CERİDE

CERİDE
11.08.2019
ÜMMET VE MİLLET
Geçen haftalarda RTE nin ümmeti bölüyorlar söylemi hakkında birkaç satır yazmıştım. CHP eski milletvekili ve Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce konu ile ilgili Twitter hesabından şu değerlendirmelerde bulunmuş.

  • Kötü yönetimin başı kendi partisinden ayrılmak isteyenlere ‘ümmeti bölüyorlar’ suçlamasında bulunmuş. Ne zamandan beri siyasal aidiyet ümmetin bir parçası olarak anılır oldu? AKP’de olanlar ümmetin bir parçası, ayrılmak isteyenler ümmetin bir parçası değil şeklinde bir mantık olabilir mi?
  • CHP’liler Müslüman değil mi? İYİ Partililer, Saadet Partililer Müslüman değil mi? Bunları sana öğretmediler mi? Ümmet bütün Müslüman toplumuna verilen addır. Bunun içerisinde Kürtler, Türkler, Sünniler, Aleviler hepsi vardır. Milleti bölme telaşı içerisindesiniz. Asıl bölücü olan… (Bu bölüm özellikle (…) Yazılmıştır. Yarın hakaret makaret derler isim belli olmasın. Kimse kim bana ne) Müslüman ümmeti AKP ümmeti haline getirerek ayrılmak isteyenleri ümmeti bölmekle suçlamak, işte gerçek bölücülük budur.
  • Recep Tayyip Erdoğan’ı buradan uyarıyorum. Diyorum ki üniversite diploman tartışmalı ama galiba senin imam hatip diploman da tartışmalı.
    FUTBOLDAN BAŞKA SPORLARDA VAR
    Haber sitesinde şu haberleri okuyunca gururlandım. Bu spor dallarını kim organize ediyor ve bu gençlerin bu başarılarını almasına vesile oluyorsa sonsuz teşekkürler ve gözlerimden sızılan gözyaşları eşliğinde kocaman alkışlar…
    Finlandiya’da devam eden Down Sendromlular Avrupa Atletizm ve Masa Tenisi Şampiyonası’nda Down Sendromlu Özel Sporcu Ali Topaloğlu gülle atmada 10.96 metrelik atışıyla bu alandaki dünya rekorunu kırarak Avrupa şampiyonu oldu.
    Down Sendromlu Özel Sporcu Dilara Çevik, gülle atmada 4.78 metre ve disk atmada 13.12 metre atarak Avrupa Şampiyonu olarak 2 altın madalya kazandı.
    Dilara Çevik ayrıca; 100 metrede 25,32 saniye ile 2’nci, cirit atmada 8.93 metre ile 2’nci, uzun atlamada 1.48 metre ile 2’nci ve 400 metrede 2,25 ile 2’nci olarak toplamda 2 altın, 4 gümüş madalya olmak üzere 6 madalyanın sahibi oldu.
    Avrupa Şampiyonası’nda atletizm dalında sahaya çıkan bir diğer milli sporcu Münevvere Yılmaz ise cirit atmada 11,93 metre atarak Avrupa ikincisi oldu.
    Volkan Yavuzaslan da disk atma 20,49 metre ve cirit atmada 20,80 metre ile Avrupa üçüncüsü oldu ve bronz madalya kazandı.
    KÜLAHIMA ANLAT
    Medyada bir haber. Tamda CHP li belediye başkanlarının Konya da Genel Başkan Kılıçdaroğlu yönetiminde toplanıp “Yerel Yönetim İlkeleri” ni belirledikleri bir gün.
    “…Oğlu Efe Uygur’u, belediye şirketi TORBEL A.Ş. ye genel müdür yardımcısı olarak atayan Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur’un, ticaret sicil kayıtlarında ‘batık’ olduğunu söylediği şirketin yönetim yapısını da değiştirdi. Uygur, belediye şirketinin 3 olan yönetim kurulu üyesi sayısını 7’ye yükseltti. Belediye başkan yardımcıları ve belediye meclis üyelerinden oluşan yönetim kurulu huzur hakkı alıyor. Hiç olmayan genel müdür yardımcılığını ikiye çıkaran Uygur, birine oğlunu, diğerine de CHP Torbalı İlçe Gençlik Kolları Başkanı İsmail Takak’ı atadı…”
    Başkan Uygur, daha sonra gelen tepkiler üzerine geri adım atarak yazılı olarak yaptığı açıklamada, işletme fakültesi son sınıf öğrencisi oğlunun şirketteki görevine son verdiğini açıklamış. Yemezler, arpalık gördüğü bu şirketi kullandı ama Konya da ki toplantıdan ve gelen tepkilerden sonra geri adım attı. Konu ile ilgili açıklamalarını başkan külahıma anlatsın. Oğlunu görevden alması yetmez o yediye çıkardığı yönetim kurulu üyelerini de 3 indirsin ve bu haliyle o şirketi zarardan düze çıkaracak kişileri atasın o zaman alnından öperim…
    AYM KARARINA KARŞI 1071 İMZALI BİLDİRİ
    Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, İstanbul Aydın Üniversitesi ve Medeniyet Üniversitesi yönetimleri, barış bildirisine imza atan akademisyenler hakkında açılan davalar nedeniyle hak ihlali kararı veren Anayasa Mahkemesi’ne karşı imza kampanyası başlatmak için harekete geçti. Akademik personele, ‘Anayasa Mahkemesi terörü meşrulaştıramaz’ başlıklı bir metin gönderilerek imza atmaları istendi.
    Sözde ‘barış bildirisi’ adı altında terör örgütü propagandası yapan bazı akademisyenlerin ceza almalarını ‘hak ihlali’ gören Anayasa Mahkemesi skandal bir karara imza atmıştır. Bu karar şehit ve gazilerimizin hatırasını zedelemiş, maşeri vicdanı yaralamıştır. Terörle mücadele ettiği için devleti suçlayan açıklamalar yapmak dünyanın hiçbir ülkesinde ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmez. Bu kararın, terör örgütlerine karşı etkin operasyonların gerçekleştirildiği bir dönemde alınması ise ayrıca dikkat çekicidir.
    Aşağıda imzası bulunan biz akademisyenler, terörle mücadeleyi sekteye uğratmayı ve ülkemizi karalamayı amaçlayan her türlü kurum, organizasyon ve inisiyatifin karşısında olduğumuzu ve olmaya devam edeceğimizi beyan ediyoruz.
