane Pazarı girişinde sol tarafta “Tabaklar Balık” adıyla zahmetsiz balıkçı ismini kendisi ile özdeşleştirmiş bir balık lokantasıdır.
İsmini özellikle zikretmemizin sebebi, bu tarzda başka hiçbir yerde hiçbir benzerinin olmayışıdır.
Tarihi turşucu ile karşı karşıya olması ve etrafındaki peynirci, zeytinci, kuşçular ve bilumum esnaf ile ciddi bir enerji yaratmaktadır.
Basitleştirilmiş ve lezzetli bir salata, karşıdaki turşucudan ısmarlanmış bir bardak turşu suyu, tavada sardalya, devamında zahmetsiz minik fileto balıklar, sonunda kibrit kutusunun yarısı kadar helva…
Dikkate alınıp, muhakkak denenmeli.

CEVİZ ve BADEM EZMECİSİ
Aslında Burdur’ da şekillenmiş bir tat olsa da bugün bu eski geleneği İzmir’de küçük bir dükkânda sürdüren “Elgani” bol veren anlamındaki adı ile de dikkat çekici bir tat ustası…

Günlük imal ettiği belirli miktardaki badem ve ceviz ezmesini sunuşundaki titizliği, yakaladığı tat ve kıvamın gelecek zamanlarda da yeni nesillerle de devam etmesi gerektiğine inandığımdan dikkatinize sunmak istedim.

SÖĞÜŞÇÜLER
Arabacılardan mekâncılara uzanan bir tarihi süreç…
Söğüşçüleri hatırladığımızda ilk aklımıza gelen söğüşçü arabalarıdır;
Ama nasıl?
Maydanoz, domates ve biber ile süslü söğüşçü arabalarıdır.
Bugünün şartlarında ise söğüş artık mekânsal bir boyuta taşınmıştır.
Sunumda küçük farklar olsa da dilden, yanaktan; acılı, acısız; çift pide, tek pide kavramları aynıyla devam etmektedir.
Geçmişten gelen tarihsel bir potansiyeli olan söğüşün, formunu koruyup kendine mekânsal anlamda bir yer bulması ve devamlılığını sürdürmesi gelişim ve yenilikçilik adına da örnek bir durumdur.
Günümüzde bu lezzeti tadabileceğiniz yerlerin başında Kemrealtı’ndaki Hisarönü söğüşçüsü ve Cimbomlu, Kıbrıs şehitlerinde söğüşçü Murat ve söğüşçü Hüseyin usta gelmekte.

TARİHİ FIRINLAR
Yemek kültürünün sulu ve bol kaşıklı olduğu bir toplumun, güzel ekmekler yeme isteği herhalde makul bir durumdur.
İnsanımız genel itibariyle ekmeği; mayasından hamuruna, kızarıklığına kadar takip eder.
Modernleşme sürecinde bazı değerler elimizden gitse de günümüz itibariyle kıymetlerinin anlaşıldığı ve bu değerlerin birer birer geri geldiği açık açık görülmektedir.
Yani,
modernize fırınlarda yapılmış ekmek, zamanında kara fırın ekmeklerinin cazibesini yok etmişti; fakat bir süre sonra ki bugün bizler kara fırın, taş fırın ya da odun fırını tercihimizi kullanmak için yolumuzu uzatıp, yönümüzü bile değiştirebilecek hassasiyetteyiz.
Bu değerlerimizin geçmişten süzülüp günümüze gelmesini sağlayacak sosyal bilincimizi de hep diri tutmamız gerekmekte.
Bu anlamda Anafartalar Caddesi’ nin başından sonuna kadar olan tarihi fırınlarda pişen ekmekleri takip etmenizi ısrarla tavsiye ederim.

SÜTLÜ BALIK
İzmir, sadece balıkçılarıyla bile tarihi yazabilecek nitelikte bir birikime sahiptir.

İZMİR’ de :
Balık nasıl pişirilir?
İzmir’de balık, tüm maharetiyle şekilden şekile pişirilir.
Aslını kaybetmez, Ruhunu kaybetmez, Şeklini kaybetmez.
Nasıl yenir?
Saygıyla, sevgiyle, sohbetiyle, neşeyle yenir.
Ne yenir?
Sütlü yenir, tuzda yenir, ızgara yenir, buğulama yenir, pilaki yenir.
Nerede yenir?
Deniz’de,Derya’da,Mercan’da,Hasan’da,Körfez’de,Hisar’da,Cevat’ta,Gümüş’te,Adabeyi’nde,Su’da,Sipari’de, Sahil’de Yengeç’te,Mytos’ta,Güzelbahçe’ de velhasıl……İZMİR’ DE YENİR….

