Archive for Uncategorized

OKUDUKLARIM

OKUDUKLARIM
Kitap okuyor muyum, okuyorum. İyi bir okuyucu muyum, sayılır. Ama bir problem var paylaşmak. Bir ara okuduklarımı bloğumda yazıyordum sonra unuttum gitti. Tabii en büyük dert ne yazacağımı not almadığım için biraz zaman geçince unutmaktı. Şimdi buna çare bulundu. Üyesi olduğum “Ekin Yazın Dostları İzmir Grubu”nda okuduğum kitabı paylaşmak için not almam gerekiyor. Ekin grubunun en büyük faydası okuduğum kitapların kategorisinin çeşitlenmesi oldu. Okuduklarım ne olacak bu memleketin hali sorusuna cevap arayan araştırma ve ideolojik kitaplardı. Şimdi bunların yanına roman, deneme, şiir, tiyatro da eklendi. Belgelerle Bursa Nutku (Murat Kaplan), Evanjelizm (Ali Kuzu), Selanik’ten Ne Çıkar (Ahmet Almaz), Türk Papa (Ümit Doğan), Yol (Metin Hara), Çizgilerle Susurluk Macerası (Leman yayınları). Bu kitaplardan sonra işte değişim ve gelişimin göstergesi son birkaç ayda okuduklarımdan…
AZAP AGA
Ekin Yazın Dostları Grubunda okuduğum roman. Çeşme Ilıca doğumlu yazar “Mehmet Cumul” bir gün eline kağıdı kalemi alıyor ve köklerini yazmaya başlıyor. 1909 a kadar Yunanistan Volos’ta yaşamış sonrasında Türkiye’ye göçmüş, dönmüş, Balkan göçlerini, yöre adetlerini, tarihi değerleri ve olaylarını git gellerle geçen umudun hiç bir zaman yitirilmediği, aristokrat ve varlıklı bir ailenin anlatıldığı “Bir Ege Hikayesi.” Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in Çeşme-Ilıca’da geçirdiği 8 günün hikâyesinin de anlatıldığı “Hey gidi koca Azab Ağa hey! Yattığın yerden kalk da bak! Soyun devam ediyor!” diyen yazar Azap Aganın torunu Mehmet Cumul’a evinde bizleri misafir edip kitaplarını imzaladığı günde söylediğim gibi kitabın sonuna Azap Aga’nın soy ağacı eklenmeli ve belgesel tadında ki bu kitap okunmalı…
ALAÇATILI
Azap Ağa’nın devamı diyebileceğimiz Mehmet Cumul’un “Kökler, Taş Ev, Yasak Aşk” temasıyla işlediği romanı. Rum ve Türk ailenin aynı taş evde yaşadıklarını, köklerine yansımasını, göçler, mübadele, yakın tarihimize ışık tutan belgesel niteliği ile tarihi bir roman hüviyetinde. Yaşanan bir aşkı da öne çıkaran, Newyork’lu bir avukatın köklerini araması ve yaşanan olayların dramı…
ATATÜRK VE CUMHURİYET HALK FIRKASI
CHP’limisin, CHP de siyaset mi yapacaksın “Kahraman Yusufoğlu’nun” bu araştırma, incelemesini okuyacaksın. Halk Fırkasından, CHP sine giden yolun dünü ve bu günü ile incelenen kitapta 9 Eylül 1923 de Halk Fırkası ile yola çıkılıyor, 1924 Cumhuriyet Halk Fırkası ile devam ediyor arada 1924 de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1930 da Serbest Cumhuriyet Fırkası maceraları ile sürüyor ve CHP ye geliyor. Sonrasında fırtınalı günler, kapanma süreci, GP, DSP, SHP, ihtilaller…
6 ok ilkelerin doğuşu, devrimler, reformlar, hükümetler, bakanlar kısaca CHP’nin hikayesi…
ULUS OLMAK
“Her yeni gelen günü, Yeni bir ümitle beklemeli, Her yeni bir gün yeni havalarla gelir, Gece yağan yağmurla uyursun, Sabah, bir de bakarsın odan güneşli” dizelerine uygun bir günde gittik Necati Cumalı’nın Urla’daki evine. Şiir, öykü, roman, oyun, inceleme ve deneme dalında eserler veren Cumalı’nın ben “Ulus Olmak” kitabını seçtim. Daha önce evine yaptığımız ziyarette bu kitaptan okunan Atatürk’ün Urla’ya gelişi anlattığı “Gazi’yi karşıladım” bölümünü “Ekin Yazın Dostlarına” okumalıydım ve okudum da…
Egenin yazarı olarak bilinen ve Yaşar Kemal’in “Yaşlanmaz Şair Çocuk” dediği Cumalı’nın deneme tarzında eserlerinden olan kitap, Kasım 1961 de Vatan gazetesinde yazdığı yazılardan derlenmiş. Cumalı “Vatan’da bundan sonra uzun bir süre yayınlanacak yazılarımı sadece Atatürk’e ayırarak büyük kurtarıcıya karşı yazar olarak üstüme düşen borcumu yerine getirmeye çalışacağım” dediği yazılarından 8, Cumhuriyet, İkibine Doğru, Türk Dili (1979-1989)nde yayınlanan yazılarından Atatürk’le ilgili olan yazıların seçildiği kitap özellikle Söylevle ilgili değerlendirmeleriyle öne çıkıyor. Atatürk’ün bütün yaşam öyküsü, bütün düşünce savaşını “Ulus Olmak” ilkesi olarak açıklayan yazar “Türklüğe İnanmak, Türklük Bilinci, Egemenlik Kavramı, Cumhuriyetçilik, Demokrasiye İnanç, Ulusal Onur, İlkeler ve Devrim” konularını işlediği kitap okumanın yanında kitaplıkta bulunması gereken değerlerden de biridir…
BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK
Kimi değerlendirmelere göre yazar Harper Lee kitabında kendi hayatından bazı kesitleri anlatmış. Gerekçe ise roman kahramanları ve yaşantısının yazarla benzerlikleri. Yazar bunu açıklamıyor ama 1961 yılında Pulitzer, 1962de Oscar ödüllü bu ilk romanıyla Amerika’nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch’in gözünden anlatıyor. Daha ilk iki bölümünü okuduktan sonra başa dönüp kişileri not aldığım romanda yazar 1935 li yıllarda Maykomb şehrinde yaşayan Finch ailesinin baba, kız ve erkek kardeş, akrabalar, komşular, eyalet idarecileri arasında yaşanan olayları anlatımda önden gidişler, geriye dönüşler, insan, aile ve toplumsal ilişkileri anlatımı ile verdiği mesajları ile mükemmel bir kitap.
Baba Atticus’un çocuklarına verdiği “İstediğin kadar kuş avlayabilirsin, fakat sakın bülbüle dokunma. Zararsızdır, öldürmenin günah olduğunu aklından çıkarma. Bülbüller bir şey yapmazlar, sadece öterler, bahçelerdeki tohumları yemez, çiçeklere zarar vermezler. Sadece bizim için tatlı tatlı öterler. Bunun için bülbülü öldürmek günahtır” öğütün de anlatılan bülbül kitabın sonunda gizemli bir hale dönüşüyor. “…Bu bülbülü öldürmek gibi bir şey olacaktı.” İşte romanın düğümlendiği nokta bu Bülbül, hangi bülbül? Ve sonuç “Ölüler Ölülerini Gömsün.”
Orta ve lise çağında mutlaka okunması gereken kitaptan bazı mesajlar;
“Herkesin inandığı gibi düşünmeye ve düşündüklerinin doğru olduğuna inanmaya hakları var. Ama ben başkalarından önce kendi kendimle yaşamak zorundayım”
“Birinin fena saydığı bir sıfatla çağrılmak hakaret sayılmaz. Bu bize sadece karşımızdakinin ne kadar zayıf ve zavallı olduğunu gösterir. “
“Bir insanı meseleyi onun yönünden düşünmeye alışmadıkça anlaman imkansızdır. Derisinin içine girip gezineceksin.”
“Başını dik tut, yumruklarını sık ama iki yanında tut. Kim ne derse desin karşılık verme. Bu seferde kendi kendine müdahale edip sakin olmaya çalış”
“İnsan bazı hallerde değiştirilmesine imkan olmayan durumlarda yalan söylemeli” 18.11.2019

Comments (1) »

ANAYASA MAHKEMESİNİN ASKERİ OKULLARIN KAPATILMASININ DOĞRULUĞUNA DAİR KARARI ÜZERİNE GÖRÜŞLER:

ANAYASA MAHKEMESİNİN ASKERİ OKULLARIN KAPATILMASININ DOĞRULUĞUNA DAİR KARARI ÜZERİNE GÖRÜŞLER: (KHO da Tabur Komutanlığımızı yapmış E.Tuggeneral Sait Nadir Güven’in konu ile ilgili inceleme ve değerlendirmeleri:)
2 Kasım günlü gazeteler de okuyoruz. Anayasa Mahkemesi, Askeri Liselerin kapatılmasının Anayasaya aykırı olmadığı, kararını vermiştir. CHP mevcut öğrencilerin kazanılmış haklarının gözetilmeden kapatılmasının eğitim ve öğrenim haklarının ihlali esasından hareket ederek bu davayı açmıştı. Hakikatte bu kapatılma idare tarafından giderilebilinir hak ihlalinden çok milli ve tarihi değerlerimizin ve güvencemizin bilerek/bilmeyerek paramparça edilmesidir. Şöyle ki:
15 Temmuz Kanlı Darbe Girişiminden Önceki Olaylar:
Osmanlının aydınlanma hareketleri ile açılan bütün eğitim öğretim müesseseleri Cumhuriyet dönemi dahil devamlı irticai akımların etki alanında kalmış ama son ana kadar kendisini kaptırmamıştır. FETÖ terör cemaati Devletin bütün kurumlarına özellikle Adalet Askeri Emniyet Eğitim vd. kurumlarına sarkınca ve burada güç kazanınca, iktidar da ayni menzile odaklanmış, her istediğini verdiğinden artık aleni faaliyeti için bir engel kalmamıştır.
Adalet mekanizması yeterli derecede Fetönün eline geçince, Ülkemizin ve askeri okullarımızın yetiştirdiği Güzide Generaller Amiraller Subaylar Astsubaylar ve yüce Aydınlarımız Ergenekon-Balyoz vb. davalarla yok yere zindanlara atılmışlar, adalet bilinci ve askeri güç zafiyete uğratılmıştır. Zamanın Genelkurmay Başkanı Devlete/Millete haykırıyor. “Silahlı Kuvvetler Asimetrik Psikolojik Taarruz Altındadır”. Heyhat! Bu ülkenin Yöneticileri ve halkı neredeler? Milli Ordu neden korunmuyor? Aksine, yönetici savcılığa soyunuyor Fetönün gücüne güç katıyor.
Askeri liselerde Fetöcü öğrenciler kuvvetlendikçe, vatanını milletini canından çok seven ve bu uğurda varlığını Cumhuriyete adamış Atatürk sevdalısı öğrencilere bazı idarecilerin desteği ile de baskı yapmaya başlamışlar. Durum “ya cemaate katıl ya defol git” noktasına geldiğinde, bu Cumhuriyet gençlerinin babaları, anaları, dedeleri para arayıp devlete borçlarını ödeyip çocuklarını bu çağ dışı çamurdan/çirkeften kurtarma yoluna gitmişlerdir. Bu durum Komuta kademelerine aktarılmış sert tepki ile karşılaşılmıştır! FAKAT kısa süre sonra kanlı Fetö darbe girişimi kendisini göstermiştir. Burada ki soru: Her şey göz önünde aleni iken, Devletin İktidarı, İstihbaratı, haber alma teşkilatı, Askeri istihbaratı, Komutanlık sanatı, Astını koruma görevi, denetleme, sosyal araştırma faaliyeti yok mu idi? FETÖ girişimleri gizlenmişti bilinmiyordu denebilir mi?
15 Temmuz Darbe Girişiminden Sonraki Durum:
Bütün sorumluluğun Askeri okullarda ve Askeri Sağlık sisteminde olduğu değerlendirilerek, OHAL sürecinde KHK ile Okullar hemen kapatılmış sağlık teşkilatı Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır. İktidara neden kapatıldığı sorulduğunda, Fetöcü irticai cemaatin okulları sardığını, ayrıca medeni ülkelerde askeri okulların ve sağlık sistemlerinin bulunmadığını, cahilane ifade etmişlerdir.
Medeni ülkelerdeki askeri okulları gösterip hatta Rusya gezimizde 9-12 yaşlarındaki askeri okul öğrencileri ile sohbetimizi, Fransa’da hangi şehirlerde hangi askeri hastanelerin hangi isimlerle bulunduğunu, bunlardan onunu belirterek Bakanlarımızın araştırmadan gelişigüzel konuştuklarını/yalanlarını ortaya serdik.
Zaten 10 yıl kadar önce Milli Eğitim Bakanı “Amerika Liselerinde Askerlik Dersi yok, bizde neden olsun” saldırısı ile liselerimizden askerlik dersini kaldırtmıştı. Fakat biz anında Amerika liselerinde bir Albayın, Üniversitelerinde Albay komutasında 4/5 subayın Askerlikle ilgili derslerini koordine ettiklerini, gösterdik. Ama amaç askerlik dersi değil yavaştan yavaşa askerliğe karşı eylemlerdi.
FETÖ ye gelince; Evet doğrudur, FETÖ yılanı milletin gözbebeği güzide kurumlarının karnına çöreklenmiştir. Heyhat! İktidar bir cerrah ustalığı ile neşteri karna vurup ameliyatla yılanı çıkartıp kafasını parçalama yerine, neşteri ciğerine saplayıp askeri okulları ve sağlık sistemini tamamen ortadan kaldırmayı yeğlemiştir. Ama neden Adalet Sağlık vb. teşkilatlar Fetöcülerle dolduğu halde bunların okulları kapanmadı? Millet nezdinde affedilemez yanlışlık vücut bulmuştur. Neredesiniz Ey Milliyetçiler, Neredesiniz Ey Partiler, Neredesiniz Ey Ahım Şahım Generaller, Amiraller, Subaylar Hatta Emeklileri? Neredesiniz Ey Yüce Yetişkinler, Araştırmacılar vb…
Kısaca, Milli Tarihi Bağlılık Ve İlahi Duygusallık İlişkili Sorumluluklar:
Bir musibet bin nasihatten daha etkilidir.
1770 Çeşmede Donanmanın yakılıp yok dilmesinden sonra, Osmanlı bilimsel eğitimin kaçınılmazlığını görerek; tarihi süreç içinde Harp Okulları, Askeri Tıbbiye ve Askeri Liseler açarak çağdaş bilimde teknikte ilerleyerek ülkenin sivil kurumlarına önderlik etmişlerdir. Heybeliada da Deniz Lisesi, Boğazın cennet kıyılarında Kuleli askeri lisesi, Denizcilerin ve Karacıların mukaddes yuvaları olarak anılmaya başlamıştır. Tüm Askeri Okullar Sivil Kardeş/Arkadaş okullarla ve öğretmenleriyle Çanakkale’nin koylarında ve Mucizevi kurtuluş mücadelesinde şehitler vermişlerdir. Konuyu çok kısa tutmak için Asker ve Sivil okulların destanlarından ve tümen tümen şehitlerinden bahsetmeden, bir örnekle yetiniyorum. Okullarından kaçarak Kurtuluş Savaşında Milli Kuvvetlere katılan Kuleli Askeri Lise öğrencisinden 88 vatan çocuğu İlahi Sona Şahadete uçmuşlar; İşte, Vatanın/Milletin Namusunu Çiğnetmemişler, Çiğnetmeyecekler.
Bu milli okullar Cumhuriyet döneminde Osmanlıdan kalmadır düşüncesinden hareketle yok etme/kapatma sevdasına kapılmadan, bağrından çıkan milletin ulus milletin hizmetinde, başlangıçta yalçın dağlardan vadilerden yurdun ücra köşelerinden at eşek sırtında gelenlerle birlikte Ülkemize yüce siyasiler idareciler komutanlar sunmuşlardır. Milletler, tarihten gelen başarı ve abideleşmiş unsurları ile ve geleceğe teşkilatlanma pozitif ilimde ilerleme bunları medeni müspet hukukla birleştirerek ileri demokrasi içinde, varlıklarını korurlar.
Tam bu noktada şu gerçeği vurgulamadan geçemeyeceğim: : İmam Hatip Okullarından Askeri Okullara Harp Okullarına kayıt yapılmamalı. Nobel Ödüllü Prof. Sancar, Karadelik araştırma ekibinin başarılı üyesi Prof. Feryal Özel gibiler nasıl orta eğitim programına katılmışlarsa Askeri Liselerde Benzer Eğitim Öğretim Programı Uygulamalıdır. Çünkü İmam Hatipliler insanın ruhunu Yüce Allah’ın inayetine kavuşturmak ve insani yüce meziyetlere bürümek için olabildiğince yavaş sakin durgun ve oturgan Düzgün karakterdedirler. Askerlik mesleği ise; atak, güçlü moral, şimşek hızında karar, araziyi ve silah ve gereçleri kullanma yeteneği, hareketlilik ve ayakta duruş ile gök günlüğü bilimi talep eden karakterdedir.
Sonuç:
Milletin Maddi Ve Manevi Varlığını Saran Ve Abideleşen Bu Kurumların kapatılmasını, yukarıda sunulan bilgiler ve olaylar muvacehesinde benim mantığım almıyor, toplumsal mantık kabul etmiyor. Çünkü: Hain cemaat öğrencilerin bir bölümünün beyinlerine girerek onları çağ dışı bir ortama sürüklüyorlar. İktidar/Sorumlu İdare/komutanlık, velhasıl yukarıdan aşağı kadar yönetim, göz göre göre ses çıkarmıyor, öğrencileri koruyup kollamıyor; darbe girişimi olunca suç okullara atılıyor. Suçun okullarda olmadığı okulları yönetenlerde ve istihbaratı elinde bulunduran tüm iktidar sahiplerinde olduğu aşikardır.
O halde “Askeri Liseleri Kapatma Davası” Anayasa Mahkemesine açılan “Mevcut öğrencilerin kazanılmış haklarının gözetilmeden kapatılmasının eğitim ve öğrenim haklarının ihlali” davası değil, doğrudan doğruya Cemaatin Devletin Kurumlarına ve Göreve Müdahalesi ile Cemaatin faaliyetlerini destekleyen ve bunlara müdahale etmeyen öğrencileri korumayan idare ve komuta kademesinin Vazife İhlali/Zafiyetli cezai sorumlulukları olarak değerlendirilmeli ve işlem yapılmalıdır.
Kapatma işleminde Kabahatli olanlar Erdemlilik gösterip, Nedamet Duyup özür dilemeli ve en kısa zamanda, Askeri Liseler ile Askeri Tıbbiye tedrisata başlamalıdır. Karar Makamı ile teklif sahipleri bir yıl içinde bu gerçeği başarmak veya hiç gündeme almak istemiyorlarsa, Bunların Yerlilikle Millilikle alakaları olmadığı gibi, Jeopolitik unsurların coğrafyamızın isteği olan Milli Birlik Ve Beraberlikle de bağlılıkları olmadığı anlaşılacak. Ayrıca Kapatma işleminde kabahatli olanların, suçlu olanlarla ayni potada olduğu belirlenecek ve eninde sonunda “ belki ben görmeyebilirim” iktidar değişiminde sorgulanacaklardır.
Askeri Liseler Ve Askeri Tıbbiye Yeniden Milletin Evlatlarının Hizmetine Sokulmalıdır.
05.11.2019