    Türk milleti adına karar vermekle yetkili kılınan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının adalete ve kamu vicdanına aykırı olmaması gerektiğine inanıyor, bu yanlış kararda imzası bulunanları kınıyoruz.”
    3 Üniversitenin bu isteğine cevap gecikmedi ve birkaç gün içinde 1071 imzalı bu bildiri açıklandı. 1070 veya 1072 değil 1071 belli ki bildirinin içeriği yanında imza sayısı ile de Malazgirt Savaşına gönderme yapıyorlar…
    Ama sayı birkaç gün içinde azaldı bazı akademisyenlerin oluru alınmadan isimleri yazılmış onlarda açıklama yapınca kafalar karıştı. Tabii bu arada bu bildiriyi açıklayan ve imza atılmasını isteyen üniversite yönetimlerini de sormak lazım. Sizin Hukuk Fakültelerinizde mahkeme kararlarına karşı koymanın hele böyle bir bildiri ile kararı imzalayanları hedef göstermenin suç olduğu öğretilmiyor mu?
    Bu bildirilerden sonra da AYM Başkanı halen yerinde durabiliyorsa ardındaki gücü merak ederim ama bu kampanyayı başlatan rektörleri daha üst görevlerde (artık nereleriyse mutlaka hayal ettikleri yerler vardır) görürsek şaşırmayalım…
    FETO KURALLARI
    Osman Kavala’nın tutuklu olarak yargılandığı 16 sanıklı Gezi davasına bakan mahkeme heyetinde yeni bir düzenleme yapılmış. İstanbul 30. Ağır Ceza artık iki heyet halinde çalışacak .
    Kavala ve Yiğit Aksakoğlu ile ilgili olarak tahliye yönünde oy kullanan iki yargıç, ikinci heyette yer alacak. Gezi davasına birinci heyet bakacak. Kısaca tahliye yönünde oy kullanan iki yargıç artık bu davaya bakmayacaklar. Bu uygulamaları daha önce Balyoz ve Ergenekon davalarında da görmüştük tahliye kararı verenler başka mahkemelere atanırken iktidarın hoşuna giden kararı verenler terfi ettirilirdi. Fetö temizleniyor ama kuralları devam ediyor.
    EVRİM TEORİSİ
    Doğa bilimci Prof. Dr. Ali Demirsoy, evrim teorisinin “tartışmalı ve anlaşılması zor” olduğu gerekçesiyle ortaöğretim müfredatından çıkarılmasını ve “eğitimde dinselleştirme” politikasının giderek hâkim hale getirilmesini eleştirmiş. “…Bir çocuğun yeni koşullara uyum sağlayabilmesi için ancak ortaöğretimde eğitim verirsiniz. Eğer ortaöğretimde kalıplaşmış, dogmatik düşünceler verirseniz o toplumu yok edersiniz. Hiçbir ülke yok ki evrim olmadan bilime dayalı eğitim yapsın. Çabamız Türk gençliğini geleceğe hazırlamak; bilim adamları ve olayları önceden görebilen aydınlar yetiştirmek olmalı.”
    Hocanın söylediklerine katılmamak mümkün değil, haklı ve doğru söylüyor. Ancak eğer bu söylediklerini bilimsel bir makale, doktora tezi gibi yazılmış, teknik ve bilimsel terimlerle anlaşılması oldukça güç ‘Okul müfredatından çıkarılan evrim gerçeğini’ anlattığı “Çocuklar İçin Evrim” kitabı ile yapmayı düşünüyorsa işte orada yanılıyor. Kurduğum kütüphanelere koymak üzere aldığım ancak okuyunca vazgeçtiğim bu kitapla değil çocuklara üniversite öğrencilerine bile zor anlatır evrimi. Hoca eğer öğrencilere Evrimi anlatmak istiyorsa önce bu kitabını sadeleştirmeli ve hedef aldığı öğrencilerin anlayacağı bir dille yazmalıdır…
    SEN DE SUÇLUSUN HASAN CEMAL
    Hasan Cemal T-24 İnternet Haber Sitesinde “Karanlığa Mum Yakanlar Çoğalıyor” başlıklı yazısının bir bölümünde bazı teşhislerde bulunmuş.
    “Bitmek bilmeyen karanlık bir dönemden geçiyoruz.
    Zamanın trajedisini hissederek yaşayanlar için hiç de kolay olmayan yıllar…
    Kapkaranlık bir tünelde el yordamıyla yol alıyoruz.
    Düşünceler baskı altında.
    Hayat tarzları da öyle.
    Hayata farklı bakanlar hain sayılabiliyor.
    Düşman muamelesi görebiliyor.
    Ötekileştiriliyor.
    İnsanlar farklı düşündükleri için, siyasete farklı yaklaştıkları için terörist diye, darbeci diye, vatan haini diye hapse atılıyor
    Ömür boyu zindan cezasına çarptırılıyor.
    Medya neredeyse tek sesli.
    Çatlak seslere izin yok, derhal susturuluyor.
    Üniversite, üniversite olmaktan çıktı.
    Üniversiteyi üniversite yapan özgür düşünce ortamı çoktan yitti gitti.
    Yargı bağımsız değil.
    Yasama yetkilerini kaybetti.
    Güçler ayrılığı yok edildi.
    Hayata ve Türkiye’ye, dünyaya farklı pencerelerden bakmak isteyenler sindirildi, korkutuldu.
    Kendi gerçek görüşlerini kendilerine saklıyorlar.
    Ne kadar hazin.
    Bu bir korku imparatorluğu…
    Benim gibi düşünmeyene, benim gibi yaşamayana hayat hakkı yok, bağırışlarının başka her sesi bastırdığı, insanları yıldırdığı, nefes alamaz hale getirdiği bir korku rejimi…”
    Hasan Cemal bu yazdıklarından sonra başını ellerinin arasına almalı ve düşünmeli RTE ye ve şürekâsına nasıl destek verdiğini, yetmez ama evet çığırtkanlığını, akil adamlar sürecini. Sonra da düşünmeli nerede hata yaptığını ve suçunu hafifletir mi bilmem ama kafasını vurmalı duvara…
    HALKI DÜŞÜNENDEN AÇIKLAMA
    Cumhurbaşkanlığında üst düzey görevde çalışıp bir başka görevden daha maaş alan bürokratın çift maaş alan eşi bir açıklama yapmış.
