Archive for Güncel Konular

CERİDE

CERİDE
30.06.2019
YANDAŞTAN İTİRAF
Yandaş, Yeni Şafak gazetesinin yandaş yazarı İbrahim Karagül “Organize İşler” başlıklı yazısında seçim sonrası RTE ye yüklenen onu eleştirenlere iç ve dış siyasetten örneklerle sahip çıkmaya çalışmış. Yazı tam bir “ secaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söylermiş” (anlam olarak çingenenin harbisi kahramanlıklarını sıralarken yani kendini överken suçlarını söylermiş) anlamında. Yazar dış siyasetle ilgili soruyor.
“Sokak terörü üzerinden hükümet devirmeye, Türkiye’yi kontrol altına almaya dönük Gezi vandalizmine ilişkin dünkü duruşma, bütün Avrupa tarafından, birçok ülke tarafından yakından izleniyor. Herkes kendi adamını koruma telâşında. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
15 Temmuz’da Türkiye’yi iç savaşın ve işgalin eşiğine getiren saldırının failleri ABD, Avrupa ve NATO korumasına alınıyor. Bir terör örgütü üzerinden Türkiye saldırıya maruz kalıyor. “Yeni 15 Temmuz” tehditleri açıkça dile getiriliyor. Bunlar bize bir şey anlatılıyor mu?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi ABD’nin, Avrupa’nın, İsrail’in, Yunanistan’ın “iç meselesi” haline geliyor. Biz o başkentlerin, şehirlerin belediye başkanlarının kim olduğunu, seçimlerinin ne zaman yapıldığını bile bilmezken bütün Batı dünyası İstanbul’u izliyor. Dışarıdan içeriye doğru yoğun müdahaleler zinciri yaşanıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Yunanistan Başbakanı Çipras, “Türkiye Meis adası açıklarında sondaj yaparsa savaş çıkar” diye tehdit ediyor, sondaj gemisini batırılabileceğini ima ediyor. Arkasına bütün Avrupa gücünü alıyor ve o cesaretle konuşuyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Doğu Akdeniz, İsrail’in, Mısır’ın, Yunanistan’ın, ABD’nin ve bütün Avrupa’nın donanma üssü haline geliyor. Doğalgaz ve jeopolitik hesaplar doğrultusunda bir çokuluslu cephe, Türkiye’yi Akdeniz’den sıkıştırıyor, tecrit etmeye çalışıyor çok daha ötesi; çevreliyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
ABD, İsrail, birkaç Arap ülkesi ve AB ülkeleri, Ege adalarını silahlandırıyor, füze üslerine döndürüyor, Türkiye’yi Ege’den, Batı’dan da çevreliyor, tehdit ediyor. Aynı şekilde Yunanistan, Bulgaristan, Romanya’ya askeri yığınaklar yapılıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Suriye’nin kuzeyinde yüzlerce kilometre boyunca bir cephe inşa ediliyor. Ordulara yetecek askeri yığınak yapılıyor. Bölgenin demografik yapısı değiştiriyor. Bir terör örgütü üzerinden Türkiye’ye cephe açılıyor. Bunu yapanlar da, yukarıdakileri yapanların kendisi. Türkiye’nin tehdide müdahalesi engellenmeye çalışılıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Bütün bu saydıklarımıza paralel biçimde içeride bir cephe inşa ediliyor, edildi. Bir çokuluslu cephe… Siyasi partiler, terör öğütleri, daha önceki müdahalelerde kullanılan her çevre bu cephenin içine yerleştiriliyor. Onların dilini, onların sözünü, onların tezlerini kullanıyor. Onlara göre tavır alıyor. Onlara göre Erdoğan’la hesaplaşmaya giriyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Unuttuklarını da ben ilave edeyim;
ABD, Rusya’dan aldığımız S-400 füzeleri Türkiye’de konuşlandırılırsa F-35 uçaklarının teslim edilmeyeceği dâhil Türkiye’ye bir takım ekonomik tedbirler uygulayacağını açıklıyor ve ABD Savunma Bakanlığı bunu bir mektupla Türkiye’ye bildiriyor.
Yunanistan, 1 Haziran’da çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Müftülüklerde Yunan dilinin kullanılması mecburiyeti getirilirken, arşiv memuruna kadar tüm personelin Devlet tarafından atanması kararlaştırılıyor. Özetle Müslüman azınlığa ait tüm kurumlar “Devletleştiriliyor”
Evet, yazarın yazdıkları ve benim ilave ettiklerim bana bir şey anlatıyor. O da şu “Türk dış siyasetinin iflas ettiği, yakınımız da uzağımızda siyaseten dost diyerek dış ilişki kuracak birkaç ülkeden başkasının kalmadığı AB, BM ve Nato ile ilişkilerin sağlıklı olmadığı ve bunların tek suçlusunun 17 yıldır iktidarda olanlar olduğunu anlatıyor.
Yazının bir bölümünde de şunu söylüyor yazar. “…Erdoğan yönetiminden en çok “nasiplenen” ve bunu kaybedenler en ağır sözleri söylüyor. Gerekçeleri tamamen kişisel beklentilerle alakalı. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu? İşte bunun neyi anlattığını anlamıyorum. Yazar acaba anlatır mı Erdoğan yönetiminden en çok “nasiplenen” ve bunu kaybedenler kimler? Nelerden nasıl nasiplendiler, kişisel beklentileri nelerdi, neleri kesildi de şimdi kaleyi terk ediyorlar…
DİĞER GENERALLER NEREDE
Yeni Akit gazetesi haber müdürü Murat Alan, Akit TV’de katıldığı programda “O hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi varsa bunu AK Parti iktidarı oturttu” ifadelerini kullanmıştı.
İlk günlerde birkaç cılız karşı ses çıkmış sonrasında Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Murat Alan ve Akit hakkında dava açtıklarını açıklanmıştı. Şimdi de Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları gazeteci Murat Alan ve kanala manevi tazminat davası açmışlar. Geç kalmış ama yerinde bir girişim neden bu kadar beklediler merak etmiyor değilim. Acaba aksi propaganda olur diye İstanbul seçim sonucunu mu beklediler. Bu davalar Yeter mi yetmez görevdeki tüm generaller dava açmalı ve hesap sormalı.
Aynı, Vakit Gazetesi Yazarı Asım Yenihaber’in 2003 yılında yazdığı “Onbaşı olamayacakların general olduğu ülke” başlıklı yazıya karşı 312 generalin açtıkları ve 1.5 milyon TL tazminat kazandıkları dava gibi…
Konu tekrar gündem gelmişken devam edeyim RTE konu ile ilgili tek açıklamayı olaydan sonra tartaklanan gazeteciyi telefonla arayıp “Bir gazeteciye yönelik böylesine alçakça bir saldırıyı asla kabul edemeyiz, sindiremeyiz” dedi ve gazeteciye sahip çıktı. Ancak generallerle ilgili tek söz söylemedi. Acaba bu sessizlikten ve gazeteciye sahip çıkmasından gazetecinin eşek sözünü kabul ve içine sindirdiği anlamı mı çıkıyor?
İmamoğlu’nun Ordu valisine İt dediği için “Biz ne valimize it dedirtiriz, ne de polisimize şerefsizler dedirtiriz. Seçimden sonra da bunun hesabını verecek” “… “Ordu’da bu milletin, devletin valisine ne diyor, ‘it’ diyor. Bu nasıl kucaklama ya? Benim milletimden, başta Ordu Valimiz olmak üzere özür dilemedikçe böyle bir adaylığa bırakın layık olmak, böyle bir makama gelemez.” Diyen ve aba altından sopa gösteren RTE generallere neden sahip çıkmadı neden?
Bİ LİBYA EKSİKTİ
Arap Baharı olarak tanımlanan kitlesel halk hareketinin rejim karşıtı çatışmalara dönüştüğü ve Muammer Kaddafi’yi koltuğundan ettiği 2011 yılından bu yana siyasi istikrarın bir türlü sağlanamadığı Kuzey Afrika ülkesi Libya’da yönetim 2014 seçimlerinin ardından yönetim ikiye bölünmüştü.
İlki, Türkiye, BM, Avrupa Birliği ve uluslararası kurumlarca meşru kabul edilen ve desteklenen Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti.
Diğeri ise ülkenin doğusunda, Mısır sınırına yakın Tobruk’ta bulunan Mısır Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fransa ve kısmen Rusya’dan destek bulan Temsilciler Meclisi. İşte bu ikincisinin sözcüsü “…Türk hedeflerin düşman hedef olarak tanımlandığını, Libya hava sahasının Türk uçaklarına kapatıldığını ve Libya karasularındaki Türk gemilerinin vurulacağını iddia eden bir açıklama yaptı. Mismari ayrıca “Türkiye’ye ait bir İHA’nın düşürüldüğünü” içeren bir açıklama yapıyor. Başımızda bu kadar dert varken durduk yerde mi yoksa talimatla mı bu açıklama yaptırıldı bilemiyorum ama MSB Bakanı etkili ve yetkili cevabı vermiş. “…hasmane tutum veya saldırıların bedeli çok ağır olacak, en etkili ve şiddetli şekilde mukabele edilecektir.” Nasıl olacak sa…
YALANCININ MUMU
Japonya / Osaka’da yapılan G-20 zirvesinde Erdoğan-Trump görüşmesinin ardından yazılanlara bakılırsa Türkiye ile ABD arasında buzlar erimiş. Kimine göre 15, kimine göre 30, kimine göre 45 dakika süren toplantı sonrası yapılan açıklamaya göre Trump Türkiye’yi haklı bulmuş, suçu Obama yönetimine atmış. Türkiye’ye haksızlık yapıldığını, adil davranılmadığını, Türkiye’yi sevdiğini söyleyerek yaptırım uygulanmayacağı sinyali vermiş. Böyle olunca yandaş medyada “Buzlar Eridi”, “Yaptırım Yok” başlıkları öne çıkıyor.
Bence bekleyelim ve görelim derim. Malum Trump’ın bir dediği diğerini tutmuyor. Son olarak İran’a saldırı emrini 10 dakika kala durdurduğu açıklaması ertesi gün ise böyle bir saldırıyı yapacak kuvvetin bulunmadığı. Suriye’den çıkıyoruz derken birliklerini takviye etmesi…
Yatsıyı bekleyip mumun durumuna bakmak lazım…
İŞTE GELDİĞİMİZ SON DURUM
İstanbul seçimleri sonrası Korkusuz gazetesinde 8 sütuna manşetten yayınlanan haber. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının düştüğü durumu gösteriyor.
O makamı bu hale düşürenler acaba bu haberden kendilerine pay çıkarırlar mı yoksa hakaret davası mı açarlar…