KIYI EGE VE GİRİT MUTFAĞI
Coğrafi yapısı benzer olan kıyı egenin denizdeki balığından toprağındaki ot ve ağacına kadar dokuları hep birbirine benzer.
Dolayısıyla kullanılan ana malzemeleri aynı olan ancak bu malzemeleri farklı yorumlayan farklı kültürlerin birbirleriyle olan etkileşimi çok iyi irdelenmelidir.
Daha da önemlisi zeytinyağının en belirleyici ortak ana malzeme olmasıdır.
Bu durumda Girit mutfağı diye bahsedilen mutfağın sadece Girit’le ilgili değil ege kıyı kültürünün bir sonucu olduğunu görebilmemiz gerekir.
Kengergiller yani enginar, şefkedibostan (akkız), Eşek helvası gibi iğne yapraklı otlar, arapsaçı gibi aromalı otlar, turp otu, çibes, radika, bambul, gibi haşlamalık otlar; iğnelik, gelincik, sarmaşık, tilkimen (yabani kuş konmaz), dağ sarımsağı, yabani soğan gibi kavurmalık otlar ayrıca deniz kıyısı ve çorak kısımlarda yetişen deniz börülcesi, kaya koruğu, deniz fasulyesi ve birbirine benzer yüzlerce ot aynı bölgenin farklı isimlerde ifade edilen temel yeşillikleridir.
Bugün bu zenginlikteki coğrafyanın sadece yaprak sarma, taze fasulye bamya, ıspanak, pırasa, semizotu, pazı gibi çok bilinen sebzeler etrafında dolaşıyor olması da ege mutfağı tarifini zemininden kaydırmaktadır.
Günümüzde sağlıklı beslenmenin ve sağlıklı yaşam tarzının, tutunacağı tek mutfak zeytinyağlı bir ege mutfağıdır.
Tabii ki Alsancak’ta radika ve Girit mutfağı gibi evsel birikimlerini şık ve sevecen bir tarzda paylaşıma açan girişimcileri çok önemsiyor ve kutluyoruz, daha önemlisi İzmir’in bu geleneklerinin ve kültürünün kaybolmaması adına sizleri hem sağlıklı yaşama hem de birikimlerimizi korumaya davet ediyoruz…

KEMERALTI TURŞUCUSU
Kestane pazarının girişinde her meyveden ve sebzeden rengarenk bir renk cümbüşü içerisinde ağzınızdan sular akarak meşhur turşucu karşılar sizi. Kütür kütür salatalık ve bir bardağa doldurulmuş acılı ya da acısız turşu suyu sizi rahatlıkla yoldan çevirebilir.
Ve hatta içtiğiniz turşuyla yetinmeyip cazibesine kapıldığınız bir turşuyu pakatletip evinize götürmenizde muhtemeldir. Uzun yıllardır mevcut yerinde geleneğini sürdüren bu turşucu kestane pazarının önemli değerinden biridir.
DİBEK KAHVESİ
Bugün İzmir’in üç-dört yerinde bulabileceğimiz dibek kahvecileri genel kültürümüzün ve İzmir kültürünün önemli unsurlarından biridir.
İçecek kültürümüzün bize ait en önemlilerinden bir tanesi Türk kahvesidir. Bu yüzden bu konunun çok daha önemsenmesi gerekir.
Dibek kahvesi, seçilmiş yeşil çekirdek kahvelerinin özel bir fırında kavrulmasından sonra taştan oyuğun (dibek) içerisinde bir demir yardımıyla (havaneli ile) dövülerek toz haline getirilmesidir. Kimi kahve tiryakileri hafif iri taneli dövülmüş kahveyi özellikle seçerler. Henüz yeni dövülmüş bir dibek kahvesi; kıvamı kokusu ve telvesiyle keyfin doruk noktasıdır.
Bugün bu geleneği sürdüren, Hisarönü ve onun yakınındaki Gönen kahvecisi ve Hatuniye Camii yakınındaki Dibek kahvecisi kalmıştır. İçtiğiniz bir Türk kahvesinin hangi süreçlerden geçerek fincanınıza süzüldüğünü bilmeniz mutlaka keyfinizi daha da artıracaktır.
PASAPORT, NARGİLE VE ÇAY
Pasaport İzmir’in çok önemli simgelerinden biridir ve onunla bütünleşen bir nargile keyfi ile bu silüette en güzel şeklini alır.
Bugün tütün ve sigara konusu ne kadar sağlıkla ilgili bir kavram olarak değerlendirilse de biz konuyu sadece biçim ve üslubuyla değerlendireceğiz.
Yani; yozlaşmış bir nargile kültüründen ise (aromalı nargile) Tömbeki tütünüyle gerçek bir nargilenin, tiryakisinin elinde zarif ve dengeli duran şişenin içerisindeki ağır hareket eden dumanından büyülenen bir izleyici olmayı tercih ederim.
Ayrıca nargile kahvelerinde, çayın çok önemli bir yeri olduğu ve en iyi çayın, nargile kahvelerinde demlendiği, bilinmesi gereken önemli bir detaydır.
BERGAMA KÖFTECİSİ
Öğrenciliğimin geçtiği 70’li yıllardan Şirinyer tren istasyonu hemzemin geçitten hatırladığım işkembe çorbası ve köftesinin tadının hala aynı ancak yerinin farklı olduğu Bergama Köftecisi bugün Şirinyer Nato kapısı karşısında.
Yeşilbiberleri hala aynı parlaklıkta, yoğurdu kaymaklı, Kemalpaşası tahinli ve kaymaklı.
Köfteci amca ızgaranın başından ayrılmış ortada dolanıyor ama hala aynı sakinlikte ve kendinden emin.