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
15.09.2019
YUMURTA, YUMRUK VE TEKME
CHP lideri Kılıçdaroğlu’na Ankara/Çubuk ta yumruk atılmasından sonra Aydın/Kuşadası’nda da yumurta atılıp ikincisi de birincisi gibi serbest bırakılınca soruyorlar bu olayları Tayyip yaşasaydı yargı nasıl karar verirdi? Yargıya gelmeden önce olay mahallinde o kişilerin hesabı görülürdü. Hatırlayın Soma’da müşavir tarafından tekmelenen madenciyi, ABD de korumaların yarattığı olayları. Yargıya gelince kararı verirdi bağımsız ve tarafsız olarak tabii adaletten, hak ve hukuktan öte, önce hakaret derdi sonra terör örgütü üyeliğini sokardı araya ki beli doğrulmazdı garibin…
SAKAL, BIYIK, ERKEKLİK VE DE ASKER
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) Fethullahçı olduğu için atılan Dinci Akit gazetesi yazarı Vehbi Kara, gazetesindeki köşesinde ” Ordumuzda ise yıllardan beri sakal ve bıyık yasağı bulunmaktadır. Bu anlamsız yasak en geri kalmış toplumlarda dahi yoktur. Bu yasağı bir an önce kaldırarak erkek gibi görünen askerler yetiştirilmelidir.” Demiş.
Kara yazısının devamında da “Askerlik sert ve şiddet içeren bir meslektir. Bu meslekte kadınların başarılı olmasına imkan ve ihtimal yoktur. Çünkü şefkatli ve naif olmayı gerektiren kadınların askerliğe özendirilmesi son derece hatalıdır. Ev hanımlığı gibi ülkemizin bekası açısından çok önemli bir meslek dururken silah kullanan kadınlar çok ciddi bir tezat meydana getirmektedir” diyerek kadınları aşağılamış.
Kadınları aşağılamak ve ikinci sınıf muamelesi yapmak bunların fıtratında var da şu erkek görünümlü asker görüntüsünü anlayamadım. Hani diyorum Mehter Takımında olduğu gibi takma bıyık mı taktırsak…
ŞÜKRAN DUYMUŞLAR
Cumhurbaşkanı 15 akp li, 10 CHP li, 1MHP li, 3 kayyum 29 Büyükşehir’in belediye başkanlarını (biri yurt dışında) Saray’da toplayarak kendi konuştu televizyonlardan canlı yayınlandı onlara akıl verdi, nasihat etti, söz verdi… Konuşmasının sonunda da ‘Bakanlarım burada söz sizin taleplerinizi dinleyip not alacaklar, üzerimize düşeni yapacağız’ dedi… Sözü davetli belediye başkanlarına verdi… Yemekli toplantının bundan sonraki bölümü basına kapalıydı…
O kapalı kapılar arkasında belediye başkanları neler söyledi duymadık. Özellikle CHP li belediye başkanları şunu sordular mı? CHP li belediyeleri halka şikâyet ettiniz, bizler size göre “riyakârdık, milleti kandırıyorduk, belediyelerimiz de rezaletler yaşanıyordu, sahtekâr ve düzenbazdık, bizi pejmürde etmekten bahsediyordunuz” da bizleri niye buraya çağırdınız elimizi niye sıktınız? Bu kapıdan çıktıktan sonra aynı sözleri söylemeyeceğinizi ve bizlere hakaret etmeyeceğinize nasıl inanalım?
Sormamışlar ki şu açıklamayı yapıyor CHP li başkanların temsilcisi; “Seçimden beri gerilimi devam eden Türkiye’nin bugünden sonra yumuşayacağını düşünüyorum. Bir kez daha Cumhurbaşkanı’nın bizi buluşturduğu ve gergin havanın ortadan kaldırılmasını sağladığı için şükran duyuyoruz.”
Zavallılar kullanıldıklarını ve gündem de puan kazandırdıkları kişinin yarın onlara nasıl muamele edeceğinin farkında değiller. Kazık yedikçe şükran mı duyacaklar yoksa ah mı diyecekler o zaman anlarlar…
Bu arada İzmir BBşk. İzmir le ilgili sorunları anlatmış ve yardım talep etmiş. Eğer başkan el sıkışma esnasında RTE ye o sevgi ve hayranlık dolu bakışından sonra taleplerine cevap alamazsa bakış açısını değiştirsin derim…
İCRADAN SATILIK DOKTOR
Bu da nereden çıktı demeyin aynıyla baki. Cizre İcra Dairesi “Taşınırın Açık Artırma İlanı” ile özel bir hastanenin doktorlarını “aşağıda cins, miktar ve değerleri yazılı mallar satışa çıkarıldığını belirtip ihale de teklif usullerini, ihale yer ve zamanını belirtiyor. 22 adet doktorun 44.520 TL ile 55.650 TL fiyat aralığında satışa çıkarıldığı ilanda istenilen toplam bedel 968. 310 TL. Ortalama bedel 44 bin TL ye gelen doktorların en az yarısının satılması gerektiği bildirilen ilanda eksik olan bir konu var gibi geldi bana bu satılık doktorlar ne zaman ve nerede görülüp değerlendirmeleri yapılabilir…
Ve de bu doktorlar bu ilandan sonra halen o hastane kadrosunda bulunuyor ve istifa edip ayrılmadılarsa alan satan hayrını görsün…
İŞTE BÖYLE BİR ADALET
Adalet Bakanlığınca, hakkında 8 ayrı suçtan ötürü yakalama emri bulunan ve gıyabi tutuklama kararı olan 2015 yılında hakkında kırmızı bülten çıkarılması talebinde bulunulan terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ın yenilenen İstanbul seçimlerinde TRT Kurdi’ye çıkartılmasıyla ilgili yapılan suç duyurusu hakkında savcılık, ‘soruşturma yapılmasına yer yok’ kararı vermiş. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Öcalan’ın TRT’ye çıkartılması ve Abdullah Öcalan’ın mesajının Anadolu Ajansı’nda yayınlanmasını ‘ifade özgürlüğü’ kapsamında değerlendirdi.
Şimdi aynı süreçte terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan ile devletin üniversitesinin doçentinin yaptığı propaganda amaçlı görüşmenin yayınlanmasıyla ilgili ne işlem yapılacak bekleyip göreceğiz. Bazıları gazetede yazdıkları yazı veya 7 yıl öncesi yaptıkları paylaşımlarla okuduğu şiirle ifade özgürlüğü kapsamına girmez cezalandırılırken bu gün teröristlerin sözleri ve bunları yayınlayanlar ifade özgürlüğü kisvesi ile yandaş medya kontenjanından aklanıyorlar. Nasıl bir adalet anlayışı ise…
KIRIK SANDALYE
Ucube sarayda yapılan belediye başkanları toplantısında İstanbul BBşk İmamoğlu’nun oturduğu sandalye kırılmış ve başkan yere düşmüş. Belli ki işgüzarlar iki seçimle hakkından gelemeyip belediye başkanlığından indiremedikleri İmamoğlu’nun altına çürük sandalye koyup düşürerek kendilerini tatmin etmişler…
ÜNİVERSİTELER LİGİNDE BİZİMKİLER
Dünyanın en iyi, en kaliteli 1000 üniversitelerinin sıralamasının açıklandığı Times Higher Education 2020 de Türkiye’den 11 üniversite var. Eğitimin kalitesi, öğrenci başına düşen öğretim üyesi sayısı, 5 yılda en az 1000 makale yayımlanması, makalelerin sayı ve niteliğine yayımlanan ve en fazla atıf alan makale sayısı, araştırma becerisi, üniversite-sanayi işbirliği, uluslararası görünüm (yabancı öğrenci ve akademisyen sayısı ve niteliği) gibi kriterler sıralamada belirleyici olan faktörler.
200’ü aşkın üniversite ve buralarda eğitim gören 8 milyon öğrenci, 160 bin kadar da akademisyenin olduğu Türkiye’den Çankaya ve Sabancı Üniversiteleri 300-400, Bilkent, Hacettepe ve Koç üniversiteleri 500-600 bandındalar. Koç Üniversitesi geçen yıl bir basamak üstteymiş. 3 devlet üniversitesi, Boğaziçi, İTÜ, ODTÜ 600-800 bandındalar. Boğaziçi Üniversite’si de geçen yıla kıyasla 1 basamak aşağıya inmiş. 800-1000 bandında ise Atılım Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve bu yıl sıralamaya ilk kez giren Karabük Üniversitesi var.
12 EYLÜL 2010 DARBESİ
Gazeteci Mehmet Tezkan köşesinde yazmış. “…Herkes 39 yıl önceki askeri darbeyi yazdı, anlattı… Pek söz edilmedi ama başka bir darbenin de yıl dönümüydü… 12 Eylül’de bir darbe daha oldu… 9 yıl önce… 12 Eylül 2010 günü yargı darbesi yapıldı… Fethullah Gülen “Ölüler bile mezardan çıkıp oy kullanmalı” dedi ya işte o referandumla Anayasa değişti, önce HSYK sonra Yargıtay Fethullahçıların eline geçti…”
Bu konuda neler yazmışım diye eski yazılarımdan bir araştırma yapayım dedim. İlk önüme gelen Her Telden Yazılar da yayımladığım devre arkadaşım, Başkanım Necmi Daban tarafından 28.08.2010 kaleme alınmış ve duyarlı vatandaş sorumluluğu bilinci ile çevresinde ki eş, dost, akraba ve komşularına dağıttığı bildiri…
Aşağıdaki uyarıları okuduktan sonra diğerlerini aramadım. Necmi Başkanımın ne kadar haklı olduğu meydanda. Ortada yargı yok, yargı olmayınca hak, hukuk, adalet yok. Yargı yerle yeksan…
İşte o uyarılar…
AKP iktidarı yaptığı değişiklik önerileri ile iktidarının devamında veya olası bir Yüce Divan yargılanmasında kendisine avantaj sağlayacak maddeleri toplumunun yararına görünen maddelerin arasına gizlemiştir.
AKP iktidarının geleceğe yönelik yaptığı en büyük değişiklik YARGI konusundadır. HSYK ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde uygulanacak yöntem iktidara büyük avantajlar sağlamaktadır. Özellikle HSYK da yapılacak yeni üye seçimleri ve kurul yapısında meydana gelecek değişiklikle tüm hâkim ve savcılar dolayısıyla mahkemeler üzerinde çeşitli yöntemlerle baskı uygulanabilecek ve yargı iktidara bağımlı hale getirilecektir.
Anayasa Mahkemesine seçilecek yandaş üyeler vasıtasıyla iktidarlar Yüce Divan korkusunu ve baskısını hissetmeden ayrıca yasaların denetlenmesinde kendilerine sağlanacak avantajların düşüncesi ile istedikleri yasaları çıkarmada pervasızca hareket edebileceklerdir.
Yapılacak oylamada istenilen değişiklik için çoğunluk sağlandığı takdirde sadece bu iktidar değil, bundan sonra gelecek iktidarlarda kendi Yargı’sını (Mahkemeler) oluşturmaya çalışacaktır.
AKP iktidarının uygulamaları ile zaten senden ve bizden olanlar olarak bölünmüş olan toplum karşılıklı husumet, intikam ve öç alma duyguları ile ayrışma/kamplaşma neticesinde kendi yandaş Mahkemesini arar olacak veya oralara yönlendirilecektir.
Referandumdan Evet çıkması halinde; Yukarıda açıklamaya çalıştıklarım Yargı da benim tespit edebildiğim noksan, yanlış, hayati öneme haiz ve ilerde rejim değişikliğine sebep olacak en önemli değişiklik konuları ve olası neticeleridir.
TEŞEKKÜRLER CSO VE ÇSK
Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkanlığını duyunca acaba diye dinliyorum nereden, neremize vuracak. Bu sefer öyle olmadı TRT Müzik kanalında Azerbaycanlı sanatçı “Ahmet Cevat’a Vefa” programında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve TRT Ankara Radyosu Çok Sesli Korosu ile Azeri solistler çok güzel bir müzik ziyafeti sundular. Teşekkürler emeği geçenlere teşekkürler CSO ve ÇSK ya…

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
11.08.2019
ÜMMET VE MİLLET
Geçen haftalarda RTE nin ümmeti bölüyorlar söylemi hakkında birkaç satır yazmıştım. CHP eski milletvekili ve Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce konu ile ilgili Twitter hesabından şu değerlendirmelerde bulunmuş.