Reklamlar

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE                                                                                                                                                     23.06.2019                                                                                                                                                 O DOMATESLER NEREDE -2
“O domatesler nerede” diye sormuştum Ukrayna Devlet Gıda Güvenliği ve Tüketiciyi Koruma Servisi’nden yapılan “Türkiye den gelen sağlığa zararlı domatesler iade edildi” açıklaması üzerine. Benim gibi meraklı gazeteci Soydan da sormuş “Rusya’nın zararlı diye ret ettiği domatesleri kim yiyiyor diye. Türkiye de bu konu ile ilgili kurum Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü olduğunu ama bu güne kadar yurt dışından iade edilen bu tür ürünlerle ilgili bir açıklaması olmadığını yazmış. Aynı soruları marketlere, hallere, pazarlara da sormuş: Sattığınız sebze-meyveleri hangi kriterlere göre denetliyorsunuz? Cevap pazarlar Allaha emanet marketlerde Miğros, BİM ve Şok mağazaları laboratuvarları var. Soru devam ediyor ““O domatesler nerede”
YARGI REFORMU
9 amaç başlığı altında 63 hedef ve 256 faaliyet öngören 2019 Yargı Reformu Strateji Belgesi, Beştepe’de açıklandı. Belgeye göre; güven verecek bir yargımız olacak, hak ve özgürlükler genişleyecekmiş! 2009 ve 2015 Yargı Reformu Strateji Belgeleri’ni hatırlayan var mı acaba? Bağımsız ve tarafsız olamayan bir yargı, hele bir de yüksek mahkemeleri tek adam tarafından kontrol altına alınmış bir yargı varsa yargı da reform yapsan ne yazar. Olumlu tek bir yanı var o da avukatlara yeşil pasaport verilecek olması.
AYNI HALTIN LACİVERTİ
Doktorum haklı;
Geçen seçimlerde Muharrem İnce’nin para kaynaklarını ve harcamalarının dökümünü halka açık bir şekilde açıklamamasını eleştirmiş ve birileri de bu yüzden beni eleştirmişti…
Üstünden bir yıl geçmesine rağmen Muharrem İnce hala da açıklamadı bu kaynakları ve harcamaları. Acaba finansörleri arasında en büyük pay sahibi “Saray” mıydı da açıklamadı, bilmiyoruz… Geçelim…
Şimdi de İmamoğlu benzer şekilde yanlış işler yapıyor. Son günlerde kontrolden çıkması, sinirli tavırları falan değil demek istediğim ( ki istedikleri kontrolden çıkması ve agresifleşmesi zaten, bence biraz oyuna geliyor)
Bildiğiniz gibi YSK nın şaibeli seçim iptalinden sonra İmamoğlu ve CHP bir bağış kampanyası başlattı. Yoksul insanlar 10 lira, 20 lira bağışlar yaptılar olmayan bütçelerinden sonra ne oldu?
İmamoğlu, resmi açıklamalara göre “bayramda akraba ziyareti için” Karadeniz e gitti…
Buraya kadar bir sorun yok, en doğal hakkı tabii ki…
Sonra, Trabzon, Giresun ve Ordu mitingleri, sonra hava alanında VIP krizi, özel uçağının Koç grubuyla ilişkisi ve Vali ye “it” dedi demedi polemiği…
Merak ediyorum, İmamoğlu’nun kendi aklı mı yok, akıllı adamı mı yok, yoksa o da aynı haltın laciverdi mi? Yani AKP lilerin laciverdi!
Bayramda “resmi” olarak “akraba ziyareti” ne gidiyorsun, neden kendin, eşin, çocukların, anne-baban ve belki korumaların için uçak biletlerini kendi kredi kartınla ve mesela THY nin tarifeli seferinden almazsın? (yarın “kimin parasıyla gittin?” derlerse kredi kartı ekstrelerini göstermek için gerekli bu)
Mesela neden “ekonomi sınıfından” almazsın? Neden halkla beraber kuyruğa girip, sıra bekleyip check-in yaptırmazsın? Gerek bu işlemler sırasında ve gerekse uçakta yanında kameraman falan taşımana bile gerek yok, o check-in sırasında bekleyenler, o uçakta uçanlar seni zaten sürekli kayda alır ve çoktan internete yüklerler ve her yerde zaten birinci haber olursun… Ek bir para harcaman bile gerekmez…
Neden Ordu hava alanında seni VIP ye yönlendirenlere “ne VIP si canım, ben halkla beraber uçacağım, halkla beraber sıraya girerim” demezsin?
Neden “ben yoksul insanların üç-beş kuruş verdikleri bağışlar ile özel uçak tutmam, bunu bu yoksul insanlara haksızlık sayarım” demezsin?
Neden “ben yoksul insanların bağışları ile tutulan özel uçakla Karadeniz’den Güney sahillerine ailemle tatile uçamam” demezsin?
Ne aciliyeti vardır ki bayramda akraba ziyareti için başkalarının parasıyla tutulmuş özel uçakla gidesin?
Yerel parti örgütleri zaten miting vb organizasyonları düzenlerler, ondan yana bir sıkıntı olmaz.
Propagandanı da yapabilirsin bu arada… Nedendir peki bu saltanat merakı?
Şimdi, insanlarda bir umut bir umut… Herkesin dilinde “Her şey çok güzel olacak!” yanılıyorlar yine ne yazık ki. Hiç bir şey güzel falan olmayacak! Ülke ekonomisi batmış, ülkenin tüm değerli şeyleri satılmış, ülke ve halk iflas etmiş ve uzun süre buradan çıkamayacak durumda…
Aslında biz bunları daha önce de yaşamıştık, merak edenler 1870 lerde yayınlanan “Muharrem Kararnamesi” ve sonrasında gelen “Duyun-ı Umumiye” yi ve oradan 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş savaşına uzanan hikâyeyi okusun…
Kısacası demek istediğim şu, Ne İmamoğlu ne de başkası, hiç bir zaman bir Bülent Ecevit veya (bana göre T.C nin “son” CB olan) Ahmet Necdet Sezer’in yurttaşlık bilincine ve mütevazılığına sahip değil.
Yani şimdi seçmeye çalıştığımız, Turuncu renkli AKP haltının yerine, aynı haltın laciverdi. Başka bir şey değil…
CANLI YAYIN
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için 23 Haziran’da yenilenecek seçimin iki önemli adayı, Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım canlı yayında buluştu. FOX Televizyonu habercisi İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünde al takke ver külah bilinenleri söylediler. Sonuçta kim galip kim mağlup kavgasına döndü. Yayın öncesi kim, ne zaman, nerede, kiminle buluştu ne konuştuğu gündeme düşünce yayın unutuldu ve bunun kavgası başladı. Diyeceğim o ki tartışmanın kendisi değil öncesi ve sonrası daha çok tartışılır oldu.
YUNANİSTAN’LA SULAR ISINIYOR MU?
Yunanistan’ın hiç bitmeyen Ege’deki 12 mil iddiası, Megola İdea’sı, Lozan anlaşmasına aykırı Ege Denizinde işgal ettiği adalardan sonra Akdeniz’de gaz ve petrol arama faaliyetleri için kurduğu Türkiye karşıtı Akdeniz koalisyonu ile Türkiye ile Yunanistan arasında sular ısınıyor. Kıbrıs Rum Kesimi’nin Fransız, İtalyan ve Amerikan enerji devleri Total, Eni ve ExxonMobil ile denizden gaz ve petrol çıkartılması antlaşmaları, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasındaki altıncı İşbirliği toplantısına ABD dışişleri bakanının destek vermesi olayı uluslararası alana taşıyor.
Bütün bunlardan destek alan Kıbrıs Rum Kesimi adanın kuzeyine yönelik münhasır ekonomik bölge haritasını 4 Mayıs tarihinde Birleşmiş Milletler genel sekreterine gönderdikten iki gün sonra adanın kuzey kesimi ile Türkiye arasında sondaj çalışması yapacak olan Fatih gemisi personelinin tümü hakkında tutuklama kararını yayınlaması ise gerginliğin tuzu, biberi oldu. Karara itiraz eden ve kendi arama gemileri ile bölgede faaliyetlerine devam edeceğini açıklayan Türkiye uluslararası alanda yalnız kalıverdi.
Bu gelişmelerin ardından ABD hükumet sözcüsünün AB dış ilişkiler sorumlusu ve Avrupa Konseyi başkanının Türkiye’nin Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesindeki haklarına saygı duyması ve hukuk dışı eylemlerine son vermesi gerektiği yönünde açıklamaları ile bu yalnızlık iyice ortaya çıktı. Doğu Akdeniz’de 1577 km. ile bölgedeki diğer tüm ülkelere göre en fazla kıyı uzunluğuna sahip olan fakat gitgide yalnızlaştırılan Türkiye’yi bu konuda zor günler beklerken İstanbul seçimlerine odaklanmış iktidar ve Dışişleri Bakanlığı sadece efelenmekle meşguller…
15 TEMMUZDAN NASIL KURTULMUŞUZ…
İçişleri Bakanı Soylu’nun “Biz 15 Temmuz’da nasıl kurtulduğumuzu zannediyoruz? Biz nasıl kurtulduk? Kim ne derse desin, 450 bin çocukları doğdu bu ülkede. Allah o 450 bin çocuğun hayrına 15 Temmuz’da şu hainlere ezdirmedi. Ben onu bilirim” ifadelerini kulağımla duymasam böyle şey olmaz derdim. Ama dinledim bu saçmalığı ne alaka, kel alaka…
İMAMOĞLU’NUN RAKİPLERİ
Tek rakibi var dı. Binali Yıldırım. Gördük ki öyle değilmiş en büyük rakibi olarak Cumhurbaşkanı RTE devreye girdi, yetmedi İçişleri Bakanı ağzını köpürte köpürte demeçlerle veryansın etti. Diğer bakanlar, milletvekilleri, il, ilçe partinin başkanları öyle bir saldırdılar ki ne Pontus’culuğu kaldı, ne de taktığı kravatın renginden dolayı Yunanlı lığı. YSK seçilmiş İmamoğlu’nun mazbatasını iptal edip seçimi yenileme kararı çıkarınca şimdilik galip gelen tek baş rakip durumuna yükseldi. Yandaş medya yalan, yanlış haberlerle yarattığı algı yöntemi ile öyle bir kampanya yürüttü ki her gün aynı ve benzer başlıklarla çıkmak zorunda kaldı. Yetmemiş ki bu sefer devreye Sayıştay girdi yazdığı raporu inkâr etti, yetmemiş ki Belediye Başkanlığına vekalet eden Vali israf yapmadıklarını ispat için meydanları afişlerle doldurdu yeni bir israf kapısı olarak. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış. Bunlar güreşe doymadıkları gibi her gün bir yenisini peşrev siz, yağsız meydana sürüyorlar. 24 Haziran sabahı yeni bir güne nasıl başlayacaklarını bilmem ama utançtan aynaya bakacak yüzlerinin olmayacağı kesin…
TERÖRİSTTEN MEDET UMUYORLAR YUH ARTIK
İstanbul seçiminde kendilerinden olmayanı teröristlikle, PKK lı ve Fetö cü olmakla suçlayanlar HDP oylarında istedikleri bölünmeyi sağlayamayınca devreye PKK nın eli kanlı lideri devreye soktular hem de devlet eliyle.
Devlet tarafından İmralı’ya gönderildiğini söyleyen ve Abdullah Öcalan ile görüşmesinin ardından, Öcalan’ın 23 Haziran mesajını paylaşan Tunceli Munzur Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ali Kemal Özcan’ın açıklamaları yenir yutulur gibi değil.
İki lafı bir araya getiremeyen, elindeki Öcalan’ın mektubun okumaktan aciz bu kişiye göre “Abdullah Öcalan bir Kürt isyanı lideridir. Ama aynı zamanda yerli ve milli bir şahsiyettir.” Öcalan’ın, 23 Haziran Pazar günü yapılacak seçimlere dair “HDP’de vücut bulan demokratik ittifak anlayışı güncel seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmamalıdır” mesajını verdiği yani HDP lilere seçimde tarafsız kalın dediği bu mesaj yetmemiş ki devlet eliyle yeni bir rezalete adım atıldı.
Bu sefer ‘Teröristbaşı’ ve ‘bebek katili’ Abdullah Öcalan’ın kardeşi terörist ve devletin aradığı katil Osman Öcalan yaşadığı Kuzey Irak’ta bulunarak TRT Kürtçe kanalına çıkarıldı. Mesaj aynıydı HDP liler, Kürtler Millet İttifakı adayına oy vermeyin.
Amaç HDP yi bölmek ve mevcut parti yönetimi ile Öcalan’ı ayrıştırmak ve Cumhur ittifakı adayına oy vermeseler bile seçime katılmamalarını sağlamak.
Devlet olarak pkk yı, Hdp yi bölmek istersin bunu terörizme karşı bir kampanya olarak yürütürsün mevcut parti yönetimi ile Kandil deki pkk liderlerinin ilişkisini kesmek için İmralı’daki caniyi kullanırsın ama bunu bir seçim propagandası olarak yaparsan ve yandaş medya da teröristbaşını göklere çıkartan programlar yaparsan bunun adı rezalettir. Ve buna alet olanlar için savcılar devreye girmelidir. Nasıl mı hani şu meşhur “Terör örgütüne üye olmamakla beraber…” diye başlayan madde devreye sokulmalıdır.
İŞÇİ HAKLARI VE TÜRKİYE
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2019 Küresel Haklar Endeksi’ni açıkladı. Türkiye işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında yer aldı.
Türkiye’ye ilişkin şu değerlendirme yapıldı: “Darbe girişiminden ve hükümet tarafından sivil özgürlüklere getirilen katı kısıtlamalardan bu yana, işçilerin özgürlükleri ve hakları, protestolara yönelik polis baskısı ve örgütlenmek isteyen işçilerin sistematik şekilde işten atılmasıyla inatla reddediliyor.”
Buna göre, 2019 yılında işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi şöyle: Cezayir, Bangladeş, Brezilya, Kamboçya, Guatemala, Kazakistan, Filipinler, Suudi Arabistan, Türkiye ve Zimbabve.
Rapora göre Türkiye, en çok işçinin tutuklandığı ve gözaltına alındığı 4 ülkeden biri. Diğer ülkeler Çin, Hindistan ve Vietnam.
SEÇİME BİR KALA “ALTIN VURUŞ”
Yarın İstanbul seçimi yenileniyor. Ciddi anket firmalarına göre İmamoğlu önde. Hatta basının bir kesiminde “bu iş bitti” havası hâkim. Ama garip şeyler de olmuyor değil. Bugün, yani seçime 1 gün kala, Kılıçdaroğlu “kesinleşmiş seçmen listeleri hala bize gelmedi” diye açıklama yaptı…
Yani önceki seçimlerdeki seçmen listesine kaç yeni seçmen eklendiğini anlama ve kontrol etme şanslarının olmadığını itiraf etti…
Diğer yandan, Taksim meydanına büyük çaplı polis bariyeri stoklandığı haberi düştü basına..
Sanki protestolara karşı önlem alınıyor gibi…
Diğer yandan, günlerdir giderek artan oranda internete erişim hızı düşürülüyor. Öyle ki sıradan bir videoyu bile izlemek sorun olabiliyor son 1 haftadır. Muhalefetin özellikle sosyal medya ile iletişim kuruduğunu, seçim ve sayım esnasında da sosyal medyanın önemini sanırım anlatmaya gerek yok…
Diğer yandan AA, bu seçimde de çok hassas (!) ve tarafsız (!) olacağını açıkladı. Mesela bu seçimde bir ters algı yaratıp önce İmamoğlu’nu önde gösterip, sonra adım adım Yıldırım’ın kazandığı öyküsünü yazabilirler…
Neyse, bunlar küçük sinyaller. Ama aklıma acaba “altın vuruşa” mı hazırlanıyorlar sorusu geliyor…
Yani seçim günü ve gecesi bu kez bir değil, aynı anda birden çok yolsuzluk yapıp, sabaha Yıldırım’ı başkan mı ilan edecekler? Ya da seçim sonuçlarını günlerce yayınlamama yoluna mı gidecekler?
Bakalım göreceğiz ama bilenler bilir, eğer “altın vuruş” yaparlarsa, uyuşturucu kullanan bağımlıya altın vuruş başlangıçta çok iyi gelir, ama sonu ölümdür…