BOYOZ
Boyoz, her İzmirlinin nerede daha güzelini yiyebilirim ya da şu boyozcu diyebilecek kadar yorum yapma hakkına sahip olduğu çok eski ve o kadarda İzmir’e ait bir tat. Tarihsel süreci içerisinde 1500’lerde İzmir’e göç eden Yahudilerle birlikte gelen bir hamur işi olarak bilinmektedir. Hatta İzmir’in boyoz ustalığında Avram ustanın adı bir efsane gibi bilinir…
Bu günlere gelindiğinde, fırında pişen yumurtasıyla Alsancak Dostlar Fırını ve tabii ki İzmirlilerin her sabah işaretledikleri arabalı satıcılar ve köşebaşları bu geleneği yaşatmakta… Misina ile kesilen katı yumurtası, tuzu ve üzerine mutlaka karabiberiyle boyoz ve çay… Mükemmel bir duygu.

SUBYA; (subiye)
Tarihsel süreci içerisinde İzmir’le özdeşleşmiş, İzmir’den başka yerde pek bilinmeyen, kavun çekirdeğinin ezilmesiyle ve hafif şekerle tatlandırılan hafif nişastalı süt kıvamında soğuk içilen ve mutlaka taze tüketilmesi gereken mükemmel bir içecek. Subya’da İzmir Yahudilerinin Sefarad mutfağından gelen bir gelenek içeceği. Artık köşe başlarında satıldığını pek göremiyoruz ancak izlendiğinde Hatuniye Camiine ya da Dönertaş’a giden yolun başlangıcında küçük bir dükkânda satılmakta, tadını bilmeyenlere muhakkak bulup denemelerini öneririm…

HİSARÖNÜ ŞAMBALİCİSİ :
Hisrönü’nde küçücük bir dükkânda, tepsilerin duruşu, şambalilerin görüntüsü her rağbet gören şeyde bir sihir vardır der gibi duruyor… Şambali yerel bir tatlı olmamasına rağmen bu tatlıyı dikkate almamız hem şambalinin kalitesi hem de dededen toruna aynı kıvam ve tadıyla bugüne kadar aynı geleneğin bozulmadan taşınmasından geliyor. Bugünde aynı titizlikle servis edilen şambaliyi, tatlı keyfinizin bir köşesinde tutmak lazım…