  • Kötü yönetimin başı kendi partisinden ayrılmak isteyenlere ‘ümmeti bölüyorlar’ suçlamasında bulunmuş. Ne zamandan beri siyasal aidiyet ümmetin bir parçası olarak anılır oldu? AKP’de olanlar ümmetin bir parçası, ayrılmak isteyenler ümmetin bir parçası değil şeklinde bir mantık olabilir mi?
  • CHP’liler Müslüman değil mi? İYİ Partililer, Saadet Partililer Müslüman değil mi? Bunları sana öğretmediler mi? Ümmet bütün Müslüman toplumuna verilen addır. Bunun içerisinde Kürtler, Türkler, Sünniler, Aleviler hepsi vardır. Milleti bölme telaşı içerisindesiniz. Asıl bölücü olan… (Bu bölüm özellikle (…) Yazılmıştır. Yarın hakaret makaret derler isim belli olmasın. Kimse kim bana ne) Müslüman ümmeti AKP ümmeti haline getirerek ayrılmak isteyenleri ümmeti bölmekle suçlamak, işte gerçek bölücülük budur.
  • Recep Tayyip Erdoğan’ı buradan uyarıyorum. Diyorum ki üniversite diploman tartışmalı ama galiba senin imam hatip diploman da tartışmalı.
    FUTBOLDAN BAŞKA SPORLARDA VAR
    Haber sitesinde şu haberleri okuyunca gururlandım. Bu spor dallarını kim organize ediyor ve bu gençlerin bu başarılarını almasına vesile oluyorsa sonsuz teşekkürler ve gözlerimden sızılan gözyaşları eşliğinde kocaman alkışlar…
    Finlandiya’da devam eden Down Sendromlular Avrupa Atletizm ve Masa Tenisi Şampiyonası’nda Down Sendromlu Özel Sporcu Ali Topaloğlu gülle atmada 10.96 metrelik atışıyla bu alandaki dünya rekorunu kırarak Avrupa şampiyonu oldu.
    Down Sendromlu Özel Sporcu Dilara Çevik, gülle atmada 4.78 metre ve disk atmada 13.12 metre atarak Avrupa Şampiyonu olarak 2 altın madalya kazandı.
    Dilara Çevik ayrıca; 100 metrede 25,32 saniye ile 2’nci, cirit atmada 8.93 metre ile 2’nci, uzun atlamada 1.48 metre ile 2’nci ve 400 metrede 2,25 ile 2’nci olarak toplamda 2 altın, 4 gümüş madalya olmak üzere 6 madalyanın sahibi oldu.
    Avrupa Şampiyonası’nda atletizm dalında sahaya çıkan bir diğer milli sporcu Münevvere Yılmaz ise cirit atmada 11,93 metre atarak Avrupa ikincisi oldu.
    Volkan Yavuzaslan da disk atma 20,49 metre ve cirit atmada 20,80 metre ile Avrupa üçüncüsü oldu ve bronz madalya kazandı.
    KÜLAHIMA ANLAT
    Medyada bir haber. Tamda CHP li belediye başkanlarının Konya da Genel Başkan Kılıçdaroğlu yönetiminde toplanıp “Yerel Yönetim İlkeleri” ni belirledikleri bir gün.
    “…Oğlu Efe Uygur’u, belediye şirketi TORBEL A.Ş. ye genel müdür yardımcısı olarak atayan Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur’un, ticaret sicil kayıtlarında ‘batık’ olduğunu söylediği şirketin yönetim yapısını da değiştirdi. Uygur, belediye şirketinin 3 olan yönetim kurulu üyesi sayısını 7’ye yükseltti. Belediye başkan yardımcıları ve belediye meclis üyelerinden oluşan yönetim kurulu huzur hakkı alıyor. Hiç olmayan genel müdür yardımcılığını ikiye çıkaran Uygur, birine oğlunu, diğerine de CHP Torbalı İlçe Gençlik Kolları Başkanı İsmail Takak’ı atadı…”
    Başkan Uygur, daha sonra gelen tepkiler üzerine geri adım atarak yazılı olarak yaptığı açıklamada, işletme fakültesi son sınıf öğrencisi oğlunun şirketteki görevine son verdiğini açıklamış. Yemezler, arpalık gördüğü bu şirketi kullandı ama Konya da ki toplantıdan ve gelen tepkilerden sonra geri adım attı. Konu ile ilgili açıklamalarını başkan külahıma anlatsın. Oğlunu görevden alması yetmez o yediye çıkardığı yönetim kurulu üyelerini de 3 indirsin ve bu haliyle o şirketi zarardan düze çıkaracak kişileri atasın o zaman alnından öperim…
    AYM KARARINA KARŞI 1071 İMZALI BİLDİRİ
    Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, İstanbul Aydın Üniversitesi ve Medeniyet Üniversitesi yönetimleri, barış bildirisine imza atan akademisyenler hakkında açılan davalar nedeniyle hak ihlali kararı veren Anayasa Mahkemesi’ne karşı imza kampanyası başlatmak için harekete geçti. Akademik personele, ‘Anayasa Mahkemesi terörü meşrulaştıramaz’ başlıklı bir metin gönderilerek imza atmaları istendi.
    Sözde ‘barış bildirisi’ adı altında terör örgütü propagandası yapan bazı akademisyenlerin ceza almalarını ‘hak ihlali’ gören Anayasa Mahkemesi skandal bir karara imza atmıştır. Bu karar şehit ve gazilerimizin hatırasını zedelemiş, maşeri vicdanı yaralamıştır. Terörle mücadele ettiği için devleti suçlayan açıklamalar yapmak dünyanın hiçbir ülkesinde ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmez. Bu kararın, terör örgütlerine karşı etkin operasyonların gerçekleştirildiği bir dönemde alınması ise ayrıca dikkat çekicidir.
    Aşağıda imzası bulunan biz akademisyenler, terörle mücadeleyi sekteye uğratmayı ve ülkemizi karalamayı amaçlayan her türlü kurum, organizasyon ve inisiyatifin karşısında olduğumuzu ve olmaya devam edeceğimizi beyan ediyoruz.
    Türk milleti adına karar vermekle yetkili kılınan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının adalete ve kamu vicdanına aykırı olmaması gerektiğine inanıyor, bu yanlış kararda imzası bulunanları kınıyoruz.”
    3 Üniversitenin bu isteğine cevap gecikmedi ve birkaç gün içinde 1071 imzalı bu bildiri açıklandı. 1070 veya 1072 değil 1071 belli ki bildirinin içeriği yanında imza sayısı ile de Malazgirt Savaşına gönderme yapıyorlar…
    Ama sayı birkaç gün içinde azaldı bazı akademisyenlerin oluru alınmadan isimleri yazılmış onlarda açıklama yapınca kafalar karıştı. Tabii bu arada bu bildiriyi açıklayan ve imza atılmasını isteyen üniversite yönetimlerini de sormak lazım. Sizin Hukuk Fakültelerinizde mahkeme kararlarına karşı koymanın hele böyle bir bildiri ile kararı imzalayanları hedef göstermenin suç olduğu öğretilmiyor mu?
    Bu bildirilerden sonra da AYM Başkanı halen yerinde durabiliyorsa ardındaki gücü merak ederim ama bu kampanyayı başlatan rektörleri daha üst görevlerde (artık nereleriyse mutlaka hayal ettikleri yerler vardır) görürsek şaşırmayalım…
    FETO KURALLARI
    Osman Kavala’nın tutuklu olarak yargılandığı 16 sanıklı Gezi davasına bakan mahkeme heyetinde yeni bir düzenleme yapılmış. İstanbul 30. Ağır Ceza artık iki heyet halinde çalışacak .
    Kavala ve Yiğit Aksakoğlu ile ilgili olarak tahliye yönünde oy kullanan iki yargıç, ikinci heyette yer alacak. Gezi davasına birinci heyet bakacak. Kısaca tahliye yönünde oy kullanan iki yargıç artık bu davaya bakmayacaklar. Bu uygulamaları daha önce Balyoz ve Ergenekon davalarında da görmüştük tahliye kararı verenler başka mahkemelere atanırken iktidarın hoşuna giden kararı verenler terfi ettirilirdi. Fetö temizleniyor ama kuralları devam ediyor.
    EVRİM TEORİSİ
    Doğa bilimci Prof. Dr. Ali Demirsoy, evrim teorisinin “tartışmalı ve anlaşılması zor” olduğu gerekçesiyle ortaöğretim müfredatından çıkarılmasını ve “eğitimde dinselleştirme” politikasının giderek hâkim hale getirilmesini eleştirmiş. “…Bir çocuğun yeni koşullara uyum sağlayabilmesi için ancak ortaöğretimde eğitim verirsiniz. Eğer ortaöğretimde kalıplaşmış, dogmatik düşünceler verirseniz o toplumu yok edersiniz. Hiçbir ülke yok ki evrim olmadan bilime dayalı eğitim yapsın. Çabamız Türk gençliğini geleceğe hazırlamak; bilim adamları ve olayları önceden görebilen aydınlar yetiştirmek olmalı.”
    Hocanın söylediklerine katılmamak mümkün değil, haklı ve doğru söylüyor. Ancak eğer bu söylediklerini bilimsel bir makale, doktora tezi gibi yazılmış, teknik ve bilimsel terimlerle anlaşılması oldukça güç ‘Okul müfredatından çıkarılan evrim gerçeğini’ anlattığı “Çocuklar İçin Evrim” kitabı ile yapmayı düşünüyorsa işte orada yanılıyor. Kurduğum kütüphanelere koymak üzere aldığım ancak okuyunca vazgeçtiğim bu kitapla değil çocuklara üniversite öğrencilerine bile zor anlatır evrimi. Hoca eğer öğrencilere Evrimi anlatmak istiyorsa önce bu kitabını sadeleştirmeli ve hedef aldığı öğrencilerin anlayacağı bir dille yazmalıdır…
    SEN DE SUÇLUSUN HASAN CEMAL
    Hasan Cemal T-24 İnternet Haber Sitesinde “Karanlığa Mum Yakanlar Çoğalıyor” başlıklı yazısının bir bölümünde bazı teşhislerde bulunmuş.
    “Bitmek bilmeyen karanlık bir dönemden geçiyoruz.
    Zamanın trajedisini hissederek yaşayanlar için hiç de kolay olmayan yıllar…
    Kapkaranlık bir tünelde el yordamıyla yol alıyoruz.
    Düşünceler baskı altında.
    Hayat tarzları da öyle.
    Hayata farklı bakanlar hain sayılabiliyor.
    Düşman muamelesi görebiliyor.
    Ötekileştiriliyor.
    İnsanlar farklı düşündükleri için, siyasete farklı yaklaştıkları için terörist diye, darbeci diye, vatan haini diye hapse atılıyor
    Ömür boyu zindan cezasına çarptırılıyor.
    Medya neredeyse tek sesli.
    Çatlak seslere izin yok, derhal susturuluyor.
    Üniversite, üniversite olmaktan çıktı.
    Üniversiteyi üniversite yapan özgür düşünce ortamı çoktan yitti gitti.
    Yargı bağımsız değil.
    Yasama yetkilerini kaybetti.
    Güçler ayrılığı yok edildi.
    Hayata ve Türkiye’ye, dünyaya farklı pencerelerden bakmak isteyenler sindirildi, korkutuldu.
    Kendi gerçek görüşlerini kendilerine saklıyorlar.
    Ne kadar hazin.
    Bu bir korku imparatorluğu…
    Benim gibi düşünmeyene, benim gibi yaşamayana hayat hakkı yok, bağırışlarının başka her sesi bastırdığı, insanları yıldırdığı, nefes alamaz hale getirdiği bir korku rejimi…”
    Hasan Cemal bu yazdıklarından sonra başını ellerinin arasına almalı ve düşünmeli RTE ye ve şürekâsına nasıl destek verdiğini, yetmez ama evet çığırtkanlığını, akil adamlar sürecini. Sonra da düşünmeli nerede hata yaptığını ve suçunu hafifletir mi bilmem ama kafasını vurmalı duvara…
    HALKI DÜŞÜNENDEN AÇIKLAMA
    Cumhurbaşkanlığında üst düzey görevde çalışıp bir başka görevden daha maaş alan bürokratın çift maaş alan eşi bir açıklama yapmış.
    “Devlette “dolgun ücret” karşılığı çalıştığı iddia edilen kabiliyetli bireylerin, burjuvazinin yönettiği ulus ötesi şirketler gibi yapılarda aynı hizmetin karşılığında onlarca kat fazla gelir temin edebilecekken devlet hizmetine talip olarak büyük fedakârlık gösterdikleri kasıtlı olarak halkın gözünden kaçırılmaktadır.” Faiz kırbacı ile hepimizi korkunç çalışma şartlarına mahkûm eden, emeklerimizi çalan, lobiler ve satın aldıkları işbirlikçiler vasıtasıyla aldırdıkları kararlarla, çalışmadan servetimize el koyan kesimleri konuşmak yerine risk altında, haftanın yedi günü ve yirmi dört saat esasına göre, aile, eğlence bilmeden çalışan, tatil yapmayı kendilerine yakıştıramayan devlet adamlarının toplumsal tabakalaşmadaki yerlerini, yediklerini, içtiklerini, giydiklerini çoğu zaman yalan yanlış haberlerle sorgulatmaya çalışanlar halkı düşünenler değildir. Kimsenin ismini bile duymadığı markaları kullanan, hayal bile edemeyeceği standartlarda yaşayan ağababaları için, daha önce defalarca yaptıkları gibi ellerini kirletmeden ülke, toprak ve zenginlik toplamaya çalışan işbirlikçilerdir.”
    Bir zamanların solcularının kullandığı bu sözler iyi güzel de acaba etrafına baktığında o ağababaları ile beraber olduğunun farkında değil mi? İşbirlikçi dediklerinin bu ağababalar için çalıştığının eve giren dört maaşın bu işbirlikçiler ve ağababaların ürünü olduğunun farkında değil mi? Eğer farkındaysa yapacakları tek şey vardır. Birer maaşlarından istifa edecekler…
    GEÇİM SIKINTISI ÇEKİYORLARMIŞ
    TBMM Başkanı Mustafa Şentop, katıldığı canlı yayında net 22 bin 200 lira maaş alan vekillerin geçim sıkıntısı çektiğini söylerken Milletvekillerinin üç ayda bir net 67 bin 175 lira maaş aldığını, Milletvekili emekliyse, ayrıca 13 bin 410 lira da ilave aylık aldığını ya unutmuş veya o da bazıları gibi birkaç yerden maaş alıyor ve Milletvekili maaşının farkında değil.
    TSK SADAT’AMI DÖNÜYOR
    Hiç adet olmadığı halde bekleme süresini doldurmayan generaller emekli ediliyor. Terfi sırasında olan korgenerallerden hiç biri orgeneral/oramiralliğe terfi ettirilmiyor. 4 Ordu dan üçü korgeneraller tarafından yönetiliyor. Kadrosu Orgeneral olan Genkur İkinci Başkanı terfi sırasında olmasına rağmen terfi ettirilmeden göreve uzatma ile devam ediyor. KKK lığından sadece iki kurmay albay generalliğe terfi ediyor diğerleri tamamı sınıf subayı. TSK dan istifa ederek THY de 12 yıl çalıştıktan sonra 2016 da darbe girişiminden sonra orduya dönen subay generalliğe terfi ettiriliyor. Deniz Kuvvetleri Komutanı rütbe bekleme süresi dolmadan 2 yılda neden emekli edildiğini soran Tuğamirale listeler ekrandan öyle hızlı geçti ki senin adını göremedim diyor. Görünen o ki TSK da FETO ile başlayan TSK yı Bitirme Planı son aşamaya geliyor, TSK dönüşüyor…
    BREZİLYADAN GÖRÜNEN YARGI
    Brezilya, Gülen yapılanmasına üye olduğu gerekçesiyle Türkiye’nin iadesini istediği Ali Sipahi’yi Federal Yüksek Mahkemesindeki beş yargıcın oybirliği ile aldığı “”İade edilecek kişinin bağımsız bir yargıç tarafından tarafsız bir şekilde yargılanacağının güvencesi yok” gerekçesi ile Türkiye’de adil bir şekilde yargılanma garantisi bulunmadığına hükmederek iade etmemeye karar verdi. Yorum yok…
    REKTÖR NUH ZAMANINDA KALMIŞ.
    Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Erkan İkizce deresinde insanların arasına kadar gelip, balık avlarken görüntülen Su samurları ile ilgili açıklama yapıyor. “Cudi Dağı bilindiği üzere Hz. Nuh’un gemisinin indiği yerdir. Cudi Dağı etekleri nesli tükenmekte olan hayvanlara barınaklık yapıyor. Bunlar nesli tükenmekte olan canlılardır. Bizim bunlara sahip çıkmamız lazım. Ekolojik denge için sahip çıkmamız lazım. Bizim dedemiz olan Hz. Nuh bu ekolojik denge için hayvan türlerinden birer tane nesilleri tükenmesin diye almış.
    Acaba diyorum bilimsellikten uzak böyle bir açıklama yapan bu rektör de Nuh zamanından mı kaldı. Bu da nesli tükenmesin diye alınan insanlardan birisi mi?
    KRİZDEN ÇIKIŞ İÇİN 13 MADDE
    CHP, siyasi, ekonomik ve toplumsal krizden çıkabilmek için daha önce açıkladığı tedbirleri yenilemiş. Yenilemişte kim, nasıl, nerede, ne zaman uygulayacak ta Türkiye krizden çıkacak?
    “Devlette liyakat sistemi yeniden inşa edilmeli.
    Demokrasiye geçilmeli, hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği tesis edilmeli.
    Merkez Bankası’nın bağımsızlığı sağlanmalı.
    Akılcı bir dış kaynak yönetimine geçilmeli.
    Döviz esas alınarak yapılan ihaleler süratle Türk Lirası’na dönüştürülmeli.
    Kamu İhale Yasası uluslararası standartlara uygun şekilde değiştirilmeli.
    Sayıştay bağımsız denetim yapabilmeli.
    Bütçe disiplini sağlanmalı.
    Dış politika 180 derece değişmeli.
    Geleceğimizi ipotek altına alan kontrolsüz borçlanmadan kaçınılmalı.
    Adaletsiz vergi politikası düzeltilmeli.
    Üretime öncelik veren bir planlama ve teşvik politikası yaşama geçmeli.
    Türkiye israftan kaçmalı ve tasarrufa öncelik vermeli.”