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
09.06.2019
YENİ ASKERLİK YASASI ÜZERİNE
21.6. 1927 tarihli 1111 sayılı Askerlik Kanunu
Madde 1 – Türkiye Cumhuriyeti tebaası olan her erkek, işbu kanun mucibince askerlik yapmağa mecburdur.
Madde 11. Barışta, “Genelkurmay Başkanlığının göstereceği lüzum üzerine olağanüstü hal, sıkıyönetim veya seferberlik hallerinde veya savaşta, askerliğini henüz yapmadan, Bakanlar Kurulunun gerekli gördüğü sahalarda özel olarak görevlendirilen gönüllüler, Bakanlar Kurulu belirtilen şartlara uydukları takdirde askerlik hizmetinden muaf tutulur.
Bu madde;
2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 6 ncı maddesiyle, bu bentte yer alan “Genelkurmay Başkanlığının göstereceği lüzum üzerine Bakanlar Kurulunun” ibaresi “Cumhurbaşkanının” ve “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiş ve “, sıkıyönetim” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Yukarıda ki açıklama ile 2018 yılında yapılan yasa değişikliği sonucu 11nci madde şu hale geliyor.
Madde 11: Barışta, (…) (1) olağanüstü hal veya seferberlik hallerinde veya savaşta, askerliğini henüz yapmadan, Cumhurbaşkanının gerekli gördüğü sahalarda özel olarak görevlendirilen gönüllüler, Cumhurbaşkanı Kararında belirtilen şartlara uydukları takdirde askerlik hizmetinden muaf tutulur.
2019 yılında yapılan değişikliğin 45 nci maddesi ile 11nci maddenin son hali şöyle:
“Barışta, olağanüstü hal ve seferberlik hallerinde veya savaşta, askerliğini henüz yapmadan, Cumhurbaşkanınca gerekli görülen sahalarda özel olarak görevlendirilen gönüllüler, Cumhurbaşkanınca belirlenen şartlara uydukları takdirde askerlik hizmetinden muaf tutulur”.
Madde de dikkatinizi çekmek istediğim konu şu. Cumhurbaşkanlığınca yani oradaki kurullarca, bakanlıklarca değil. Cumhurbaşkanınca yani tek adam gerekli görülen sahaları seçecek, gönüllüleri belirleyecek, şartları oluşturacak ve askerlikten muaf tutacak.
Bu madde olduğu müddetçe askerlik 6 ay olmuş, sonrasında 6 ay devam eden 2000 Tl civarında maaş alacak. Yedek Astsubaylık, yedek subaylık olacak, bedelli askerlik devamlı hale gelecek, “Er”den “General” hatta Genelkurmay Başkanı olacakmış. Vız gelir, tırıs gider.
Eğer sen yasanın 2018 de yapılan değişiklikle askerlikten muaf olacakları tek kişiye veriyorsan nerede kaldı “Vatan Hizmeti” Nerede kaldı “Mehmetçik”.
Orduyu zayıflatan, askerlik çağındaki gençler arasında Anayasaya aykırı ayrım yapan, tek bir kişiye yeniden olağanüstü yetkiler veren böyle bir yasayı kimler hangi amaçla, kime hizmet ederek hazırlıyorlar sorusuna cevap vermeye çalışırken aradığım cevabı konu üzerinde konuştuğum erlerden biri verdi. “Bu milletvekilleri salak mı, hiç mi kafaları çalışmıyor? Benim birliğimde aynı işi dört kişi vardiya usulü yapıyoruz üçü 6 ayını doldurdu terhis olacaklar. Ben tek kalacağım ve 6 ay daha devam edeceğim hedefim astsubay olmak. İyide bizim yaptığımız işi kim yapacak, nöbeti kim tutacak. Askerliği paralı yapmak, iş kapısı haline getirmek doğru değil…”
Bir başkası ise 6 ay sonrasında neden devam etmediklerini ve çok az müracaat olduğunu sorduğumda verdiği cevap manidardı. “2000 küsur lira maaş verecekler, aynı parayı zaten sivilde alıyoruz. Hem de eşimizle, çocuğumuzla, anamızın babamızın yanında. Bu paraya askerlikte 6 ay daha kalınmaz…”
Komuta mevkiinde olan ise kara kara düşünüyor “6 ayını tamamlayanlar terhis olunca ben görevleri kiminle nasıl yapacağım”
İşte yeni askerlik yasası bu. Hem de Genelkurmay Başkanlığı yapmış emekli bir orgeneralin Milli Savunma Bakanı olduğu iktidarın hazırladığı yasa. Tel tel dökülüyor. Yasayı getirenler bayramdan önce yukarı da ki sıkıntıları duyunca TBMM de görüşemediler bayram sonrasına ertelediler. Yapacakları tek seçenek vardır. Yasayı geri çekmek veya verilecek önergelerle birlikler de sıkıntıya sebep olmayacak makul ve mantıklı bir yasa hazırlamak.
MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI
Önce ekonomik memleketim insanın ekonomik durumu nasıl?
Türk-İş Araştırmasının Mayıs 2019 ayı sonucuna göre;
– Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2.123,93 lira.
– Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 6.918,33 lira.
– Evli olmayan-çocuksuz bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 2.625,42 lira olarak hesaplandı.
Yorum mu asgari ücretin açlık sınırında olduğu bir durum yoruma gerek bırakmıyor…
Aldığı asgari ücretle karnı doymayan memleketim insanın politikacı ve gazetecilerin demokratik hakları ne alemde?
Birkaç ay önce İYİP lideri Meral Akşener’i hedef gösterdiler sonra gidip evini bastılar, basanlar serbest, sonra CHP lideri Kılıçdaroğlu’na saldırdılar linç etmek istediler saldırganlar serbest. Şimdi hedefte gazeteciler var. Silahlı saldırıya uğrayan Gazeteci Hakan Denizli, kimliği belirsiz kişilerce saldırı düzenlenen Gazeteci İdris Özyol. Evinin önünde kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırıya uğrayan Yeniçağ Gazetesi Yazarlarından Yavuz Selim Demirağ. Antalya’da kimliği belirsiz 3 kişinin yumruklu saldırısı sonucu yaralanan Gazeteci Ergin Çevik. Ankara Angora Evleri’ndeki evine 300 metre kala saldırıya uğrayıp, yaralanan Gazeteci, Yazar Sabahattin Önkibar’a yapılan saldırılar. Ortak özellik muhalif olmaları ve saldırganların serbest bırakılması.
Gazete de kocaman sekiz sütuna manşet Soylu öldür desin öldürürüm elinde iki tüfek. Şimdilik savcılıkça yapılan bir işlem duymadık…
2018 yılı Mayıs ayında açıklanan Türkiye’de Basın Özgürlüğü İhlalleri Raporunda (2002-2017 yılları) yer alan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütünün yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, akp iktidara geldiğinde 99.sıradayken Türkiye’nin 2017 yılında bir önceki yıla göre iki basamak gerileyerek 180 ülke arasında 157 nci sırada. 68 gazeteci şu an tutuklu.
Gazeteci Kadri Gürsel Cumhuriyet Gazetesi davasında 2,5 yıl ‘ceza’ almıştı, denetimli serbestlik yasası gereği yattığı süre göz önüne alınarak tekrar hapse girmemesi gerekiyordu. Ama öyle olmadı, savcılık çağırdı ve göz göre göre fotoğraflanarak ve de fotoğraflar servis edilerek cezaevine götürüldü. Gerekli yerlere mesaj verilmişti ki bu kara komedi saatler sonra tahliye kararı ile sonlandırıldı. Neden tutuklandı, neden cezaevine götürüldü nedenler çok ama cevap yok.
Aziz Nesin’in bir sözü “Basın hürriyeti olmayan ülkede demokrasi olmaz.” Bilineni ve takip edileni bu durumdaysa benim işçim, köylüm onların haklarına bakmaya sıra gelmez…
Memleketimde insan denilince akla sadece politikacı, gazeteci gelmiyor tabii ki yargısı var. Hâkimi var savcısı var. Hele bir hâkimi var ki;
İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesi’nde görülen bir duruşmada, hâkim, avukatlık mevzuatına ve giyim kuşam etik kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin etek boyunun ölçülüp, fotoğrafının çekilmesini istiyor. Hâkim bununla da yetinmeyip davacı ve davalı vekillerine avukatın etek boyunun avukatlık hukukuna ve örfüne uygun olup olmadığını sorarak konuyu duruşma tutanağına geçirtiyor. Sonuç mu avukatların tepkisi neticesinde HSK hâkimi görevden alıyor, Adalet Bakanı hâkimi kınıyor…
İstanbul Barosu’nun açıkladığı üzere, toplumun yargıya olan güveni %30’lara düşmüş durumda. Böyle hâkimin olduğu yargıda bilmem başka söze gerek var mı?
İnsan manzarası olurda işin içinde asker olmaz mı hem de gazetecinin deyimiyle “eşek gibi saf tutanlar.” Yeni Akit Haber Müdürü Murat Alan, katıldığı bir televizyon programında “…O hizaya gelmeyen apoletli generalleriniz hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi varsa bunu akp iktidarı oturttu” dedi. Ve kıyamet kopmadı. Önce bu densiz adam görevdeki generalleri kast etmediğini sözünün Fetöcülere olduğunu söyleyiverdi. Yüzü kızarmadan ve de tüm yüzsüzlüğü ile kısaca “Çevir kazı yanmasın” hesabı.
Tepki mi akp sözcüsü ve Milli Savunma Bakanlığından kınama açıklamaları. TESUD’un mesleki sorumluluk gereği yaptığı açıklama. Günler sonra ise MSB’nin suç duyurusunda bulunacakları açıklaması. Her lafa limon olan devletin başındakilerden ise şimdilik tık yok. Sessizlikleri malumun! ilanı mı?
Onlar için generaller kâğıttan kaplandılar, düzmece davalarla tutuklandığında davaların savcısıydılar, TSK bağırsaklarını temizliyordu.
Garibime giden Genelkurmay Başkanlığından çıt yok. MSB’nin açıklamasını yeterli gördüler demek ki. Görevde ki generallerden de çıt yok. Yüzbaşı kardeşi şehit olan Jandarma Yarbay Mehmet’in başına gelenlerden sonra neme lazım mı dediler acaba. Peki, eşleri, çocukları, damatlar, gelinler, torunlar onlarda mı neme lazımcı. Babalarına, eşlerine onlar sahip çıkmayacak ta kim sahip çıkacak. Sessiz Çığlıklardan hiç mi haberleri yok. Üçü, beşi bir araya gelip açıklamada mı yapamıyorlar. Yazık TSK bunları hiç hak etmiyor. TSK kıyım kıyım kıyılıyor, horlanıyor, ses seda yok yazık ki çok yazık. Benim TSK bu değil…
VAR AMA YOK
Doktorum ekonomiyi yorumluyor;
Merkez bankası bankalardaki döviz hesaplarının TC Merkez Bankasına yatacak “zorunlu karşılık” larını 200 baz puan, yani %2, artırmış bu sayede Merkez Bankasına 4,2 milyar dolar para girecekmiş. Yani yaklaşık 25 milyar lira tam da seçim öncesi harcamalar için lazım olan para…
Piyasadan bu kadar dolar çekilmesi “dolar fiyatını artırır” O ayrı bir konu ama asıl olan şu, bunun anlamı, Merkez Bankası’nda net olarak kullanılabilecek döviz rezervi bitti…
Artık bankaların bizlerin döviz hesapları için teminat olarak koydukları ve ani bir kriz durumunda kullanılması gerekecek parayı harcıyorlar.
Kısaca anlatmak gerekirse, bankada döviz hesabınız var ama o hesabın bir karşılığı yok! Yani o hesabınız var ama aslında yok! Yani yarın hesabınızdaki parayı almaya gitseniz veremeyecekler, “TL verelim” diyecekler…
Yoksa seçime giderken neden artırsınlar ki bu zorunlu karşılıkları? Durum açık, para bulamadıklarından en az 4,2 milyar doları bankalardan alıp seçim harcamaları için harcayacaklar. Yani, bankalardaki hesaplara el koymanın bir diğer şeklini uyguluyorlar ve hepsi (yani bizim hesaplarımızın teminatları) şu an harcanıyor…
Kemerlerinizi bağlayın, tedbirleriniz alın, çoktan duvara çarptık, şimdi yere düşüyoruz. Yere çarpma, az sonra. Not: Tabii ki yatırım önerisi değildir yazdıklarım, karar sizin…
PONTUS ÜZERİNE
Millet İttifakı, Zillet İttifakı oldu. Tutmadı şimdi söylemiyorlar.
Onlara oy vermeyen teröristti. Tutmadı şimdi söylemiyorlar.
Yerel seçimler Beka Meselesi idi. Tutmadı şimdi söylemiyorlar.
Seçim yenileme kararı çıkınca taktik değiştirdiler. Şimdi direk adaya vuruyorlar.
Yaptırdığı heykelde Londra antlaşmasını içeren bölümde ki Makarios ile vuruyorlar.
Söylediği sözün başını alıp sonrasını yok sayarak PKK ve Fetö ile özdeşleştiriyorlar.
Tartıştığı gencin yanağını okşayıp ayrılırken, genci tokatladı yaygarası koparıyorlar.
Memleketi üzerinden ‘Pontus’ lu diyerek Yunanlı olduğunu söylüyorlar.
Hepsine eyvallah da son söyledikleri Pontus yakıştırması ile tüm Karadenizli vatandaşları Yunanlı yaptıklarının farkına varamıyorlar. Hatta o kadar ki kendilerinin Karadenizli olduğunu unutuyorlar.
Siyasetin bu kadar kirlendiği, kin ve nefretin acımasızca kullanıldığı bir ortamda seçilsen ne olur seçilmesen ne olur?
Bakalım yarın neler çıkaracaklar kin ve nefret dağarcıklarında neler var?
YENİ BİR MİLLİ TAKIM
Avrupa Futbol Şampiyonasında grubumuz da ki rakibimiz Dünya Şampiyonu Fransa. Maç Konya’da. Milli takımımızın 11i açıklandığında 4 oyuncu hariç diğerlerini tanımıyorum. Gençler ve tecrübeleri çok az. Eyvah diyorum sonuç hezimet olacak. Ama dakikalar ilerledikçe oyuncularımız beni yanıltıyor. Pres yapıyor, kaptıkları toplarla oyun kuruyor ve golleri atıyor. Maç 2-0 galibiyetimizle sonuçlanıyor kaçırdıklarımız cabası. Bravo gençler, bravo teknik adamlar, böyle bir mutluluğu yaşattığınız için teşekkürler. Kocaman alkışlar. Umarım böyle devam edersiniz.
Ama madalyonun bir de diğer yüzü var. Her şey bu kadar güzel değil. Maç başında İstiklal Marşımızı bir ağızdan coşku ile söyleyen taraftar Fransa Milli Marşını ıslıklıyor. Aklıma önceki maçlarda yapılan ayrımcı tezahüratlar geliyor ve bu taraftar böyle gelmiş böyle gider diyemiyorum. Artık bu Konya da ki son milli maç olmalı ve de ceza gelirse o taraftara ödettirilmeli…