    “Devlette “dolgun ücret” karşılığı çalıştığı iddia edilen kabiliyetli bireylerin, burjuvazinin yönettiği ulus ötesi şirketler gibi yapılarda aynı hizmetin karşılığında onlarca kat fazla gelir temin edebilecekken devlet hizmetine talip olarak büyük fedakârlık gösterdikleri kasıtlı olarak halkın gözünden kaçırılmaktadır.” Faiz kırbacı ile hepimizi korkunç çalışma şartlarına mahkûm eden, emeklerimizi çalan, lobiler ve satın aldıkları işbirlikçiler vasıtasıyla aldırdıkları kararlarla, çalışmadan servetimize el koyan kesimleri konuşmak yerine risk altında, haftanın yedi günü ve yirmi dört saat esasına göre, aile, eğlence bilmeden çalışan, tatil yapmayı kendilerine yakıştıramayan devlet adamlarının toplumsal tabakalaşmadaki yerlerini, yediklerini, içtiklerini, giydiklerini çoğu zaman yalan yanlış haberlerle sorgulatmaya çalışanlar halkı düşünenler değildir. Kimsenin ismini bile duymadığı markaları kullanan, hayal bile edemeyeceği standartlarda yaşayan ağababaları için, daha önce defalarca yaptıkları gibi ellerini kirletmeden ülke, toprak ve zenginlik toplamaya çalışan işbirlikçilerdir.”
    Bir zamanların solcularının kullandığı bu sözler iyi güzel de acaba etrafına baktığında o ağababaları ile beraber olduğunun farkında değil mi? İşbirlikçi dediklerinin bu ağababalar için çalıştığının eve giren dört maaşın bu işbirlikçiler ve ağababaların ürünü olduğunun farkında değil mi? Eğer farkındaysa yapacakları tek şey vardır. Birer maaşlarından istifa edecekler…
    GEÇİM SIKINTISI ÇEKİYORLARMIŞ
    TBMM Başkanı Mustafa Şentop, katıldığı canlı yayında net 22 bin 200 lira maaş alan vekillerin geçim sıkıntısı çektiğini söylerken Milletvekillerinin üç ayda bir net 67 bin 175 lira maaş aldığını, Milletvekili emekliyse, ayrıca 13 bin 410 lira da ilave aylık aldığını ya unutmuş veya o da bazıları gibi birkaç yerden maaş alıyor ve Milletvekili maaşının farkında değil.
    TSK SADAT’AMI DÖNÜYOR
    Hiç adet olmadığı halde bekleme süresini doldurmayan generaller emekli ediliyor. Terfi sırasında olan korgenerallerden hiç biri orgeneral/oramiralliğe terfi ettirilmiyor. 4 Ordu dan üçü korgeneraller tarafından yönetiliyor. Kadrosu Orgeneral olan Genkur İkinci Başkanı terfi sırasında olmasına rağmen terfi ettirilmeden göreve uzatma ile devam ediyor. KKK lığından sadece iki kurmay albay generalliğe terfi ediyor diğerleri tamamı sınıf subayı. TSK dan istifa ederek THY de 12 yıl çalıştıktan sonra 2016 da darbe girişiminden sonra orduya dönen subay generalliğe terfi ettiriliyor. Deniz Kuvvetleri Komutanı rütbe bekleme süresi dolmadan 2 yılda neden emekli edildiğini soran Tuğamirale listeler ekrandan öyle hızlı geçti ki senin adını göremedim diyor. Görünen o ki TSK da FETO ile başlayan TSK yı Bitirme Planı son aşamaya geliyor, TSK dönüşüyor…
    BREZİLYADAN GÖRÜNEN YARGI
    Brezilya, Gülen yapılanmasına üye olduğu gerekçesiyle Türkiye’nin iadesini istediği Ali Sipahi’yi Federal Yüksek Mahkemesindeki beş yargıcın oybirliği ile aldığı “”İade edilecek kişinin bağımsız bir yargıç tarafından tarafsız bir şekilde yargılanacağının güvencesi yok” gerekçesi ile Türkiye’de adil bir şekilde yargılanma garantisi bulunmadığına hükmederek iade etmemeye karar verdi. Yorum yok…
    REKTÖR NUH ZAMANINDA KALMIŞ.
    Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Erkan İkizce deresinde insanların arasına kadar gelip, balık avlarken görüntülen Su samurları ile ilgili açıklama yapıyor. “Cudi Dağı bilindiği üzere Hz. Nuh’un gemisinin indiği yerdir. Cudi Dağı etekleri nesli tükenmekte olan hayvanlara barınaklık yapıyor. Bunlar nesli tükenmekte olan canlılardır. Bizim bunlara sahip çıkmamız lazım. Ekolojik denge için sahip çıkmamız lazım. Bizim dedemiz olan Hz. Nuh bu ekolojik denge için hayvan türlerinden birer tane nesilleri tükenmesin diye almış.
    Acaba diyorum bilimsellikten uzak böyle bir açıklama yapan bu rektör de Nuh zamanından mı kaldı. Bu da nesli tükenmesin diye alınan insanlardan birisi mi?
    KRİZDEN ÇIKIŞ İÇİN 13 MADDE
    CHP, siyasi, ekonomik ve toplumsal krizden çıkabilmek için daha önce açıkladığı tedbirleri yenilemiş. Yenilemişte kim, nasıl, nerede, ne zaman uygulayacak ta Türkiye krizden çıkacak?
    “Devlette liyakat sistemi yeniden inşa edilmeli.
    Demokrasiye geçilmeli, hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği tesis edilmeli.
    Merkez Bankası’nın bağımsızlığı sağlanmalı.
    Akılcı bir dış kaynak yönetimine geçilmeli.
    Döviz esas alınarak yapılan ihaleler süratle Türk Lirası’na dönüştürülmeli.
    Kamu İhale Yasası uluslararası standartlara uygun şekilde değiştirilmeli.
    Sayıştay bağımsız denetim yapabilmeli.
    Bütçe disiplini sağlanmalı.
    Dış politika 180 derece değişmeli.
    Geleceğimizi ipotek altına alan kontrolsüz borçlanmadan kaçınılmalı.