İZMİR LOKANTALARI :
Günümüz yemek kültüründen (hızlı yemek) olumsuz olarak en fazla etkilenen yemek tarzı sulu yemek olmuştur; zira bu durum hızlı yaşam tarzının bir sonucudur. Ancak her yozlaşma ve yabancılaşmanın sürecinde muhakkak bir aslına dönüş olacaktır. Bugün insanımız keyifli bir yemeğin onların mutlu olmalarını sağlayacak bir eylem olduğunu fark etmektedir ve günlük yaşantılarından küçücük bir zaman dilimini iyi bir öğle yemeği yemeğe ayırabilmektedirler. Ne mutlu ki İzmir’de bugün bu keyfi yaşatan birçok geleneksel lokantalarımız vardır. Bunların hatırı sayılır olanları muhakkak ki bir Adil Müftüoğlu (Bit Pazarı), Kısmet Lokantası (Kemeraltı), Zaim Usta (Birinci Sanayi), Özüm Lokantası (Çamdibi), sayılabilir ki gerçekten bölgesel ve geleneksel lezzetlerimizi başarıyla devam ettirmektedirler.

İZMİR ÇOBACILARI:
Üzülerek ifade etmem gerekir ki en çok unutulma ve terk edilmeye maruz kalanların başında çorbacılarımız geliyor. Sebebi hikmeti çok basit. Günümüz insanının (yağ, kolesterol, protein) sağlıklı beslenme kaygısının öne çıkmasıyla uzaklaştığımız bir gelenek. İzmir’e ait olması açısından önem taşıyan ve Türkiye’nin hiçbir yerinde uygulanmayan çorba tarzlarıyla, Çorbacı Hamza ve İsmet Usta’yı anmamak mümkün değildir. İşkembe, şirden, tuzlama, ayak, ayak paça, kelle paça, kestirme koyu kestirme gibi lezzetlerin yok olup gitmesine gönül razı olmuyor. Ben bu keyfi kaybetmemek için ayda birkaç kez gidiyorum. İsmet Usta (Alsancak), Yenice Lokantası (Basmane, İsmet Usta’nın oğlu), Yeşilova Çorba (Hatuniye Camii yolu), Ercan Usta (Ayakabıcılar sitesi) bu geleneği sürdürebilmektedirler.

HİSARÖNÜ MENNAN
Fevzipaşa Bulvarı’ndan Hisarönü’ne girdiğinizde az ileride sol başta; mevsiminde mis gibi karadut suyu ile MENNAN karşılar sizi. Bu karşılama sadece karadut suyuyla kalmayıp karadutlu dondurma veya sahlepli has dondurma veya şekersiz özel kazandibi üzeri gelin tülü gibi toz şekerli ya da daha ne diyelim ki… İzmir’in gerçekten İzmir kokan özellerinden birisi Mennan ve hala aynı ve çok eskilerden gelen tadıyla çok severim…

GEVREK :
Ne simidi? Can simidi mi! Hayır hayır gevrek işte…
İzmirliler böyle biliyor gevreği, tulum peynirinin hasıyla tutkunu olmuşlar, yaşamlarının hep içinde ve hep sıcacık ve mutlaka çıtır çıtır…

AKSÜT VE SEFER USTA :
Rıza Aksüt 1950’li yıllarda yola çıkmış; sütün kaymağın peşinde kendisi koşturmuş, sütlü böreği de kendi çabalarıyla yaratmış… Börek formunda ince açılmış hamurun içine kaymak koyarak fırınlanmış; çıtır çıtır, şurubu ile ışıl ışıl gerçekten görsel anlamda çok şık bir tatlı. İsterseniz üstü kaymaklı… Bayılırım… Başdurak Camii altında başladığı yerde, yeni nesil bayrağı başarıyla taşımaya devam etmekte…
Sefer Usta Kemeraltı Salepçioğlu karşısında, uzun yılların küçücük ama o kadarda enerjisi büyük dükkânı, giren ve çıkanın zorlandığı mekan. Üst üste kaymak tepsileri, kazandibi, ekmek kadayıfı, peynirtatlısı, uğradığımda kendimi hiçbir zaman tutamadığım yer. Ekmek kadayıfı, kazandibi üzeri kaymaklı, nasıl bir üçlü ama? Bugün her yerde şubeleri var, tebrikler ancak, beni geçmişin ruhu daha çok ilgilendiriyor…