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
25.05.2019
GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını stadyumlarda yapılan törenlerden sadece Atatürk Anıtına Gençlik ve Spor Müdürlerinin çelenk koyduğu törene çevirenlere, bu yıl anısına bastırılan hatıra paralarda Atatürk siluetine yer vermeyerek 19 Mayıs 1919 da onu yok sayanlara verilecek en iyi cevap Atatürk’ün işgal kuvvetlerinin İstanbul’da demirli gemilerini görünce söylediği sözdür. “Geldikleri gibi giderler.”
DP MURADINA ERDİ
Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in hayali Milli Mutabakat hükumetinin kurulması ve partisinin de bu hükumette yerini alması. Bu hükümet kurulur mu, kurulursa Perinçek yer alır mı bilinmez ama hayaline 19 Mayıs’ın 100 ncü yılında RTE ve  davetli diğer parti liderlerinin poz verdiği fotoğraf karesinde yer almakla kavuştuğunu söyleyebiliriz. Darısı hükumete…
SAMSUN RUHU
19 Mayıs’ın 100 ncü yılında RTE ve davetli parti liderlerinin poz verdiği fotoğraf karesi ile yok kızgın demir soğumuş, yok Türkiye İttifakının adımıymış, yok birlik fotoğrafıymış ve de “Samsun Ruhu” imiş. 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra yapılan Yenikapı toplantısı ve sonrasında ki gelişmeleri ve RTE nin bunu nasıl istismar ettiğini ve bu toplantıya katılan Kılıçdaroğlu’nu nasıl aşağıladığın gördükten sonra bu fotoğraf “Samsun Ruhu” olmaz olsa olsa “Baki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sada imiş…” denir geçilir.
TEBRİKLER
Önce teşekkürler Avrupa Basketbol Liginde ikinci olan Efes, dördüncü olan Fenerbahçe Basketbol Takımlarına. Sonra tebrikler Türkiye Futbol Süper Liginde Şampiyon olan ve Türkiye Kupasını da alarak iki kupayla taçlanan Galatasaray’a.
ASKERLİK ALTI AY
Vatan borcuydu askerlik, askerliğini yapmayana kız vermezlerdi, iş mi kuracaktı hele bir askerliğini yapsaydı diye ertelenen kararlar artık fazla beklemeyecek. Uygulamalarıyla, zenginin 21 günde terhis olduğu, fakirin 12 ay nöbet tuttuğu askerlik 6 ay uygulamasıyla iyice kuşa döndü. Karar aylardır konuşuluyordu, İstanbul seçimleri arifesinde Meclise getirildi. Hayırlı olsun da kıtada görev yapan komuta kademesinde olanlar 6 ayda kime neyi öğretecek, nasıl verim alacak, hele 7 gün 24 saat sistem çalıştıranlar. Hele bir de bayram öncesi halen kıtada olanlardan 6 ayını dolduranlar terhis edilince hizmetler yenileri gelinceye kadar nasıl yürütülecek. Allah kolaylık versin işleri zor…
NÜFUS ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA
Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı’nın da katkılarının bulunduğu çalışmaya göre, Türkiye nüfusunun yüzde 23.7’si memnun muhafazakarlar. Bu grubun büyük bir çoğunluğu 45 yaş altı. AKP’nin kemik oylarının geldiği katmanlardan biri.
AKP’nin güçlü olduğu diğer bir grup ise, Mazbut Kanaatkarlar, onların nüfusa oranı ise yüzde 10.3. Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bu katman, kadının yerini anne ve eş olarak görüyor.
Koyu Dindarlar ise nüfusun, yüzde 11.5’ini oluşturuyor.
Diğer gruplar, 25 – 36 yaş arasında Kayıtsız Şikâyetçiler (yüzde 11.1), Yılgın Demokratlar (yüzde 13), Özgürlükçü Modernler (yüzde 16.2) ve Kaygılı Modernler (yüzde 14.2).
OLMADI BİNALİ BEY!
Cumhur İttifakının İstanbul BB Bşk adayı milletvekili Binali Yıldırım kaybettiği ilk seçimin sebebini gayet veciz bir şekilde açıklamıştı “Çaldılar”. Şimdi bu Binali bey kendinden menkul kerametlerine bir yenisini eklemiş. Meğer seçim kurulunda ki kişiler oy verecek vatandaşın tipine bakıyor ve akp adayına oy verecek gibi görünüyorsa ona BB Bşklığı oy pusulasını eksik veriyor onu 2 pusula ile sandığa gönderiyormuş. Böylece oyları çalınmış.
Yetmedi yeni açıklama yapmış “Seçim sandıkta oy vermekle değil oylar sayılırken kazanılırmış”. Yani katakulli en iyi bildikleri o da sayılırken yapılan…
Ve de son bombası iplerin kimin elinde olduğunu açıklıyor. İmamoğlu ile televizyonda beraber programa çıkmasını isteyenlere verdiği cevap “ben çıkarım ama kararı ben veremem”
Bu Binali bey liseyi bitirmiş, üniversiteyi okumuş mühendis olmuş, milletvekili olmuş, başbakan olmuş, TBMM Bşk nı olmuş ama artık yeter İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için fazla gelir. O yerine meclise dönsün. Bu arada sakın ola ki milletvekili seçildiği İzmir’e de uğramasın tipimize bakar fal açar canımızı sıkar otursun oturduğu yerde…
İSLAMİLİK ENDEKSİ
2010 yılından bu yana ABD’nin George Washington Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami?” sorusunun cevabını bulabilmek için yapılan araştırmaya dayalı endekste Kur’an ayetleri ile Peygamber sünneti referans alınarak “ekonomi”, “hukuk-yönetişim”, “insan hakları” ve “uluslararası hukuk” şeklinde dört ana başlık çerçevesinde ülkelerin durumu inceleniyor.
153 dünya ülkesinin yer aldığı listede ilk 40’ta bir tane bile Müslüman ülke yok!
2017 yılında da ilk sırada olan Yeni Zelanda, İslamilik Endeksi’nin zirvesinde bu ülkeyi İsveç, Hollanda, İzlanda, İsviçre, İrlanda, Danimarka, Kanada, Avustralya, Norveç…
45’inci sıradaki Birleşik Arap Emirlikleri. Arnavutluk, Malezya ve Katar da ilk 50’deler… Türkiye ise 95nci sırada.
Görünen o ki kindar ve nesil yetiştirmekle İslami olunmuyor. Kuranı ve sünneti uluslararası sisteme yönelik çağdaş ve laik anlayışla uygulayacaksın ki sıralama da üst seviyelere çıkabilsin…