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
28.07.2019
İPE UN MU SERİLİYOR?
ABD’nin S-400 ler konusunda Türkiye’ye uygulayacağını açıkladığı yaptırımlar konusunda ki gelişmeler konunun iki tarafça da ipe un serildiği ve konuyu zamana yayma taktiğinin uygulandığını gösteriyor.
Trump Cumhuriyetçi senatörlerle yaptığı toplantıdan sonra “Türkiye haklı” senatörler ve Pentagon’un “sistemi çalıştırmayın yaptırım uygulamayalım” açıklamaları bu tezi kuvvetlendiriyor…
Nasıl olacak zamana yayma; Önce RTE nin bu sisteminin kuruluşunun Nisan 2020’de tamamlanacağını 2020’ye kadar devrede olmayacağı açıklaması var ki sorunun çözümü için 9 aylık bir zaman kazandırıyor. Yani sistem devrede değil. Başkan Trump Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanmasını istemediği ne göre bu zamanı kullanır, mecbur kalırsa CAATSA yaptırımlarının en hafifini uygulayabilir ve bunun içinde acele etmeyip, konuyu zamana yayabilir. Bu süre de Nisan 2020 dir. O zamana kadar kim öle kim kala. Ki bu arada Türkiye’nin 100 kadar Boeing yolcu uçağı almak istemesi ve bu uçağı üreten ABD şirketlerinin lobi faaliyetlerini de dikkate almak lazım. Kısaca bu pilav daha çok su kaldırır…
KIRMIZI, SARI, YEŞİL
Bu renkler bir takımın forma rengi değil Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesinin bayrağının renkleri. İşte bu renkleri taşıyan kaşkol taktıkları için bir grup Iraklı turiste Trabzon/ Uzungöl’de yöre insanı tarafından meydan dayağı atılıyor… Turistler yedikleri dayağa razı olacakken önce karakola götürülüyorlar sonra vali ve savcının kararı ile sınır dışı ediliyorlar.
Olay böyle olunca ve de gelişmeler sınır dışı ile sonuçlanınca şu sözleri söyleyen ve 26 Şubat 2017 tarihinde, Mesut Barzani memleketimize geldiğinde aynı renkler bayrak olarak, bizim bayrağın yanında gönderlere çekilmesine müsaade eden O tarihin Başbakanı Binali Yıldırım’ında sınır dışı edilmesi gerekir mi?
“Irak anayasasına göre Kuzey Kürdistan bölgesel yönetimi özerk bir yapıdır. Parlamentosu, başbakanı, bakanları, ayrı bayrağı vardır. Ve dünyada da bu şekilde tanınır…”
Eğer bu sözler bugünde geçerliyse o turistler bulunmalı, özür dilenmeli, tatillerine kaldıkları yerden devam etmeleri sağlanmalı ve o saldırıyı yapanlar ve sınır dışı kararı verenler hakkında da gereği yapılmalıdır. Yoksa durum vahim…
ASGARİ ÜCRETLİ AÇ
Ben söylemiyorum TÜRK-İŞ Araştırmasının Temmuz 2019 ayı sonucuna göre açıklanan rakamları söylüyor. Asgari ücretin 2020 (ikibin yirmi) TL olduğu ortamda;
– Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2.075,24 lira,
– Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 6.760,73 lira
– Evli olmayan, çocuksuz bir çalışanın “yaşama maliyeti” ise aylık 2.564,52 lira olarak hesaplandı.
AYM DE NELER OLUYOR
Önce Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan bir konuşma yapıyor. Konuşmanın bir bölümünde söyledikleri yenir yutulur lokmalar değil. Devletteki sistem bozukluğuna işaret ediyor, temel hak ve hürriyetlerin korunmasındaki aksaklıklara dikkat çekerken “kuvvetler ayrılığı” ilkesine işaret ediyordu.
“…İş bölümü devlet yetkilerinin farklı organlar eliyle kullanılması denetleme ve dengeleme sisteminin oluşturulmasını ifade ediyor. İşbirliği de devletin, ülkenin ortak hedefleri doğrultusunda kurumların birlikte çalışmasını ifade ediyor. Bu ortak hedeflerin başında da hiç kuşkusuz temel hak ve hürriyetlerin korunması ortak hedefi geliyor. Sadece Anayasa Mahkemesi üyeleri yemin ederken temel hak ve hürriyetleri koruyacaklarına dair yemin etmiyorlar, aynı zamanda devletin başı olan Cumhurbaşkanı ve yasama organı milletvekillerimiz de yemin ederken temel hak ve hürriyetleri korunması ülküsünden ayrılmayacaklarına dair yemin ediyorlar. Bu nedenle temel hakların korunması devletin ortak hedefidir. Hatta devletin varlık sebebidir. O yüzden devletin varlık sebebi olan bu önemli ideali gerçekleştirmek, bu hedefe doğru evrilmek için kurumlar arası işbirliği anayasal bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.”
Bu konuşmadan sonra AYM art arda iktidarın hiç te hoşuna gitmeyecek bireysel başvurularla ilgili kararları açıkladı.
İşte o kararlar dan özetler;
AYM;
“Eğitim-Sen üyesi Erdal Karadaş’ın bildiri dağıtıp basın açıklamasına katıldığı gerekçesiyle kesilen idari para cezasına karşı yaptığı başvuruda hak ihlali kararı verdi. AYM kararında, Anayasanın 34’üncü maddesi ile güvence atında olan ‘gösteri ve yürüyüş düzenleme hakkının kısıtlanamayacağını belirtti.”
“1128 imzayla açıklanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri nedeniyle mesleklerinden ihraç edilen, haklarında disiplin cezaları verilen, “terör örgütü propagandası” suçundan dava açılarak hapse mahkum edilen ve bir bölümü cezaevine konulan akademisyenlerin bireysel başvurusunda “hak ihlali” kararı verdi.”
“Van Gölü kıyısına Cumhurbaşkanlığı Köşkü inşa edilebilmesi için Ocak ayında ‘torba yasayla getirilen kanun hükümlerini iptal etti. Maddenin yanı sıra ‘köşk alanının’ gösterildiği kroki de iptal edildi.”
“FETÖ üyeliği veya iltisakı olduğu gerekçesiyle haklarında soruşturma yürütülen görevlilerin eşlerine ait pasaportların da genel güvenlik açısından mahzurlu görülmesi halinde İçişleri Bakanlığınca iptal edilmesine imkan tanıyan düzenlemeyi iptal etti.”
“KHK’da kapatılan FETÖ üniversitelerinde kayıtlı olup da devlet veya vakıf üniversitelerine yerleştirilen öğrenciler ile ilgili “Bu şekilde yerleştirilen öğrenciler, mezun oluncaya kadar vakıf yüksek öğretim kurumlarına ödemeleri gereken ücretleri ilgili üniversiteye ödemeye devam ederler” hükmünün iptal edilmesine karar verdi.”
“Üniversite öğretim elemanlarının memur statüsünde olmadığı halde bu statüye ilişkin disiplin hükümlerine tabi tutulmalarının amacı aşan bir düzenleme olduğu belirtilerek, öğretim elemanlarının, memur ile tümüyle aynı kurala tabi edilmesini Anayasa’ya aykırı buldu.”
“YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında soruşturma açma kuralının ise bilimsel özerkliği zayıflatan ve YÖK’ün sahip olduğu denetim yetkisini aşan yönü ile Anayasa ile bağdaşmadığı sonucuna varılarak YÖK başkanının soruşturma yetkisini kısıtladı.”
O konuşma ve bu kararlardan sonra acaba diyorum AYM Başkanı trenden inme vaktinin geldiği kararına mı vardı. Görünen o ki özellikle “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri hakkında ki başvuru ile verilen karardan sonra yandaş medya tarafından adeta linç edilen Polis Akademisi Başkanlığı zamanındaki uygulamaları ve AYM deki kurum içi atamaları nedeniyle FETÖ cülükle suçlanırken trenden inmesi beklenmeyecek tekme tokat aşağı atılacak…
YAKIŞMIYOR
“Birileri parti kuruyormuş, şunu yapıyormuş, bunu yapıyormuş. Bunları kafanıza takmayın. Bizden ayrılıp parti kuranları çok gördük. Şimdi sorsak adlarını kimse bilmez. Adını sanını kimse bilmez bunların. Bu iş böyledir. Çünkü bu tip ihanetlerin içinde olanlar, bu işin bedelini ağır öderler.” Bu sözleri herkes söyleyebilir ama bir kişi söyleyemez. Cumhurbaşkanı. Akp genel başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı unvanını ayırt edemeyen, dilin kemiği yok sözünü haklı çıkartacak RTE bu son açıklaması ile baltayı yine taşa vurdu. Öyle görünüyor ki kendisinin de kurucusu olduğu akp nin Refah Partisi kapatıldıktan sonra yerine kurulan Fazilet Partisinin de aynı akıbete uğrayıp Saadet Partisine gitmeyenlerden kurulduğunu unutmuş. Ayrıca bu kadar kesin ve net görüş bildiriyorsa ödenecek bedeli de açıklasa…
OHA
“Alkol ve domuz eti satandan kurbanlık alınmaz.” Böyle buyurmuş Din Bir Sen Başkanı ve Medrese Âlimleri (her neyse) Vakfı Başkanı. Belli ki hedeflerinde kurbanlık satan büyük marketler var. Bu kerameti kendinden menkul başkanlara sormak lazım. Pazarda kurban satan adamın bakkal dükkanı var ve orada alkol satıyorsa ne olacak? Satıcı alkol kullanıyorsa, alkollü iken o kurbanlıklara yem verdiyse o kurban kesilince caiz olacak mı?