KEMERALTI PEYNİRCİLERİ ve HAVRA SOKAĞI
Kemeraltı, İzmir’in simgelerinin tamamının yükünü taşıyabilecek en önemli yeridir.
Peynirciler bu alan içerisinde önemli bir yer tutarlar. Ve özellikledir ki İZMİR TULUMU İzmir’in simgesel lezzetlerinin en başında yer alır.
Bölgenin ve İzmir’in temsilinde çok önemli bir yer tutar. Tulum peyniri dendiğinde aslında ilk akla gelen deri tulumudur.
Peynirin iyisi kıllı tulumda diye pazarda bağırdığım günleri hala hatırlarım çünkü bende bir peynirciyim ve bu gelenekten geliyorum.
Deri tuluma peyniri kalıplar halinde yerleştirmek ciddi bir ustalık ister.
Ancak deri tulum hem sağlık koşulları hem de ustalık zorluğundan bugün tenekenin içerisine girmiştir ve çok başarılı bir dönüşüm geçirmiştir.
Kemeraltı peynircileri bir gerdanlık gibi işledikleri tezgâhlarıyla İzmir’in incisi gibi dururlar.
Ve tabii ki zeytincileri ve helvacılarını da unutmayalım.

DÖNERCİLER
Döner her yerde DÖNER,
Bursa’da İskender döner,
Erzurum’da Yatık döner,
Ama her yerde ağır ağır DÖNER;
Kemeraltının o büyülü zamanlarında, dönercilerin önünden geçerken burnumuza gelen o dayanılmaz kokuları hatırlayın ve o geçit resmini.
Bu geçit resminde yürüyen, bağıran, çağıran, talep edenler ve takdim edenler, velhasıl her şey bu törenin içindedir.
İşte o birikimindendir ki,
Döner İZMİR’DE başka Döner.
Şükran, Atıf, Gül, Petek Döner hatırda kalanlar. Bugün kalanlar ise Kemeraltı’nda Gül, Petek ve de Kıbrıs Şehitleri’nde tabii ki Altınkapı..

LOKMACI VE HELVACI (ÖZTAT)
Hacı İbrahim Efendi (1925) ile başlayan, günümüze dededen-babaya ve oğula kadar gelen ustalık geleneği hala çok başarılı bir şekilde devam ediyor.
Lokmacılık ve irmik helvası hayır sebebiyle oluşan bir tatlıcılık. Ancak lokma ve helva ne kadar başarılıysa sevabı da o kadar fazla gibi.
Zira lokmalar birkaç gün bile beklese gevrekliğini koruyor ve hamurlaşmıyor. İrmik helvası da uzun süre kıvamını muhafaza ediyor.
Eh böyle bir tatlı hayırda duayı, dükkânda takdiri fazlasıyla hak ediyor.
Basmane karakolu yanındaki köşede hala aynı yerdeler.

İZMİR MEYHANELERİ
İzmir geçmişte tek tekçileri ve meyhaneleriyle çok ünlüdür. Ancak günümüz restoran kültürü meyhanecilik geleneğini ciddi derecede etkilemiştir. Geçmiştekileri ve bu güne gelenlerin bir kaçını hatırlayacak olursak, Kemeraltı meyhaneleri ve tek tekçileri Veysel Çıkmazı, Bodrum Meyhanesi, Yalova. Anafartalar’da ki, tek tekçiler, Eşrefpaşa’da Akif Baba, Alsancak’ta ki tek tekçiler ve meyhaneler Clup Orhan, Kahramanlar Dar Geçit, Şirinyer Orhan Usta, Zeytinlik Nihat Baba ve hatırlamak için zorlarsak onlarca isim sayabiliriz. Bugün itibari ile ancak Şirinyer’de Orhan Usta, Zeytinlikte Nihat Baba, bu geleneği sürdürmektedir.

DİL ŞİŞ
Dil balığı fileto haline getirildikten sonra ince şeritler halinde rulo şeklinde sarılır. Bu rulo dil balıklarının; domates, biber, defneyaprağıyla bir şişe dizilmesi ve pişirilmesi ayrıca ustalıklar ister. Bu konuda ustalıklarıyla, Ömür Balıkçısı, Recep Usta, Hisarönü Balık Pişiricisi, Veli Usta, Kordon boyu Balık Pişiricisi Mehmet Ustaların böyle bir oluşumun var olmasında ve İzmir’e mal olmasında katkıları hiçbir zaman unutulamaz.
Bu güne gelindiğinde dil şiş hem geleneksel hem simgesel yapısıyla temsili duruşunu çok üst standarda taşımış, modernize etmiş ve günümüze çok iyi uyarlanmıştır.

Leave a comment »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.