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
19.05.2019
19 MAYIS 1919
100 yıl geçse de üzerinden;
Bu günkü cumhuriyet kazanımlarına sahip olduğumuz ilke ve devrimlerin temelinin atıldığı tarihtir 19 Mayıs 1919.
Sadece Türk devletinin bağımsızlığının değil çağdaş bir devletin temellerinin atıldığı tarihtir 19 Mayıs 1919.
Bu günkü anayasanın 2nci maddesinde nitelikleri “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Diye belirtilen cumhuriyetinin temellerinin atıldığı tarihtir 19 Mayıs 1919.
19 Mayıs 1919 u ve 23 Nisan 1920 yi, 29 Ekim 1923 ü Atatürk ilke ve devrimlerini, Cumhuriyet kazanımlarını unutturmak isteyenler, yok sayanlar;
Kan ve gözyaşı ile kazanılan zaferlerle taçlandırılarak kurulan TC devletinin bekasına karşı oynayacağınız her türlü oyunda karşınız da bizi bulursunuz.
Hele gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlara karşı, Atatürk’ün gençliğe hitabesinde belirttiği “Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!” Görevini yerine getirmekten bir an bile tereddüt göstermeyeceğimizi bilesiniz…
Ne mutlu TC devletinin bekası için savaşanlara, Ne Mutlu Türküm Diyene…
ARTHUR NİHAT
Ramazan ayının renkli siması Prof. Nihat Hatipoğlu. Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesine Rektör olarak atanalı daha bir yılını doldurmadı ki kendisini Ramazan ayında İstanbul Sultanahmet’ten her gün canlı yayında görür olduk. Milletvekili, spor yorumcusunu (Fetö firarisi akp milletvekili eski milli futbolcu Hakan Şükür) görmüştük şimdi de nasip Rektör, televizyon programcısı görmek varmış. Hem de nasıl bir program “Rektör” 13 yaşında Arthur adlı bir Ermeni çocuğunu canlı yayında Müslüman yapıyor Ona Kelime-i Şehâdet getirterek alkışlar arasında bir ihtida (din-değiştirme) seremonisi gerçekleştiriyor ve çocuğun adını “Nihat” koyuyor. Yarın da sünnet merasimini yaparsa şaşırmamak gerekir. Sahi DİB lığı bu seromoni hakkında ne düşünüyor acaba. Yarın bir Ermeni din adamı canlı yayında Müslüman bir çocuğun dinini değiştirse ne olur? Bunu düşündüler mi hiç?
BAK BURASI ÖNEMLİ, 7 Mİ 11 Mİ?
YSK’nın İstanbul seçimlerini görüştüğü toplantıda kaçırdığımız ve o kargaşada göz önüne alınmayan bir nokta sular biraz durulunca su yüzüne çıkmaya başladı. YSK nın üye sayısı 11. 5 i Danıştay ve 6 Yargıtay’dan seçilen üyeler kendi aralarında 7 asil üyeyi seçiyorlar diğer 4 üye ise yedek. Mantıken yedek üyeler asil üyelerin katılamadığı toplantılarda onların yerine temsil görevini yerine getirir. Mantıken YSK’nın “İstanbul seçimlerinde ki itirazları görüştüğü toplantıda yeter sayısı tam 7 üyedir.” Asil üyelerin tamamı toplantıya katıldıysa yedek üyeler bu toplantıya katılamaz, oy da kullanamaz. O zaman YSK’nın İstanbul BB kararı mantık a aykırıdır. Konuyu mantık açısından incelediğimde vardığım sonuç bu. Peki, bunun yasal ve anayasal şekli nedir? Daha önceki kararlarda YSK nasıl toplanmıştır? O kadar hukukçu, o kadar anayasa profesörü var, karara itiraz eden barolar var. Ama bu konuya değinen birkaç kişi dışında kimse yok. İncelenmeli ve açığa kavuşturulmalı derim.
HAYALLER YERLE YEKSAN
Bakın dindarların siyaseten kendi iktidarlarından beklediklerine karşılık bugünkü geldikleri durum neymiş. Ben söylemiyorum içlerinden biri eski akp milletvekili, gazeteci, yazar M. Ocaktan’ın kaleminden;
“…Dindarlar öylesine negatif örnekler ortaya koydular ki, uzun yıllar iktidar hayali kuran bizzat dindarlar bile adalete, hukuka, liyakat ve merhamete hasret kaldılar.”
“…dindar-muhafazakar gelenek, tek parti CHP’sinin jakoben dayatmacı anlayışına sahip çıkan bir noktaya gelmiş bulunuyor. Kısacası, haklar ve özgürlükler konusunda tarihimizin negatif sembolü olarak anılan 1940’lar tek parti Türkiye’sine geri döndük.”
“…bugün iktidar adına öne çıkan yetkili ağızların adeta karikatürize hale dönüşen açıklamaları, söylemleri yüzünden AK Parti millet nezdinde güven kaybına uğramaya devam ediyor.”
“… Peki kim bu vekil? AK Parti’nin aynı zamanda YSK’da görevli olan temsilcisi… Bu vekilin herkeste olmayan çok önemli bir özelliği daha var, halis muhlis FETÖ’cü olması. Anlayacağınız soyadı kadar “özel” bir vekil. FETÖ lideri Fetullah Gülen’in özel olarak “namaz takkesi hediye ettiği” ve de himmet dairesinin içinde yer alan şanslı (!) bir vekil. Vekilimiz gerçekten olağanüstü bir şansa sahip, zira Bank Asya’nın önünden geçenlerin bile yargılandığı bir Türkiye’de, o hala AK Parti’nin en cengâver FETÖ’cü temsilcisi olmaya devam ediyor.”
“… Dindar-muhafazakâr kesimlerin nasıl bir kirlilik denizinin etrafında dolaştığını gösteren bundan daha iyi bir örnek olabilir mi? En dramatik olanı da, 15 Temmuz ihanetine rağmen, AK Parti’nin hala bir FETÖ’cü tarafından savunuluyor olmasıdır.”
Anlaşılan dindar kesimde akp iktidarında beklenenler artık dibe vurmuş, hayaller yerle yeksan olmuş. Ne diyelim “Allah kurtarsın…”
TAK, ŞAK
Bir zamanlar eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, Başbakan Tansu Çiller için “Tak diye emrediyor, şak diye yapıyorum” dediği için adı ‘Tak-Şak paşa’ diye adı çıkmıştı. Şimdi de tak şaklar çoğaldı. Son örneği İstanbul Valisi; RTE’nin Fenerbahçe stadında bulunan “Her şey çok güzel olacak” pankartıyla ilgili olarak, “Ya bu statları biz yaptık, biz. Bunlar yanlış yolda. Ama biz düzelteceğiz. Hepsi kayda giriyor. Gereğini biz de yapacağız” demişti. Vali bunu emir bellemiş ve Valiliği’nin kararıyla ‘Her şey çok güzel olacak’ pankartının yasaklamış. Bu slogan İstanbul BB Bşk İmamoğlu’nun sloganı ve Vali de aynı zamanda Belediye Başkanı…
EKONOMİ DE SON NOKTA
“…Daha bunlar bir şey değil.
Toplumun önemli bir kesimi açlık ve sefalet istiyor. Maalesef bilmeden bu yönde tercihlerde bulunuyor.
Yapacak bir şey yok. Açlık ve sefaleti bekleyelim.”
Karar gazetesi yazarı İ. Kahveci ekonomik durumu eleştirdiği yazısının sonunu böyle getirmiş. Çizdiği ekonomik durum iç açıcı değil de şu toplumun önemli bir kısmı kim onu açıklasaydı da aklımızı zora sokmasaydı. Akp li seçmen olabilir mi tabii destekçisi mhp seçmeni de?
KAMERA KAYITLARI
Gezi olayları esnasında Türkiye en yetkili kişinin ağzından çıkan “Türbanlı kadın ve çocuğuna saldırdılar kamera kayıtları var” söylemleri ile çalkalanmış ancak o kayıtlar bir türlü ortaya çıkmamıştı. Şimdi yeni bir kamera kaydı bekleniyor. Yine o en yetkili kişiye göre İstanbul seçimlerinde usulsüzlükler yapılmış, bu usulsüzlükler kamera ile tespit edilmiş, itirazlarda bu kamera kayıtlarının da delil olacağı söylenmişti. Sahi nerede o kamera kayıtları? Yoksa daha montajı bitmedi mi?
İŞŞİZLİKTE REKOR
Hazine ve Ekonomi Bakanı ekonominin düzeldiğini “bak burası önemli” diyerek anlatıyor ya bunlara en iyi cevabı TÜİK in işsizlik rakamları veriyor. İşsizlik rakamları, 2019 yılı Şubat ayın da 4 milyon 730 bin kişiye ulaştı ve yüzde 14,7’yle rekor kırdı. Akp nin iktidara geldiğinde işsiz sayısı 2 milyon 464, işsizlik oranı ise %10.2 idi…
İLTİSAKLI
Ben sormuyorum akp nin eski yandaşlarından gazeteci A. Taşgetiren soruyor “…Yara yok mu? Ak Parti de biliyor ki, yara var. Ak Parti’de politika yapıp da şurasında burasında “Gülen cemaati” denilen zamanlarda o yapı ile iltisakı (bağlantısı) olmayan birisi var mı?…” Bu soruyu savcılar sorsa ve gereğini yapsa bu gün ortada akp diye bir parti kalmaz. Kalmadığı gibi bunları ‘Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım’ etme suçlamasıyla hapislere atsanız hapishaneler de yer kalmaz…
GÖRÜŞ İZNİ AÇILIMI
8 yıldır görüş yasağı bulunan ve bu yasağı İstanbul seçimlerinin yeniden yapılacağı süreçde Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Öcalan’ın görüşme yasağına ilişkin kararları kaldırıldı” açıklaması, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Öcalan için “Bence avukatlarıyla görüşsün” demesi, son olarak Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Burhanettin Duran’ın sehven söylediği “Sayın Öcalan” sözleri acaba “Görüş İzni Açılımı” ardından yeni bir Çözüm süreci getirir mi?
OY KULLANMAYAN 1.7 MİLYON SEÇMEN!
Daha önceki değerlendirmelerimde bende sizin gibi bu partilerin ve bağımsız adayların 210 bin oyunun sonucu belirleyici olacağını düşünmüştüm.
Ancak 1.7 milyon önceki seçime katılmayanların olduğunu öğrenince bu seçmene ulaşan ve onların oyunu alanın daha şanslı olacağını değerlendiriyor ve bu konu da akp nin devletin tüm imkânlarını kullanarak bu seçmenlere ulaşacağını ve asıl artışı bunlardan alacağını düşünüyorum.
YA HESAP BİLMİYOR, YA TARİH
“…Kim ne derse desin, biz son 300 yılın en güçlü dönemindeyiz. Bu topraklarda ne zaman güçlendiysek hep sorunlarla karşılaştık. İnsanımızı birbirine düşürdüler. Bugün geldiğimiz noktada güçlü bir Türkiye var…”Bu sözleri söyleyen İçişleri Bakanı Soylu ya hesap bilmiyor, ya tarih.”