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
21.07.2019
PARTİDE ÜMMET TAMAM SIRA MİLLETTE
Ali Babacan, parti kurmak üzere partiden istifa edeceğini AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a söyleyince, şu yanıtı almış:
“Yolunuz, yolunuzdur eyvallah ama şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok. Siz bunu yapıyorsunuz.”
Ümmet kelimesi Arapçada “sınıf, cemaat” demek. Türkçede “bir peygambere inanıp, onun yolunu seçen kimselerin tümü” anlamına geliyor.
Siyasal İslamcıların amacı Milleti Ümmete dönüştürmek ve İslami esaslara uygun bir yönetim şeklini uygulamak. Şu anda akp nin iktidarında, MHP lideri Bahçelinin isteği doğrultusunda adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen RTE nin tek adam yönetiminde ümmete nasıl dönüşeceğinin temeli atılıyor. Bunun sinyalini yukarıda ki konuşma ile RTE vermiş ona göre akp de ümmet oluşumu tamamlanmış. İş peygamberliği açıklamaya kalmış…
DARISI BAŞIMIZA
Yunanistan’da 2015 yılı Ocak ayında iktidara gelen Aleksis Tsiparas (Çipras) liderliğindeki Syriza (Radikal Sol Koalisyon) dünyada, Avrupa’da ve ülkemizde büyük bir rüzgâr esmiş, birçok sol, sosyal demokrat parti bu modelin örnek alınması gerektiğini belirtmişti.
Ancak AB karşıtlığı ile puan toplayan ve ekonomik krizi çözecek vaatleri ile iktidara gelen Çipras ilerleyen günlerde krizi çözemediği gibi AB ye de teslim olunca yapılan erken genel seçimler sağın zaferiyle sonuçlandı ve Çipras seçimi kaybederek iktidardan düştü.
Çipras yönetimine sadece 4 yıl dayanabilen Yunanistan seçmeninin bu tavrı 17 yıldır tek adam tarafından idare edilen Türk seçmeni için bir işaret olur mu acaba?
2023 DE SAPMA
2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanarak, TBMM’ye sunuldu ve kabul edildi… 2014’teki 10.Kalkınma Planı’nda yer alan 2023 hedefleri revize edilerek sunulan Kalkınma Planı ayakların suya erdiğini gösteriyor.
Şöyle ki;
• 2023 için Gayri safi yurt içi hasıla (milli gelir) 2 trilyon dolara ulaşacaktı, yeni planda 1 trilyon 80 milyar dolar olarak açıklandı. Bu yıl ki gerçekleşme ise 784,1 milyar dolar oldu.
• 2023 için Kişi başına milli gelir 25 bin dolara ulaşacaktı, yeni planda 12 bin 484 dolar olarak açıklandı. Bu yıl ki gerçekleşme ise 9 bin 632 dolar oldu.
• 2023 için İhracat 500 milyar dolara ulaşacaktı, yeni planda 226.6 milyar dolar olarak açıklandı. Bu yıl ki gerçekleşme ise 167,9 milyar dolar oldu.
• 2023 için İşsizlik yüzde 5’e inecekti, yeni planda 9.9 olarak açıklandı. Bu yıl ki gerçekleşme ise yüzde 11
-2023 için Dünyanın ilk 10 ekonomisine girilecekti bu hedef devam ediyor. Bu yılki gerçekleşme ise 20nci sıra.
YASA İLE EŞEĞİ SAĞLAM KAZIĞA BAĞLAMAK
Önce haberi görünce inanamadım, bu kadarı da olmaz pes dedim. Hani derler ya “eşeği sağlam kazığa bağla” tam da onun uygulaması. Konu şu, Türkiye artık Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile idare ediliyor. Gece istişareye yat, gündüz konuyu yaz kararnameye oldubitti. Hal böyle olunca yalan, yanlış işler oluyor yeni kararnamelerle yanlışı düzeltiyorlar.
İşte 10 Temmuz 2018 tarihli amacı “üst kademe kamu yöneticileri ile ilgili usûl ve esaslar ile kamu kurum ve kuruluşlarında atama usûl ve esaslarını belirlemek” olan 3 Nolu Cumhurbaşkanlığı KHK’sında şöyle bir 13ncü madde var. Konu başlığı “Tereddütlerin Giderilmesi” olan madde aynen şöyle diyor: “Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin uygulanmasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.”
Bu “eşeği sağlam kazığa bağlamanın” ötesinde patronun her zaman haklı olduğunun da yasalaşmış halidir.
Hani derler ya; İşyerlerinin anayasası tekdir.
Madde 1: Patron daima haklıdır.
Madde 2: Tereddüt olursa 1. Madde’ ye bakınız…
PATRİOTDAN S-400 E, F-35 DEN SU-35 E
Rusya’dan, Türkiye’ye S-400 sevkiyatı sürüyor. S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi’ne ait malzemelerin sevkiyatı kapsamında 16’ıncı uçak Ankara’daki Mürted Hava Meydanı’na inip malzemeler depolanırken ABD’den beklenen açıklama geldi.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), “Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alma kararı nedeniyle F-35 savaş uçakları programından çıkarıldığını” açıkladı.
Bu açıklamaya karşılık ABD Başkanı Trump “Türkiye’ye yaptırım uygulanması taraftarı olmadığını ve kongre üyeleri ile görüşeceğini” açıklasa da ok sadaktan çıkmış ve yaya yerleşmiştir. Tekrar sadağa girer mi? Zor.
Bir gerçek var ki bu işin en karlısı Rusya’dır. Suriye sınırında düşürülen Rus uçağının hesabını sattığı S-400 lerle kapatmış bu satışla Türkiye’yi Nato üyeliğinde zor duruma düşürürken ABD ile karşı karşıya getirmiştir. Bir taşla birkaç kuş vuran Putin sadece avucunu ovuşturmayıp daha tırmanacak bu krizden yeni kuşlar vurmanın hesabını yapmaktadır. Bir bakmışsınız F-35 uçakları yerine Rus yapımı SU- 35 ler gelmiş, NATO yerine Şanghay örgütüne yeşil ışık yakılmış…
ÖRTÜLÜ SABİT KURA GEÇTİK
Doktorum son ekonomik gelişmeleri yorumlamış. Teşhis de isabet tam da tedavi de Allah kolaylık versin. Bu hasta zor tedavi olur, olursa da hasar kalır…
“Önce merkez bankası başkanı görevden alındı, sonra “talimatlara uymadı, faizleri indir dedik indirmedi, biz de görevden aldık” açıklaması ile merkez bankasının bağımsızlığının olmadığı ilan edildi…
Daha sonra FITCH Türkiye nin notunu “çöpün dibi” ne indirdi, Doğu Akdeniz meselesinden AB Türkiye ye yaptırım uygulamaya başladı. Hatta bu konuda Rusya bile Türkiye yi haksız buldu…
Ve bağıra bağıra ABD den yaptırım beklentisi başladı (ilk yaptırım F35 konusunda bu gece geldi) ama tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen dolar kuru 5,68-5,71 arasında hemen hemen sabit kaldı. Ya çok ciddi miktarda dolar sürüyorlar piyasaya ve dolar kurunu bir çeşit (örtülü) sabit kurda tutuyorlar, ya da parasını alıp gidecek yabancı yatırımcı kalmadı ülkede…
Bir uzmana göre, vatandaş döviz alıp bankaya yatırıyor, Merkez Bankası ve kamu bankaları bu dövizi piyasaya sürüp dolar satıyor ve TL alıyor, böylece dolar düşüyor, piyasadan toplanan TL ile de borsaya yatırılıp borsanın yükselmesi sağlanıyor.
Yani tam bir “Ponzi” saadet zinciri bakalım nerede kopacak bu zincir…
Diğer yandan adam “faizler düşecek” diyor. Bunun anlamı bugüne kadar sürdürülen “yüksek faiz, düşük kur” politikasının terk edilmesi, yerine “düşük faiz, yüksek kur” politikasına geçilmesi. Akıllarınca piyasaya (muhtemelen yeni basılacak) bol TL sürüp kredi faizlerini düşürecekler, böylece tüketim artacak ve büyüme gerçekleşecek…
Ama tabii bu politikada kur zıplayacak, bu da enflasyonu zıplatacak ve bu da işlerine gelmiyor.
Bana öyle geliyor ki kafalarındaki başka bir şey, Doğu Akdeniz’de veya Suriye’de küçük çaplı bir çatışma yaratmak veya AB ya da ABD den gelecek yaptırımları bahane etmek, bu sayede “dış saldırı altındayız, herkes seferberliğe gelsin, vatan-millet Sakarya vs vs” diye yaygara koparmak ve sonrasında da “kambiyo kontrol rejimine” geçmek.
Yani mesela kurları sabitlemek, sermaye transferlerini sınırlamak, banka mevduatlarına (döviz veya TL) ek vergiler koymak, ayrıca ek vergiler koymak (ek taşıt vergisi, ek emlak vergisi , net aktif vergisi vb), böylece “vatan savunması, seferberlik, ikinci kurtuluş savaşı” vb laflarıyla biraz daha idare etmek.
Biraz daha diyorum, zira bu yolun sonu önce döviz karaborsası, sonra hiperenflasyon, ve sonra her türlü mal ve hizmette karaborsa ile sonuçlanır, tüm dünyada böyle olmuştur. Hep beraber göreceğiz. Umarım yanılırım…
ÇİTÇİ VE PROFESÖRDEN EKONOMİK DURUM
Manisa’nın Gördes ilçesine bağlı Balıklı Köyünde çiftçilik yapan Mehmet Ertaş anlatmış.
“Oğlumla birlikte seramızda 2 dönüm salatalık, 4 dönüm yere patlıcan ektik. İstanbul’a toptancıya gönderiyoruz. 60 kuruşun 50 kuruşu masraf 10 kuruş kalıyor bize. Koli, ambar, komisyon giderini çıktığımızda elimizde kalan kilo başına 10 kuruş. Patlıcanda da durum aynı. 80 kuruşa satıyoruz, ondan da kilo başına 25 kuruş kalıyor. Patlıcan ve salatalıktan zarar ettik. 1 dönüm yerden geçen yıl 23 bin lira bir, 22 bin lira bir defa aldım toplam 45 bin lira kazandım. Bu yıl toplam 6 bin lira kazandım. Ama 13 bin lira masraf yaptım. Aşı aldık aşıcıya borçlandık, ilaç aldık ilaççıya, mazotçuya, gübreciye borçlandık. Koliciye borçlandık. Zaten kendi ihtiyaçlarımız duruyor. Karnımızı doyurmayı bıraktık borçlarımızı nasıl ödeyeceğiz diye düşünüyoruz.”
Çiftçinin tatile gidemediği, sofrasına et alamadığı, giysiye para vermediğini anlatan Ertaş, parasızlıktan köyün dışına çıkamadıklarını ifade ederek devam ediyor;
“Köylünün hiçbir hakkı yok. Borçlarımızı ödemek için geçtiğimiz aylarda eski bir arabamız vardı onu sattık. Elimde bir traktörüm kaldı tarlada kullandığım, onu da satılığa çıkardım. Çocuklar evli olduğu için evde eşimle iki nüfusuz ama kazandığım para geçinmemize yetmiyor. Seranın yarısını oğlum yarısını ben ekiyorum. Oğlum da benim gibi kazanıyor ve oğlumun 2 tane de çocuğu var. İkimizin geliri de borcu da aynı. Tarlamızı satalım diyoruz alan yok. Zaten borçlardan dolayı satamıyoruz da. Bu sene yeni emekli oldum kredi çekip toplu yatırdığım için emekli maaşını alamıyorum henüz. Elimizde para kalmadı geldiği gibi gidiyor. Borçları ödemeye para yok. Çiftçi üretiyor ama kendi karnı aç!”
Prof. Mustafa Kaymakçı’nın “Tarımın Hali Pürmelali” yazısından
“Tarımdaki büyüme hızının yüzde 0.7 olduğu; 2017 yılında 68.4 milyon ton olan tahıl üretiminin 65.5 milyon tona gerilediği, aynı dönemde sebze üretiminin 30.8 milyon tondan 29.9 milyon tona, meyve üretiminin, 20.8 milyon tondan 20.5 milyon tona düştüğü; 2017 yılında küçükbaş canlı hayvan ithalatı yüzde 4581 oranında artarken, büyükbaş hayvan ithalatındaki artışın yüzde 72 olarak gerçekleştiği, kasaplık ithalatın büyükbaş için yüzde 397, damızlık küçükbaş ithalatının yüzde 757 oranında artarak rekor üstüne rekor kırdığı ve Türk Şeker’e ait 14 şeker fabrikasının özelleştirildiği ve şeker fabrikalarında özelleştirmenin fitilini Nişasta Bazlı Şeker(NBŞ) üreticisi Cargill’in hazırladığı raporun ateşlediği Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği(Pankobirlik),tarafından iddia edilmiş. Bunların dışında antep fıstığı, kuru soğan ve patatesin de ithal edildiği” belirtilmiş.
DAVUTOĞLUNDAN İTİRAFLAR
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu katıldığı bir radyo programında söylediklerinden;
“Sen başbakan gibi görün ama başkan olma, başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma”
“Sansür çok kötüdür ama en kötü sansür oto sansürdür. İnsanların şahsiyetini yok eder. İnsanlar kendi kendilerini kontrol etmekten toplumu düşünmeye vakit bulamazlar. Maalesef öz eleştiri, bir içeriden eleştiri olarak söyleyeyim, oto sansürün belki de en yoğun olduğu dönemden geçiyoruz.”
MEMURA 30 GÜN VEKİLE 74 GÜN TATİL
1 Ocak’tan bu yana geçen 200 günde sadece 64 gün çalışan, bir yıl içinde ise yalnızca 5 ay mesaiye geldikleri hesaplanan ve 37 yasa çıkaran Milletvekilleri çok yorulmuşlar ki Ekim başına kadar 74 günlük tatile çıkmışlar. Devlet memurları, işçiler ancak 20-30 gün arasında izin yapabilirken milletvekillerine 74 günlük izin aldıkları maaşı ancak harcayabilecekleri bir süre olsa gerek…