    Adaletsiz vergi politikası düzeltilmeli.
    Üretime öncelik veren bir planlama ve teşvik politikası yaşama geçmeli.
    Türkiye israftan kaçmalı ve tasarrufa öncelik vermeli.”
Reklamlar

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
28.07.2019
İPE UN MU SERİLİYOR?
ABD’nin S-400 ler konusunda Türkiye’ye uygulayacağını açıkladığı yaptırımlar konusunda ki gelişmeler konunun iki tarafça da ipe un serildiği ve konuyu zamana yayma taktiğinin uygulandığını gösteriyor.
Trump Cumhuriyetçi senatörlerle yaptığı toplantıdan sonra “Türkiye haklı” senatörler ve Pentagon’un “sistemi çalıştırmayın yaptırım uygulamayalım” açıklamaları bu tezi kuvvetlendiriyor…
Nasıl olacak zamana yayma; Önce RTE nin bu sisteminin kuruluşunun Nisan 2020’de tamamlanacağını 2020’ye kadar devrede olmayacağı açıklaması var ki sorunun çözümü için 9 aylık bir zaman kazandırıyor. Yani sistem devrede değil. Başkan Trump Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanmasını istemediği ne göre bu zamanı kullanır, mecbur kalırsa CAATSA yaptırımlarının en hafifini uygulayabilir ve bunun içinde acele etmeyip, konuyu zamana yayabilir. Bu süre de Nisan 2020 dir. O zamana kadar kim öle kim kala. Ki bu arada Türkiye’nin 100 kadar Boeing yolcu uçağı almak istemesi ve bu uçağı üreten ABD şirketlerinin lobi faaliyetlerini de dikkate almak lazım. Kısaca bu pilav daha çok su kaldırır…
KIRMIZI, SARI, YEŞİL
Bu renkler bir takımın forma rengi değil Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesinin bayrağının renkleri. İşte bu renkleri taşıyan kaşkol taktıkları için bir grup Iraklı turiste Trabzon/ Uzungöl’de yöre insanı tarafından meydan dayağı atılıyor… Turistler yedikleri dayağa razı olacakken önce karakola götürülüyorlar sonra vali ve savcının kararı ile sınır dışı ediliyorlar.
Olay böyle olunca ve de gelişmeler sınır dışı ile sonuçlanınca şu sözleri söyleyen ve 26 Şubat 2017 tarihinde, Mesut Barzani memleketimize geldiğinde aynı renkler bayrak olarak, bizim bayrağın yanında gönderlere çekilmesine müsaade eden O tarihin Başbakanı Binali Yıldırım’ında sınır dışı edilmesi gerekir mi?
“Irak anayasasına göre Kuzey Kürdistan bölgesel yönetimi özerk bir yapıdır. Parlamentosu, başbakanı, bakanları, ayrı bayrağı vardır. Ve dünyada da bu şekilde tanınır…”
Eğer bu sözler bugünde geçerliyse o turistler bulunmalı, özür dilenmeli, tatillerine kaldıkları yerden devam etmeleri sağlanmalı ve o saldırıyı yapanlar ve sınır dışı kararı verenler hakkında da gereği yapılmalıdır. Yoksa durum vahim…
ASGARİ ÜCRETLİ AÇ
Ben söylemiyorum TÜRK-İŞ Araştırmasının Temmuz 2019 ayı sonucuna göre açıklanan rakamları söylüyor. Asgari ücretin 2020 (ikibin yirmi) TL olduğu ortamda;
– Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2.075,24 lira,
– Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 6.760,73 lira
– Evli olmayan, çocuksuz bir çalışanın “yaşama maliyeti” ise aylık 2.564,52 lira olarak hesaplandı.
AYM DE NELER OLUYOR
Önce Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan bir konuşma yapıyor. Konuşmanın bir bölümünde söyledikleri yenir yutulur lokmalar değil. Devletteki sistem bozukluğuna işaret ediyor, temel hak ve hürriyetlerin korunmasındaki aksaklıklara dikkat çekerken “kuvvetler ayrılığı” ilkesine işaret ediyordu.
“…İş bölümü devlet yetkilerinin farklı organlar eliyle kullanılması denetleme ve dengeleme sisteminin oluşturulmasını ifade ediyor. İşbirliği de devletin, ülkenin ortak hedefleri doğrultusunda kurumların birlikte çalışmasını ifade ediyor. Bu ortak hedeflerin başında da hiç kuşkusuz temel hak ve hürriyetlerin korunması ortak hedefi geliyor. Sadece Anayasa Mahkemesi üyeleri yemin ederken temel hak ve hürriyetleri koruyacaklarına dair yemin etmiyorlar, aynı zamanda devletin başı olan Cumhurbaşkanı ve yasama organı milletvekillerimiz de yemin ederken temel hak ve hürriyetleri korunması ülküsünden ayrılmayacaklarına dair yemin ediyorlar. Bu nedenle temel hakların korunması devletin ortak hedefidir. Hatta devletin varlık sebebidir. O yüzden devletin varlık sebebi olan bu önemli ideali gerçekleştirmek, bu hedefe doğru evrilmek için kurumlar arası işbirliği anayasal bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.”
Bu konuşmadan sonra AYM art arda iktidarın hiç te hoşuna gitmeyecek bireysel başvurularla ilgili kararları açıkladı.
İşte o kararlar dan özetler;
AYM;
“Eğitim-Sen üyesi Erdal Karadaş’ın bildiri dağıtıp basın açıklamasına katıldığı gerekçesiyle kesilen idari para cezasına karşı yaptığı başvuruda hak ihlali kararı verdi. AYM kararında, Anayasanın 34’üncü maddesi ile güvence atında olan ‘gösteri ve yürüyüş düzenleme hakkının kısıtlanamayacağını belirtti.”
“1128 imzayla açıklanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri nedeniyle mesleklerinden ihraç edilen, haklarında disiplin cezaları verilen, “terör örgütü propagandası” suçundan dava açılarak hapse mahkum edilen ve bir bölümü cezaevine konulan akademisyenlerin bireysel başvurusunda “hak ihlali” kararı verdi.”
“Van Gölü kıyısına Cumhurbaşkanlığı Köşkü inşa edilebilmesi için Ocak ayında ‘torba yasayla getirilen kanun hükümlerini iptal etti. Maddenin yanı sıra ‘köşk alanının’ gösterildiği kroki de iptal edildi.”