Leave a comment »

NANKÖRLER

NANKÖRLER

RTE ‘ye göre onun yanında değilsen, partisine oy vermiyorsan, partisinin adayını desteklemiyorsan hele bir de bunu açık, seçik yazıyor, çiziyor ve de orada, burada, hele bir de toplantılarda söylüyorsan “Nankörsün”

Öyle sadece nankörlükle kurtarsan iyi, ayaklarını denk almazlarsa 17 yıl önceki durumlarıyla şimdiki durumlarının açıklanacağı ve hesap sorulacağı da söyleniyor. Hem de ne söyleme öyle aba altından sopa göstermek falan değil yekten açıktan.

Onlara göre akp döneminde gücüne güç katan, şöhret basamaklarını beşer beşer tırmanan,  servetini büyüten bir kaymak tabaka var. Bu tabaka öyle ulu orta akp yi ve iktidarı eleştiremez, biat edecek ve hallerine şükredecekler yok tersini yaparlarsa yedikleri kaymağın tadı damaklarında kalır.

İşte o kaymak tabakadan Nankörlükle suçlananlar ve suçları;

Her şey, “Her şey çok güzel olacak” sözüyle başladı. İlk nasibini alanlar siyaseten RTE sayesinde makam ve mevki sahibi olanlar, sonradan trenden inenlerdi Gül’ü, Davutoğlu, Babacanı ve diğerleri.

Futbol kulüpleri de nasiplerini aldı FB, GS, BJK. Öyle ya sana milyon dolarlık stat yapılacak, beş kuruş para alınmayacak sonra sen maçlarında karşı ideolojiyi yansıtan sloganlar atacaksın, İzmir Marşını söyleyeceksin, “Her şey çok güzel olacak” pankartı açacaksın ve sadece nankörlükle kurtulacaksın. Yat kalk haline dua et ya stadın kapatılırsa, ya olmadık cezalara maruz kalırsan. Evet, sen nankörsün otur ve sus!

Koç ve Sabancı Grupları akp döneminde, Türkiye’nin en büyük holdingleri haline gelmiş öyle diyor RTE. Böyle olunca nasıl olurda ekonomiyi eleştirirlermiş. Yetmedi bir de nasıl olur da İstanbul’a Belediye Başkanı seçilen İmamoğlu’nu makamında ziyaret ederler. Sen iş adamıysan işinle ilgileneceksin politika senin neyine otur, oturduğun yerde yoksa “Nankörsün”

Hele o sanatçı tayfası yok mu “Türk dizileri Erdoğan’ın vizyoner kişiliği sayesinde dünyaya açılsın o sanatçılar Erdoğan’ın ‘küresel açılım’ politikaları sayesinde servetlerine servet katsın sonra bunları hiç düşünmeden yüzlercesi ‘Her şey çok güzel olacak’ etiketiyle tweter ortamında muhalefet yap. Ahde vefayı unutursan nankörsün, arık ak pli belediyelerden ve kamu kurumlarından iş alamazsın. Nevşehir Belediye Başkanı gibi Kapadokya bölgesine girmeniz yasaklanır. Sanatçıysan sanatınla ilgilen sana ne seçimden sana ne demokrasiden karşı mı geliyorsun ”Nankörsün”

Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği YİK Başkanı Tuncay Özilhan açıklamada yapıyor “31 Mart seçimleri her şeyden önce ülkemiz için önemli bir demokrasi sınavı oldu. İktidar, muhalefet, YSK olmak üzere devlet kurumları bu seçimlerde büyük bir sınavla karşı karşıya kaldı. Bu sınavda kimin ne not aldığını ileride tarih yazacaktır” Be adam sen tarihçi misin sana ne.  “Ekonomide dış ve iç siyasette sıkışmış durumdayız. Yapısal sorunlar ancak uzun vadede çözülür. Endişeler güven kaybına yol açıyor. 2023 hedeflerinden bu yüzden uzaklaştık ve konuşamaz hale geldik.” Konuştun, o zaman başına geleceklere hazır ol. Ne dedi RTE   “İçeriden vurmaya çalışanlara da hesabını sormasını biliriz… Ben sizin 17 yıl önceki durumunuzu da biliyorum, bugünkü durumunuzu da biliyorum. Yeri gelirse bunları da teşhir ederim. Ama şunu bilin ki, Türkiye’yi dışarıdan vuranlar vurmaya çalışıyor. Ama içeriden vuranlara bunun hesabını sormasını da bilirim…