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE 07.07.2019
Çanakkale Zaferi için düzenlenen etkinlikte okunan duada Atatürk’e yer verilmemesine tepki gösteren ve salonu terk eden Avcılar Askerlik Şubesi Başkanı Albay Önder İrevül’ün tayini Hatay’a çıkınca bazı medyada konu “sürgün” olarak değerlendirilmiş.
Önce şunu belirteyim ki Önder Albay o göreve gitmeseydi bir başkası gidecek ti. Bir başkasının gitmesi sürgün olmuyor da Alb. İrevül’ün tayini niye sürgün olsun. Gider görevini yapar. Orada da haddini bilmeyenlere haddini bildirir. Bunu yapacağını ve yılmayacağını da mesajında belirtiyor sevgili albayım.
“Bekliyor muydum? EVET.
Şaşırdım mı? HAYIR.
Pişman mıyım? HAYIR.
Yorgun muyum? EVET.
Üzgün müyüm? HAYIR
Kızgın mıyım? EVET.
Karamsar mıyım? HAYIR
İsyan ediyor muyum? HAYIR
Yapılanı madalya olarak görüyor muyum? EVET
Çünkü ben HARBİYELİYİM.”
Bu satırları yazan kardeşimi kutluyor ve generallere örnek gösteriyorum Neden mi hani şu mesele “Eşşek meselesi”