“FETÖ üyeliği veya iltisakı olduğu gerekçesiyle haklarında soruşturma yürütülen görevlilerin eşlerine ait pasaportların da genel güvenlik açısından mahzurlu görülmesi halinde İçişleri Bakanlığınca iptal edilmesine imkan tanıyan düzenlemeyi iptal etti.”
“KHK’da kapatılan FETÖ üniversitelerinde kayıtlı olup da devlet veya vakıf üniversitelerine yerleştirilen öğrenciler ile ilgili “Bu şekilde yerleştirilen öğrenciler, mezun oluncaya kadar vakıf yüksek öğretim kurumlarına ödemeleri gereken ücretleri ilgili üniversiteye ödemeye devam ederler” hükmünün iptal edilmesine karar verdi.”
“Üniversite öğretim elemanlarının memur statüsünde olmadığı halde bu statüye ilişkin disiplin hükümlerine tabi tutulmalarının amacı aşan bir düzenleme olduğu belirtilerek, öğretim elemanlarının, memur ile tümüyle aynı kurala tabi edilmesini Anayasa’ya aykırı buldu.”
“YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında soruşturma açma kuralının ise bilimsel özerkliği zayıflatan ve YÖK’ün sahip olduğu denetim yetkisini aşan yönü ile Anayasa ile bağdaşmadığı sonucuna varılarak YÖK başkanının soruşturma yetkisini kısıtladı.”
O konuşma ve bu kararlardan sonra acaba diyorum AYM Başkanı trenden inme vaktinin geldiği kararına mı vardı. Görünen o ki özellikle “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri hakkında ki başvuru ile verilen karardan sonra yandaş medya tarafından adeta linç edilen Polis Akademisi Başkanlığı zamanındaki uygulamaları ve AYM deki kurum içi atamaları nedeniyle FETÖ cülükle suçlanırken trenden inmesi beklenmeyecek tekme tokat aşağı atılacak…
YAKIŞMIYOR
“Birileri parti kuruyormuş, şunu yapıyormuş, bunu yapıyormuş. Bunları kafanıza takmayın. Bizden ayrılıp parti kuranları çok gördük. Şimdi sorsak adlarını kimse bilmez. Adını sanını kimse bilmez bunların. Bu iş böyledir. Çünkü bu tip ihanetlerin içinde olanlar, bu işin bedelini ağır öderler.” Bu sözleri herkes söyleyebilir ama bir kişi söyleyemez. Cumhurbaşkanı. Akp genel başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı unvanını ayırt edemeyen, dilin kemiği yok sözünü haklı çıkartacak RTE bu son açıklaması ile baltayı yine taşa vurdu. Öyle görünüyor ki kendisinin de kurucusu olduğu akp nin Refah Partisi kapatıldıktan sonra yerine kurulan Fazilet Partisinin de aynı akıbete uğrayıp Saadet Partisine gitmeyenlerden kurulduğunu unutmuş. Ayrıca bu kadar kesin ve net görüş bildiriyorsa ödenecek bedeli de açıklasa…
OHA
“Alkol ve domuz eti satandan kurbanlık alınmaz.” Böyle buyurmuş Din Bir Sen Başkanı ve Medrese Âlimleri (her neyse) Vakfı Başkanı. Belli ki hedeflerinde kurbanlık satan büyük marketler var. Bu kerameti kendinden menkul başkanlara sormak lazım. Pazarda kurban satan adamın bakkal dükkanı var ve orada alkol satıyorsa ne olacak? Satıcı alkol kullanıyorsa, alkollü iken o kurbanlıklara yem verdiyse o kurban kesilince caiz olacak mı?

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
21.07.2019
PARTİDE ÜMMET TAMAM SIRA MİLLETTE
Ali Babacan, parti kurmak üzere partiden istifa edeceğini AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a söyleyince, şu yanıtı almış:
“Yolunuz, yolunuzdur eyvallah ama şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok. Siz bunu yapıyorsunuz.”
Ümmet kelimesi Arapçada “sınıf, cemaat” demek. Türkçede “bir peygambere inanıp, onun yolunu seçen kimselerin tümü” anlamına geliyor.
Siyasal İslamcıların amacı Milleti Ümmete dönüştürmek ve İslami esaslara uygun bir yönetim şeklini uygulamak. Şu anda akp nin iktidarında, MHP lideri Bahçelinin isteği doğrultusunda adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen RTE nin tek adam yönetiminde ümmete nasıl dönüşeceğinin temeli atılıyor. Bunun sinyalini yukarıda ki konuşma ile RTE vermiş ona göre akp de ümmet oluşumu tamamlanmış. İş peygamberliği açıklamaya kalmış…
DARISI BAŞIMIZA
Yunanistan’da 2015 yılı Ocak ayında iktidara gelen Aleksis Tsiparas (Çipras) liderliğindeki Syriza (Radikal Sol Koalisyon) dünyada, Avrupa’da ve ülkemizde büyük bir rüzgâr esmiş, birçok sol, sosyal demokrat parti bu modelin örnek alınması gerektiğini belirtmişti.
Ancak AB karşıtlığı ile puan toplayan ve ekonomik krizi çözecek vaatleri ile iktidara gelen Çipras ilerleyen günlerde krizi çözemediği gibi AB ye de teslim olunca yapılan erken genel seçimler sağın zaferiyle sonuçlandı ve Çipras seçimi kaybederek iktidardan düştü.
Çipras yönetimine sadece 4 yıl dayanabilen Yunanistan seçmeninin bu tavrı 17 yıldır tek adam tarafından idare edilen Türk seçmeni için bir işaret olur mu acaba?
2023 DE SAPMA
2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanarak, TBMM’ye sunuldu ve kabul edildi… 2014’teki 10.Kalkınma Planı’nda yer alan 2023 hedefleri revize edilerek sunulan Kalkınma Planı ayakların suya erdiğini gösteriyor.
Şöyle ki;
• 2023 için Gayri safi yurt içi hasıla (milli gelir) 2 trilyon dolara ulaşacaktı, yeni planda 1 trilyon 80 milyar dolar olarak açıklandı. Bu yıl ki gerçekleşme ise 784,1 milyar dolar oldu.