” Hadi bakalım ver cevabı sıkıysa söyle “önce şu teşhir işlemine yakın çevrenizden başlasanız. 17 yıl önce esamisi okunmayan bu gün en üst sıralarda olan holdingleri bir teşhir etseniz. Vakıfları, vakıfların yönetim kurullarını, aldıkları teşvikleri, harcadıklarını, harcamadıklarını, örtülü ödeneği teşhir etseniz. Sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 17 yıllık harcamalarını teşhir etseniz…” Hadi bunları bi söyleyin bakalım neler oluyor. O zaman oturun oturduğunuz yerde iş adamlığınız bilin önünüzü ilikleyin ve işinize bakın. Yoksa “Nankörsünüz”…

Son nankör ise bir iddia. Eğer doğru ise tek kelime ile “Sözün bittiği yer.” RTE’nin bir  toplantıda söylediği iddia edilen şu sözler Türkiye de siyasetin hizmet için değil oy için yapıldığının ve seçmene sadece karnı doyurulan bir mahluk olarak görüldüğünün resmidir. “Mideye değil artık buraya (kafasını işaret ederek) bakacağız. Herkesin midesini doyurduk, ama neticede durum böyle. Karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz yine de oy vermiyor” Bu sözleri söylerken sanki bu hizmeti kendi kesesinden, partisinin kesesinden yapar gibi söylüyor ve diyetini, karşılığını istiyor.  Yoksa “Nankörsün” Bilmiyor mu, yapılan işlem anayasa da yazan sosyal devlet ilkesinin gereğidir. Bunun karşılığı da oy değildir…                                  18.05.2019

Comments (1) »