HUZUR HAKKI
Asgari ücretin net 2bin 20 tl, en düşük memur maaşı 3740 tl, en düşük memur emekli maaşı 2536 tl, SSK’lı emeklinin maaşı 1992 tl, Bağ kurlu esnafın maaşı 1684 tl olduğu bir ortamda;
Sözcü gazetesi yazarı Çiğdem Toker’in haberine göre THY yönetim kurulu üyeleri maaşları haricinde yılda 244 bin 720 TL huzur hakkı parası alıyor.
TÜBA, Türkiye Bilimler Akademisi konsey üyelerine ödenen huzur hakkı ise 18bin tl ye yükseltilmiş.
Yeni kurulan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeleri ise maaşlarını 18bin tl olarak belirlemişler.
Bu huzur haklarını nasıl belirlemişler bilmiyorum ama çay simit hesabıyla belirlemedikleri garanti…

ZENGİN VE FAKİR
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2018 Yılı Genel Faaliyet Raporu’na göre, İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken para yaklaşık 130 milyar liraya ulaşmış durumda. İşsizlik ödeneği için 2018 yılında 1 milyon 635 bin 111 kişi başvuruda bulunmuş ve 841 bin 847 kişiye toplam 4.8 milyar lira ödeme yapılmış. Geriye kalan 125 milyar tl nin akıbeti hakkında açıklama yok.
İtibardan tasarruf olmaz diyerek devasa Ankara/Beştepe devasa bir saray yaptıran, Okluk koyunda yazlık, Ahlat’ta baharlık saray inşaatları devam eden onlarca uçağı, yüzlerce koruma aracı, binlerce koruması olan, sarayda verilen yemeklerde adı duyulmamış yemekleri ikram eden Cumhurbaşkanlığı’nın başlangıç ödeneği örtülü ödenek hariç 845.3 milyon lirayken yıl sonu ödeneği ise 1.7 milyar liraya çıkarılmış, yıl sonunda gerçekleşme ise 1.6 milyar lira olmuş.
Bir tarafta para varken işsizlerden sakınılan 125 milyar lira diğer tarafta ilave bütçe ile idare edilen ve tasarruftan nasibini almamış bir Cumhurbaşkanlığı…
EDEPSİZ KİM?
Cumhurbaşkanlığında Yüksek İstişare Kurulu kuruluyor ve atamalar yapılıyor. Öncelikli atananlar bu görevi kabul eden eski TBMM Başkanları sonraları asker ve sivil üst düzey bürokratlardan da atama yapılması bekleniyor. Ne görev yapacaklar, kaç kişi olacakları belli değil. Belli olanlar ise atananların açıklamasına göre “Meclis başkanları olarak devlet bize araç verdi. Mecliste bir büromuz var. Korumamız var. Emekli maaşımızı alıyoruz. Paraya pula ihtiyacımız yok.” İşte bu para pula ihtiyacı olmayanların maaşları 13 bin tl olarak açıklanıyor sonrasında ise ilk yaptıkları toplantı da maaşları 18 bin liraya çıkarılıyor.
Bu göreve atanmasını “İnsani ve İslami görevim” diyerek kabul ettiğini açıklayan Eski TBMM Başkanı namı maruf “Sulu Göz” Bülent Arınç katıldığı bir televizyon programında asıl işinin arabuluculuk olduğunu ve ekmek parasını buradan kazandığını söyleyerek maaşları ile ilgili sorulama yapan ve eleştirenleri “Ben ne alacağımı düşünmüyorum ki bi takım edepsizler bunun üzerine yorum yapıyor…” “…ne kadar edepsiz bir hareket” “…elimde imkân olsa bu hainlikleri yapanların hepsinden hesap sorarım” diyor.
Sözlük anlamı ile ‘edepsiz’ “Utanılacak işleri sıkılmadan yapan, utanmaz, sıkılmaz, terbiyesiz”
İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Önce bu söz için sulu göz aynaya bakacak ve de şunu unutmayacak “vatandaş sorgular ve hesap sorar o aldığın maaş onun kazancından verdiği vergilerle ödeniyor.” Siyaseten biat a alışmış ve alıştırılmış olabilirsiniz, sorgulamaz ve araştırmazsınız bu sizin fıtratınız da olabilir ama bunu herkesten bekleyemezsiniz ve o kelimeyi kullanamazsınız. Lütfen aynaya bakın ve bir daha bakın ve de bu milletin yakasından artık düşün.

ERGENEKON DAVASI DEMOKLESİN KILICI
12 Haziran 2007 tarihinde İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduya yapılan baskında 27 el bombası bulunduğu açıklandı, gözaltılar başlarken soruşturma genişledi ve 12 yıl sürecek Ergenekon davası başladı…
Gözaltılar asker, sivil, gazeteciler, bilim adamları, siyasetçiler kısaca toplumun her kesiminden insanlar la sürdü. Sonuçta bir ilk oldu ve eski Genelkurmay Başkanı da tutuklandı. 12 yılın sonunda 4ü hariç 235 sanık “silahlı örgüt kurmak, yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık” suçlarından beraat etti.
Bu beraat kararından sonra beklentim beraat edenlerin bu davaya siyaseten müdahil olanlar hakkında suç duyurusunda bulunup haklarını aramaları idi.
Ancak davanın savcısının mahkemeye yazı yazarak “müddeti muhafaza talebinde” bulunması ve “Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle, yukarıda zikredilen kararın bozulması için temyiz yoluna gidilecektir. Temyiz layihamızı hazırlama üzere, gerekçeli kararın Başsavcılığımıza tebliği kamu adına talep olunur” ifadelerini kullanması bu davanın daha çok su kaldıracağını gösteriyor. Kısaca savcı bu isteği ile siyasilere zaman kazandırırken sanıkların üzerinde Demokles in kılıcı sallanmaya devam ediyor.
DÜN DÜNDÜR BUGÜN BU GÜN
MHP Lideri iktidarın etkin ve yetkin destekçisi Devlet Bahçeli, Gezi davasının başlaması ile yaylım ateşine başladı ve sahibinin sesi olarak görevini yapıyor
Aynı Devlet Bahçeli, 7 Haziran 2013 günü yani tam 6 yıl bir ay önce Gezi protestoları konusunda şöyle konuşuyordu:
“Çevre hassasiyetinin tetiklediği, yeşili ve doğayı koruma kararlılığının uyandırdığı kişisel özgürlük arayışları, kimlik ve kişilik izharları elbette değerli, elbette muteber bir insani tutumdur. Hükümetin baskı, eziyet ve zorbalıklarına; her şeyi belirleme ve tayin etme saplantılarına; kimseyi dinlemeyen, anlamayan ve aldırmayan antidemokratik sapmalarına Taksim Gezi Parkı’ndan iyi bir cevap verilmiştir. Demokratik haklarını masumane vasıtalarla savunmak amacıyla meydanların dolduranlar, düşüncelerini bu yollar duyuranlar, hepsinden önemlisi de otoriter mizaç ve simalara karşı duranlar gerekli mesajları vermişlerdir. Taksim Gezi Parkı eksenli hadiselerin bundan sonra sürmesi halinde; Türkiye için öngörülmesi, üstesinden gelinmesi ve telafisi çok zor olay ve provokasyonlara zemin ve saha açacağı tartışma götürmez bir gerçekliktir.”
KIRMIZI ERİKLERİ KİM YİYECEK
Rusya/Novorossiysk Limanı’nda Türkiye menşeli 23,4 ton kırmızı eriğe Akdeniz meyve sineği larvaları içerdikleri gerekçesiyle el konulmuş geri gönderilmiş. Şimdi, merak ediyorum domates ve kirazlardan sonra kırmızı erikleri kimler yiyecek…

Leave a comment »