• 2023 için Kişi başına milli gelir 25 bin dolara ulaşacaktı, yeni planda 12 bin 484 dolar olarak açıklandı. Bu yıl ki gerçekleşme ise 9 bin 632 dolar oldu.
• 2023 için İhracat 500 milyar dolara ulaşacaktı, yeni planda 226.6 milyar dolar olarak açıklandı. Bu yıl ki gerçekleşme ise 167,9 milyar dolar oldu.
• 2023 için İşsizlik yüzde 5’e inecekti, yeni planda 9.9 olarak açıklandı. Bu yıl ki gerçekleşme ise yüzde 11
-2023 için Dünyanın ilk 10 ekonomisine girilecekti bu hedef devam ediyor. Bu yılki gerçekleşme ise 20nci sıra.
YASA İLE EŞEĞİ SAĞLAM KAZIĞA BAĞLAMAK
Önce haberi görünce inanamadım, bu kadarı da olmaz pes dedim. Hani derler ya “eşeği sağlam kazığa bağla” tam da onun uygulaması. Konu şu, Türkiye artık Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile idare ediliyor. Gece istişareye yat, gündüz konuyu yaz kararnameye oldubitti. Hal böyle olunca yalan, yanlış işler oluyor yeni kararnamelerle yanlışı düzeltiyorlar.
İşte 10 Temmuz 2018 tarihli amacı “üst kademe kamu yöneticileri ile ilgili usûl ve esaslar ile kamu kurum ve kuruluşlarında atama usûl ve esaslarını belirlemek” olan 3 Nolu Cumhurbaşkanlığı KHK’sında şöyle bir 13ncü madde var. Konu başlığı “Tereddütlerin Giderilmesi” olan madde aynen şöyle diyor: “Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin uygulanmasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.”
Bu “eşeği sağlam kazığa bağlamanın” ötesinde patronun her zaman haklı olduğunun da yasalaşmış halidir.
Hani derler ya; İşyerlerinin anayasası tekdir.
Madde 1: Patron daima haklıdır.
Madde 2: Tereddüt olursa 1. Madde’ ye bakınız…
PATRİOTDAN S-400 E, F-35 DEN SU-35 E
Rusya’dan, Türkiye’ye S-400 sevkiyatı sürüyor. S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi’ne ait malzemelerin sevkiyatı kapsamında 16’ıncı uçak Ankara’daki Mürted Hava Meydanı’na inip malzemeler depolanırken ABD’den beklenen açıklama geldi.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), “Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alma kararı nedeniyle F-35 savaş uçakları programından çıkarıldığını” açıkladı.
Bu açıklamaya karşılık ABD Başkanı Trump “Türkiye’ye yaptırım uygulanması taraftarı olmadığını ve kongre üyeleri ile görüşeceğini” açıklasa da ok sadaktan çıkmış ve yaya yerleşmiştir. Tekrar sadağa girer mi? Zor.
Bir gerçek var ki bu işin en karlısı Rusya’dır. Suriye sınırında düşürülen Rus uçağının hesabını sattığı S-400 lerle kapatmış bu satışla Türkiye’yi Nato üyeliğinde zor duruma düşürürken ABD ile karşı karşıya getirmiştir. Bir taşla birkaç kuş vuran Putin sadece avucunu ovuşturmayıp daha tırmanacak bu krizden yeni kuşlar vurmanın hesabını yapmaktadır. Bir bakmışsınız F-35 uçakları yerine Rus yapımı SU- 35 ler gelmiş, NATO yerine Şanghay örgütüne yeşil ışık yakılmış…
ÖRTÜLÜ SABİT KURA GEÇTİK
Doktorum son ekonomik gelişmeleri yorumlamış. Teşhis de isabet tam da tedavi de Allah kolaylık versin. Bu hasta zor tedavi olur, olursa da hasar kalır…
“Önce merkez bankası başkanı görevden alındı, sonra “talimatlara uymadı, faizleri indir dedik indirmedi, biz de görevden aldık” açıklaması ile merkez bankasının bağımsızlığının olmadığı ilan edildi…
Daha sonra FITCH Türkiye nin notunu “çöpün dibi” ne indirdi, Doğu Akdeniz meselesinden AB Türkiye ye yaptırım uygulamaya başladı. Hatta bu konuda Rusya bile Türkiye yi haksız buldu…
Ve bağıra bağıra ABD den yaptırım beklentisi başladı (ilk yaptırım F35 konusunda bu gece geldi) ama tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen dolar kuru 5,68-5,71 arasında hemen hemen sabit kaldı. Ya çok ciddi miktarda dolar sürüyorlar piyasaya ve dolar kurunu bir çeşit (örtülü) sabit kurda tutuyorlar, ya da parasını alıp gidecek yabancı yatırımcı kalmadı ülkede…
Bir uzmana göre, vatandaş döviz alıp bankaya yatırıyor, Merkez Bankası ve kamu bankaları bu dövizi piyasaya sürüp dolar satıyor ve TL alıyor, böylece dolar düşüyor, piyasadan toplanan TL ile de borsaya yatırılıp borsanın yükselmesi sağlanıyor.
Yani tam bir “Ponzi” saadet zinciri bakalım nerede kopacak bu zincir…
Diğer yandan adam “faizler düşecek” diyor. Bunun anlamı bugüne kadar sürdürülen “yüksek faiz, düşük kur” politikasının terk edilmesi, yerine “düşük faiz, yüksek kur” politikasına geçilmesi. Akıllarınca piyasaya (muhtemelen yeni basılacak) bol TL sürüp kredi faizlerini düşürecekler, böylece tüketim artacak ve büyüme gerçekleşecek…
Ama tabii bu politikada kur zıplayacak, bu da enflasyonu zıplatacak ve bu da işlerine gelmiyor.
Bana öyle geliyor ki kafalarındaki başka bir şey, Doğu Akdeniz’de veya Suriye’de küçük çaplı bir çatışma yaratmak veya AB ya da ABD den gelecek yaptırımları bahane etmek, bu sayede “dış saldırı altındayız, herkes seferberliğe gelsin, vatan-millet Sakarya vs vs” diye yaygara koparmak ve sonrasında da “kambiyo kontrol rejimine” geçmek.