CERİDE

CERİDE
CUMHURİYET DÜŞMANI ÖLDÜ
Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak sarf ettiği “Keşke Yunan galip gelseydi”, “Şeriat gelsin de isterse Türkiye batsın ben razıyım” “Eğer bir Müslüman Atatürk’ü seviyorum derse ya ahmaktır ya sahtekârdır” diyerek Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı tescillenen, 1920 de milli mücadele karşıtı fetva yayınlayan Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah’ın bu gün kü temsilcisi, sözde tarihçi Fesli gazeteci, dinci Mısırlıoğlu öldü. Vasiyetimdir; “Mustafa Kemal’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin!” demişti. “Mustafa Kemal’e zerre muhabbetimiz olmadığı için buradayız” pankartı eşliğinde damat bakanın ve akp genel başkan yardımcısı ile diğer siyasi ve dinci zevatın katılımı ile cenazesi kaldırıldı. Ölünün arkasından konuşulmaz derler ama Atatürk’ün ardından bu sözleri söyleyen adama tek söz söylenir “canın cehenneme”..
SK
Levent hocam, YSK nın kararını irdeliyor
“Neden SK yazdım.
Çünkü başındaki Y harfini hak etmeyen bir kurum haline geldi. Öyle “yüksek” yazarak yüksek olunmuyor ne yazık ki. Bunu hak etmek gerekiyor.
Hatırlarsınız HSYK vardı. Bundaki Y harfini de bu akp attı. Çünkü adı HSYK olan bu kurumu da onlar bozdu ve geriye kaldı HSK. Şimdi benim önerim YSK ismini de acilen değiştirip SK yapsınlar. Bu adamlara yüksek kelimesi yakışmıyor.
Sadede gelirsek. Sonucu eminim hepimiz bekliyorduk. Çünkü YSK nın önceki vukuatları belli. Bu adamcıkları özenle seçen de AKP ve onun başındaki…
Aksi karar eşyanın tabiatına aykırı olurdu. Bu adamlar gerçek hâkim olsalardı zaten orada işleri olmazdı. Özel bir misyonla seçildiler. Şimdiye kadar ki bütün seçimlerde hile yapılmasına göz yumarak ülkeyi batırdılar. Düşman olsa bunu yapmaz. Ama Yılmaz Özdil güzel söylemiş. Bugün itibariyle iktidarı da kaybettiler. Bir ekleme yapayım, sadece iktidar değil kırıntısı bulunan saygınlığı da kaybettiler…
Bizi bu şekilde yıldıramazlar. Çok eminim ikinci seçimde öyle bir tokat yiyecekler ki değil 13 bin oy belki 130 bin oy fark olacak. O DSP denilen akp nin gizli ortağına oy verenler de eminim DSP adayını geri çekmese bile CHP ye oy verecek. Ayrıca saadet partililer…
Oy kullanmayanlar eminim şimdi hırsla gidip oyunu İmamoğlu na verecek…
Akp ye oy verenler de tam tersi azalacak. Değil Binali, rte bile aday olsa artık kar etmez…
Her şeyde bir hayır vardır. Bir kapı kapanır, bir kapı açılır…
Şimdi gelelim fesli Kadire…
Atatürk ile eminim orada karşılaşmıştır.
Dersini almıştır. Kötülere bir şey olmaz diyorduk ya hani, oluyor vallahi. Artık kötüler de ölüyor…
Cenazesine gelecekleri kendisi şimdiden Atatürk düşmanı olarak etiketlemiş sağ olsun.
Bize düşen cenazeye gidenlere bakmak onları not etmek, saymak…
SORUYORUM
YSK ya soruyorum;
31 Mart’ta aynı zarfa dört ayrı pusula konuldu; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Belediye Meclis üyeliği, ilçe belediye başkanlığı ve muhtarlık. Aynı sandık kurulu, aynı zarfta bulunan pusulalardan bir tanesinde usulsüzlük yaparken, diğer üçünde nasıl usule uygun davranmış oldu? Davranmadıysa YSK, yetkisini kullanarak neden o sandık kurullarının yaptığı tüm seçimleri iptal etmedi?
YSK ya soruyorum;
İptal gerekçesi olarak “225 sandık kurulu başkanı ile 3 bin 500 sandık kurulu üyesinin kanunun açık hükmüne rağmen kamu görevlisi olmadığı” açıklanmıştır. Bu görevliler 1 Kasım 2015 Erken genel seçim, 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumunda ve 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile görev almış mıdır? Eğer aldılarsa bu seçimler yasal mıdır?
ZUGZWANG
Doktorumdan;
“Bugün kimi görsem herkes keyifsiz ve öfkeliydi…
Malum mesele, İmamoğlu’nun başkan seçildiği seçimin iptali…
Bense hiç de keyifsiz değilim, aksine keyfim yerindeydi…
Zira çok ama çok büyük bir hata yaptılar ve seçimden bu yana uzun zamandır bu hatayı bekliyordum…
İmamoğlu’nu perde arkasından destekleyen birileri de eminim bu hatayı bekliyorlardı…
Şöyle ki;
Daha önce de yazdığım gibi İmamoğlu ne mesleki kariyer açısından,
Ne de siyasetçi olarak parlak biri değildi…
Hatta “vasat bir siyasetçi” olarak bile görülebilir…
Seçimler geçerli sayılsaydı, var olan ekonomik kriz ortamında zaten parasızlıktan ve Ankara’nın mali baskısından rahat çalışamayacaktı…
Buna bağlı olarak belediyede çeşitli iş kollarında grevler başlatılacak, yaptığı her iş topluma farklı anlatılıp bahane ile yandaş medya tarafından linç edilecek, belediye meclisinde engellenecek ve sonuçta iyice yıpranacaktı.
Üstelik bunu yapan adamlar dış dünyaya “demokrasi ve hukuka ne kadar saygılı” olduklarını, seçim sonuçlarını nasıl kabul ettiklerini söyleyip duracaklardı…
Bu çok daha mantıklı bir çıkıştı onlar için ama bunu riskli buldular ve İstanbul’un rantından vazgeçemediler. Aslında AKP tam bir “zugzwang” durumunda kaldı…
Zugzwang, satrançta kullanılan bir deyimdir. Hamle sırası size gelmiştir ama hangi hamleyi yaparsanız yapın kaybedeceğiniz bir durumdur. “Hamle yapmıyorum” deme hakkınız ise yoktur. AKP de bu durumdaydı işte…
Ve olası hamlelerin en kötüsünü, en yanlışını yaptılar. İmamoğlu’nun dün geceki konuşmasını izlediniz mi bilmiyorum, izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm. Belli ki önceden ve çok iyi hazırlanmıştı. Sadece konuşma değil, beden dili de hazırlanmıştı. Üsluptaki değişikliği, ceketi ve kravatı çıkarması, el ve yumruk hareketleri, kitleyi coşturması, sözcüklerin seçimi. Daha önceki İmamoğlu portresinden çok farklı bir imaj çizdi…
Eskiler “her şerde bir hayır vardır” derler. AKP yapılan bu “şer” işle kendisi aleyhine ama toplum lehine bir “hayır” yaptı aslında. Kendi yaptıkları işlerle vasat bir siyasetçiden bir lider yarattılar! Dolayısıyla kendi sonlarına da bir adım daha atmış oldular…
Bundan sonra hile ile seçimleri kazansalar bile var olan ekonomik çıkmazda hiçbir şekilde ülkeyi ve yerel yönetimleri yönetemeyecekler…
Keşke,
Bugün, CHP ve diğer partiler seçimleri boykot edebilse, Üstüne “bu seçim sistemine inanmıyoruz” diyerek seçilen tüm muhalif belediye başkanlarının istifa etmesini sağlayabilse,
Hatta meclisteki tüm muhalif milletvekillerinin de istifa etmesini sağlayabilse idi… O zaman görecektik gümbürtüyü… Ama bunları yapamadılar, zaten CHP yönetiminin bunu yapacak kapasitesi de yoktu…
Bu arada AKP nin yapabileceği bir kötü hamle daha var,
Tekrar seçimin ilk işaret fişeğini atan yandaş yazar bugün de şu konuda yazmış zaten, okuyalım;
https://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimkaragul/-imamoglu-projesi-coktu-mesele-secim-degil-istanbul-projesiydi-2-adim-turkiye-olacakti-casusluk-teror-milli-guvenlik-eksenli-sorusturmalar-acilmali-bakalim-bu-sefer-kimler-amerikaya-kacacak-2050287
İmamoğlu’na bir saldırıda bulunabilirler, ya da “terör örgütü üyeliği vb” den içeri atabilirler. Tabii seçilse bile bu durumda yerine kayyum atanı. Bu durumda ise, Siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan zaman daha da hızla akmaya başlar birileri için…
Neyse, Üzülmeye hiç gerek yok, Zaman fena halde birilerinin aleyhine işliyor artık. Hani Nazım “Beş Satırla” adlı şiirinde der ya;
“Anlamak sevgilim,
O, bir müthiş bahtiyarlık,
Anlamak gideni ve gelmekte olanı…” diye,
İşte öyle…”
ÜST ASTIN VEKİLİ OLMAZ
“Yüksek Seçim Kurulu’nun 06 Mayıs 2019 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini yenileme kararı aldı. Karar üzerine İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.” Üst yani “Vali” Astın yani “Belediye Başkanının” vekili olarak görevlendirilemez. Hiyerarşik yapıda böyle bir görevlendirme olamaz. Vali, Belediye Başkan vekili olamaz. Yapacaksan adam gibi Belediye Başkanı dersin olur biter.
KELLE KOLTUKTA GÖREV
Akp’nin itirazları sonucu YSK İstanbul’da seçimlerin tekrarlanmasına karar verirken, karara gerekçe olarak ise “sandık kurulu üyelerini” göstermiş ve karardan önce bazı sandık kurulu başkanları şüpheli olarak ifade vermeye çağırılırken, YSK bunlar hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Bu kadar baskıdan sonra sandık kurulu üyesi bulmak kolay olmasa gerek. Eğer akp adayı kazanırsa problem yok hatta demokrasi kahramanı ilan edilir, gazi maaşı bile bağlanabilir bu üyelere. Ama İmamoğlu kazanırsa işte o zaman sakıncalı, şüpheli olurlar ki haklarında suç duyurusu bulunulmayacağı garantisi yok. Yani kelle koltukta görev yapacaksın. En iyisi mi bu görevlendirme işine YSK hiç karışmasın akp teşkilatı bulsun buluştursun, gereğini yapsın kurulları oluştursun. Suçlansalar bile nasıl olsa kurtulurlar…
KEDİ SANDIĞA NASIL GİRER
Akp İstanbul’da yenilenecek BBBşk seçimlerinde olası kaybetme ihtimaline karşı;
Seçim sonuçlarına tekrar itiraz etmek ve bu itirazı garanti haline getirebilmek için yeni seçim kurullarının oluşturulması ve seçim listelerinin yenilenmesi esnasında bilerek eksik ve sakat işlemler yapabilir/yaptırabilir. Seçim öncesi tespit edilemeyen bu işlemler seçim sonucunda ileri sürülerek tekrardan seçim istenebilir.
Kamu dairelerine staj, kurs adı altında kendilerine oy vereceklerinden emin oldukları on binlerce kişiyi özellikle uzman erbaş ve erleri, polis adaylarını eğitim merkezlerine gönderebilir ve buralarda oy kullanmalarını sağlayabilirler.
Seçsis bilgi sisteminde oyların bir bölümünün Cumhur İttifakına geçişini sağlayabilirler.
Yaparlar mı yaparlar. Onun için hem yeniden kayıt sürecinde, hem kontrol ve itiraz sürecinde hem de sayım ve sonuçların gönderilmesi durumunda Millet İttifakının çok bilgili, uyanık ve organize olması gerekir.
ŞAİBE Mİ DEDİN
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesi kararı hakkında, “Ben, İstanbul’da hayatımda bu kadar şaibenin olduğu bir seçim görmediğini belirtmiş. Siyasete girişi, başında bulunduğu parti ile girdiği seçimler, aldığı sonuçlar ve bugün hizmet ettiği iktidar ve lideri hakkında söylediklerini düşündüğüm zaman asıl “şaibenin” kim olduğu hakkında tekrar düşünmesi ve aynaya bakması gerekir…
7Lİ ÇETE
Kılıçdaroğlu, seçim yenilenmesi için evet oyu veren 7 YSK üyesi hakim için “7 li çete” deyince Bahçeli çok kızmış ve Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılarak yargılanmasını istemiş. Bahçeli’nin Millet İttifakını “Zillet İttifakı” olarak söylemesi ve bu ittifaka oy veren milyonlarca seçmeni Zillet olarak aşağılaması ve hor görmesi sözleri daha unutulmadı. Kılıçdaroğlu 7 kişiye demiş Bahçeli ise milyonlara. Yargılanması ve hesap vermesi gereken biri varsa o da Bahçelidir…
HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAKMIŞ
Bu sefer Doktorumun “Boykot” çağrısına katılmıyorum. Savaş hali deyip erteler mi erteler. Savaş nerede derseniz Suriye’den sallarlar iki roket al sana savaş nedeni.
“İstanbul’u hiç bir şekilde teslim etmemek için her şeyi yapacak. Bunun nedeni İstanbul’dan cemaatlerin, vakıfların, partinin, yandaşların, müteahhitlerin nemalanması değil sadece…
Eğer İstanbul’da yenilirse, bu sefer Türkiye’deki konumu sarsılacak, erken seçim kaçınılmaz olacak. Partideki çözülme ve Gül-Davutoğlu-Babacan eksenine kaçışlar artacak, hatta MHP de parçalanan tabandan payına düşeni alacak. Ayrıca, İmamoğlu’nun önünü mutlaka kesmek istiyor, zira eğer İmamoğlu kazanırsa gelecekte -muhtemelen hiç olmayacak olan-seçimler de kendisi için riske girecek…
Bunun için de İstanbul’da her türlü hile, baskı, düşünülecek. Gerekirse İmamoğlu’nu içeri bile attıracak, ya da saldırıya uğraması sağlanacak…
Yine mi olmadı, yolu var, seçime yakın eğer anketler olumsuz gelirse eğer bunu bir kanun maddesine eklemeler yaparak bile yapabilir…
2972 sayılı mahalli idareler seçim kanununun 8. maddesinin son fıkrası şöyle;
” Mahalli idareler seçiminin savaş hali nedeniyle bir yıla kadar ertelenmesi kanunla düzenlenir.”
Bu maddeye ekleyeceği “kamu düzeni, kamu güvenliği, milli güvenlik nedeniyle vs vs” bir ek yapması, ayrıca 1 yıllık süreyi de süresiz yapması yeterli zaten…(1 yıl ibaresini kaldırması bile yeterli)
Yani mesela kanun maddesi şu şekilde yazılsa iş tamam;
” Mahalli idareler seçiminin kamu düzeni, kamu güvenliği, milli güvenlik ve savaş hali nedeniyle ertelenmesi kanunla düzenlenir.” İşlem tamam olur…
Bir kanun çıkarılır, Anında seçimler en az 1 yıli belki de süresiz ertelenir, İstanbul’a bir kayyum atanır ve yine İstanbul’un sahibi o olur…
İşte bu nedenle CHP, kazandığı seçimin iptaline sessiz kalmakla, yeniden seçimi kabul etmekle büyük bir hata yaptı. Son derece sert yaklaşıp, seçimi boykot, bütün belediye başkanlarının ve vekillerinin istifa etmesi sağlanmalıydı…
Ortam ne kadar gerilirse gerilsin, ekonomi daha ne kadar sarsılırsa sarsılsın, gemileri yakıp, en sert tepkiyi göstererek AKP-MHP ikilisini tek başına meydanda bırakmalıydı.
Bunu Akşener bile “sine-i millet” diyerek dile getirdi. Ama CHP söyleyemedi ve şimdi, yine iptal edilip edilmeyeceğini bilmediği, hile karıştırılıp karıştırılmayacağını bilmediği bir seçimi, sonuçlarıyla birlikte kabul etmek zorunda kalacak…
Yazık…
Sahi, siz, Seçimle ve kavgasız gürültüsüz giden bir despot gördünüz mü hiç? Diktatoryal güce sahip olmasına rağmen tek istisnası İsmet İnönü’dür ki, O da 2. Dünya Savaşı sonrası ülkenin Stalin’in baskısı altında iken ABD ye yaklaştığı dönemde mecburen olmuştur…
Başka var mı hatırladığınız? Julius Sezar’dan Oliver Cromwell’e, Franco’dan Salazar’a, Hitler’den İdi Amin’e, Ya da Mübarek’ten Zeynel Abidin Bin Ali’ye, Kaddafi’ye veya Saddam’a…
Seçim sonuçlarına saygı gösterip yerinden usulca kalkan hangi tiran var?
Burada “CHP nin kapasitesi bu kadar, bunlardan fazla bir şey beklememek lazım” derseniz haklısınız. Bunlardan bir halt olmaz ama yazık bir de insanları kandırıyorlar. Slogan da belli, üstelik güzel de bir slogan, ilk anda insanın hoşuna da gidiyor.
“Her şey çok güzel olacak!”
Nasıl güzel olacakmış? Onu açıklayan yok. Baştaki adamların ülkeyi getirdikleri çöküntü malum da. Siz hiç CHP’nin mesela adalet, mesela eğitim, mesela ekonomi konusunda geliştirip açıkladığı ciddi bir program duydunuz mu? “Hak, hukuk, adalet” gibi,
Ya da “IMF ile anlaşma şart (Türkçesi; biz yapamayız, IMF gelip bizim ekonomiyi düzeltsin demek bu)” gibi bir takım slogan veya laflar dışında ne var bize vaat edilen?
Ülke batmış, en az 5-10 yıl kendini toplayamayacak, hepimiz, ama hepimiz giderek yoksullaşacak, gelecek yıl belki ciddi boyutta gıda. ilaç, akaryakıt vb sıkıntısı yaşayacak, en iyi olasılık IMF gelse bile hepimiz çok bunaldığımız zamanlar göreceğiz, sonra; “Her şey güzel olacak…” İyi de nasıl?
Yunanistan’da da her şey güzel oldu, 2060 yılına kadar yoksulluk içinde aldığı borçları ödeyecek bu ülke. Sonrası da belirsiz. Bizde daha da beter olacak. Ama slogan güzel, hani derler ya “Umut Memedin ekmeği, ye Memet ye!”. İşte öyle…
Hani Nazım “Taranta-Babu’ya Yedinci Mektup” ta yazmış ya, öyle bir memleket burası…
Şöyle diyor şair;
“Bir öyle şaşılası dünya ki burası,
Balıklar kahve içerken,
Çocuklar süt bulamıyor.
İnsanları sözle besliyorlar,
Domuzları patatesle.”
Başa dönersek, bu adam, güç onda oldukça İstanbul’u her ne olursa olsun vermeyecek…
Öyle seçimle falan da elindekileri bırakmayacak…
YARGIYA YANDAŞ DENİLMESİN
Danıştay Başkanı hanımefendi “”yargıya yandaş denilmesine kızmış “yargıya yandaş demeyin” demiş. Törende Cumhurbaşkanına saygı göstermek için düğmesiz olan cübbesinin önünü kapayan, siyasi kişiliği doruğa çıkmış, partili cumhurbaşkanı ile Rize’ye çay toplamaya giden biri bunu söylüyorsa ona kargalar bile güler. Yandaşa, yandaş denir nokta.                                                                                                                                                                              11.05.2019

Leave a comment »