Yani mesela kurları sabitlemek, sermaye transferlerini sınırlamak, banka mevduatlarına (döviz veya TL) ek vergiler koymak, ayrıca ek vergiler koymak (ek taşıt vergisi, ek emlak vergisi , net aktif vergisi vb), böylece “vatan savunması, seferberlik, ikinci kurtuluş savaşı” vb laflarıyla biraz daha idare etmek.
Biraz daha diyorum, zira bu yolun sonu önce döviz karaborsası, sonra hiperenflasyon, ve sonra her türlü mal ve hizmette karaborsa ile sonuçlanır, tüm dünyada böyle olmuştur. Hep beraber göreceğiz. Umarım yanılırım…
ÇİTÇİ VE PROFESÖRDEN EKONOMİK DURUM
Manisa’nın Gördes ilçesine bağlı Balıklı Köyünde çiftçilik yapan Mehmet Ertaş anlatmış.
“Oğlumla birlikte seramızda 2 dönüm salatalık, 4 dönüm yere patlıcan ektik. İstanbul’a toptancıya gönderiyoruz. 60 kuruşun 50 kuruşu masraf 10 kuruş kalıyor bize. Koli, ambar, komisyon giderini çıktığımızda elimizde kalan kilo başına 10 kuruş. Patlıcanda da durum aynı. 80 kuruşa satıyoruz, ondan da kilo başına 25 kuruş kalıyor. Patlıcan ve salatalıktan zarar ettik. 1 dönüm yerden geçen yıl 23 bin lira bir, 22 bin lira bir defa aldım toplam 45 bin lira kazandım. Bu yıl toplam 6 bin lira kazandım. Ama 13 bin lira masraf yaptım. Aşı aldık aşıcıya borçlandık, ilaç aldık ilaççıya, mazotçuya, gübreciye borçlandık. Koliciye borçlandık. Zaten kendi ihtiyaçlarımız duruyor. Karnımızı doyurmayı bıraktık borçlarımızı nasıl ödeyeceğiz diye düşünüyoruz.”
Çiftçinin tatile gidemediği, sofrasına et alamadığı, giysiye para vermediğini anlatan Ertaş, parasızlıktan köyün dışına çıkamadıklarını ifade ederek devam ediyor;
“Köylünün hiçbir hakkı yok. Borçlarımızı ödemek için geçtiğimiz aylarda eski bir arabamız vardı onu sattık. Elimde bir traktörüm kaldı tarlada kullandığım, onu da satılığa çıkardım. Çocuklar evli olduğu için evde eşimle iki nüfusuz ama kazandığım para geçinmemize yetmiyor. Seranın yarısını oğlum yarısını ben ekiyorum. Oğlum da benim gibi kazanıyor ve oğlumun 2 tane de çocuğu var. İkimizin geliri de borcu da aynı. Tarlamızı satalım diyoruz alan yok. Zaten borçlardan dolayı satamıyoruz da. Bu sene yeni emekli oldum kredi çekip toplu yatırdığım için emekli maaşını alamıyorum henüz. Elimizde para kalmadı geldiği gibi gidiyor. Borçları ödemeye para yok. Çiftçi üretiyor ama kendi karnı aç!”
Prof. Mustafa Kaymakçı’nın “Tarımın Hali Pürmelali” yazısından
“Tarımdaki büyüme hızının yüzde 0.7 olduğu; 2017 yılında 68.4 milyon ton olan tahıl üretiminin 65.5 milyon tona gerilediği, aynı dönemde sebze üretiminin 30.8 milyon tondan 29.9 milyon tona, meyve üretiminin, 20.8 milyon tondan 20.5 milyon tona düştüğü; 2017 yılında küçükbaş canlı hayvan ithalatı yüzde 4581 oranında artarken, büyükbaş hayvan ithalatındaki artışın yüzde 72 olarak gerçekleştiği, kasaplık ithalatın büyükbaş için yüzde 397, damızlık küçükbaş ithalatının yüzde 757 oranında artarak rekor üstüne rekor kırdığı ve Türk Şeker’e ait 14 şeker fabrikasının özelleştirildiği ve şeker fabrikalarında özelleştirmenin fitilini Nişasta Bazlı Şeker(NBŞ) üreticisi Cargill’in hazırladığı raporun ateşlediği Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği(Pankobirlik),tarafından iddia edilmiş. Bunların dışında antep fıstığı, kuru soğan ve patatesin de ithal edildiği” belirtilmiş.
DAVUTOĞLUNDAN İTİRAFLAR
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu katıldığı bir radyo programında söylediklerinden;
“Sen başbakan gibi görün ama başkan olma, başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma”
“Sansür çok kötüdür ama en kötü sansür oto sansürdür. İnsanların şahsiyetini yok eder. İnsanlar kendi kendilerini kontrol etmekten toplumu düşünmeye vakit bulamazlar. Maalesef öz eleştiri, bir içeriden eleştiri olarak söyleyeyim, oto sansürün belki de en yoğun olduğu dönemden geçiyoruz.”
MEMURA 30 GÜN VEKİLE 74 GÜN TATİL
1 Ocak’tan bu yana geçen 200 günde sadece 64 gün çalışan, bir yıl içinde ise yalnızca 5 ay mesaiye geldikleri hesaplanan ve 37 yasa çıkaran Milletvekilleri çok yorulmuşlar ki Ekim başına kadar 74 günlük tatile çıkmışlar. Devlet memurları, işçiler ancak 20-30 gün arasında izin yapabilirken milletvekillerine 74 günlük izin aldıkları maaşı ancak harcayabilecekleri bir süre olsa gerek…

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE 07.07.2019
Çanakkale Zaferi için düzenlenen etkinlikte okunan duada Atatürk’e yer verilmemesine tepki gösteren ve salonu terk eden Avcılar Askerlik Şubesi Başkanı Albay Önder İrevül’ün tayini Hatay’a çıkınca bazı medyada konu “sürgün” olarak değerlendirilmiş.
Önce şunu belirteyim ki Önder Albay o göreve gitmeseydi bir başkası gidecek ti. Bir başkasının gitmesi sürgün olmuyor da Alb. İrevül’ün tayini niye sürgün olsun. Gider görevini yapar. Orada da haddini bilmeyenlere haddini bildirir. Bunu yapacağını ve yılmayacağını da mesajında belirtiyor sevgili albayım.
“Bekliyor muydum? EVET.
Şaşırdım mı? HAYIR.
Pişman mıyım? HAYIR.
Yorgun muyum? EVET.
Üzgün müyüm? HAYIR
Kızgın mıyım? EVET.
Karamsar mıyım? HAYIR
İsyan ediyor muyum? HAYIR
Yapılanı madalya olarak görüyor muyum? EVET
Çünkü ben HARBİYELİYİM.”
Bu satırları yazan kardeşimi kutluyor ve generallere örnek gösteriyorum Neden mi hani şu mesele “Eşşek meselesi”

HUZUR HAKKI
Asgari ücretin net 2bin 20 tl, en düşük memur maaşı 3740 tl, en düşük memur emekli maaşı 2536 tl, SSK’lı emeklinin maaşı 1992 tl, Bağ kurlu esnafın maaşı 1684 tl olduğu bir ortamda;
Sözcü gazetesi yazarı Çiğdem Toker’in haberine göre THY yönetim kurulu üyeleri maaşları haricinde yılda 244 bin 720 TL huzur hakkı parası alıyor.
TÜBA, Türkiye Bilimler Akademisi konsey üyelerine ödenen huzur hakkı ise 18bin tl ye yükseltilmiş.
Yeni kurulan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeleri ise maaşlarını 18bin tl olarak belirlemişler.
Bu huzur haklarını nasıl belirlemişler bilmiyorum ama çay simit hesabıyla belirlemedikleri garanti…

ZENGİN VE FAKİR
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2018 Yılı Genel Faaliyet Raporu’na göre, İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken para yaklaşık 130 milyar liraya ulaşmış durumda. İşsizlik ödeneği için 2018 yılında 1 milyon 635 bin 111 kişi başvuruda bulunmuş ve 841 bin 847 kişiye toplam 4.8 milyar lira ödeme yapılmış. Geriye kalan 125 milyar tl nin akıbeti hakkında açıklama yok.
İtibardan tasarruf olmaz diyerek devasa Ankara/Beştepe devasa bir saray yaptıran, Okluk koyunda yazlık, Ahlat’ta baharlık saray inşaatları devam eden onlarca uçağı, yüzlerce koruma aracı, binlerce koruması olan, sarayda verilen yemeklerde adı duyulmamış yemekleri ikram eden Cumhurbaşkanlığı’nın başlangıç ödeneği örtülü ödenek hariç 845.3 milyon lirayken yıl sonu ödeneği ise 1.7 milyar liraya çıkarılmış, yıl sonunda gerçekleşme ise 1.6 milyar lira olmuş.
Bir tarafta para varken işsizlerden sakınılan 125 milyar lira diğer tarafta ilave bütçe ile idare edilen ve tasarruftan nasibini almamış bir Cumhurbaşkanlığı…
EDEPSİZ KİM?
Cumhurbaşkanlığında Yüksek İstişare Kurulu kuruluyor ve atamalar yapılıyor. Öncelikli atananlar bu görevi kabul eden eski TBMM Başkanları sonraları asker ve sivil üst düzey bürokratlardan da atama yapılması bekleniyor. Ne görev yapacaklar, kaç kişi olacakları belli değil. Belli olanlar ise atananların açıklamasına göre “Meclis başkanları olarak devlet bize araç verdi. Mecliste bir büromuz var. Korumamız var. Emekli maaşımızı alıyoruz. Paraya pula ihtiyacımız yok.” İşte bu para pula ihtiyacı olmayanların maaşları 13 bin tl olarak açıklanıyor sonrasında ise ilk yaptıkları toplantı da maaşları 18 bin liraya çıkarılıyor.
Bu göreve atanmasını “İnsani ve İslami görevim” diyerek kabul ettiğini açıklayan Eski TBMM Başkanı namı maruf “Sulu Göz” Bülent Arınç katıldığı bir televizyon programında asıl işinin arabuluculuk olduğunu ve ekmek parasını buradan kazandığını söyleyerek maaşları ile ilgili sorulama yapan ve eleştirenleri “Ben ne alacağımı düşünmüyorum ki bi takım edepsizler bunun üzerine yorum yapıyor…” “…ne kadar edepsiz bir hareket” “…elimde imkân olsa bu hainlikleri yapanların hepsinden hesap sorarım” diyor.
Sözlük anlamı ile ‘edepsiz’ “Utanılacak işleri sıkılmadan yapan, utanmaz, sıkılmaz, terbiyesiz”
İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Önce bu söz için sulu göz aynaya bakacak ve de şunu unutmayacak “vatandaş sorgular ve hesap sorar o aldığın maaş onun kazancından verdiği vergilerle ödeniyor.” Siyaseten biat a alışmış ve alıştırılmış olabilirsiniz, sorgulamaz ve araştırmazsınız bu sizin fıtratınız da olabilir ama bunu herkesten bekleyemezsiniz ve o kelimeyi kullanamazsınız. Lütfen aynaya bakın ve bir daha bakın ve de bu milletin yakasından artık düşün.

ERGENEKON DAVASI DEMOKLESİN KILICI
12 Haziran 2007 tarihinde İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduya yapılan baskında 27 el bombası bulunduğu açıklandı, gözaltılar başlarken soruşturma genişledi ve 12 yıl sürecek Ergenekon davası başladı…
Gözaltılar asker, sivil, gazeteciler, bilim adamları, siyasetçiler kısaca toplumun her kesiminden insanlar la sürdü. Sonuçta bir ilk oldu ve eski Genelkurmay Başkanı da tutuklandı. 12 yılın sonunda 4ü hariç 235 sanık “silahlı örgüt kurmak, yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık” suçlarından beraat etti.
Bu beraat kararından sonra beklentim beraat edenlerin bu davaya siyaseten müdahil olanlar hakkında suç duyurusunda bulunup haklarını aramaları idi.
Ancak davanın savcısının mahkemeye yazı yazarak “müddeti muhafaza talebinde” bulunması ve “Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle, yukarıda zikredilen kararın bozulması için temyiz yoluna gidilecektir. Temyiz layihamızı hazırlama üzere, gerekçeli kararın Başsavcılığımıza tebliği kamu adına talep olunur” ifadelerini kullanması bu davanın daha çok su kaldıracağını gösteriyor. Kısaca savcı bu isteği ile siyasilere zaman kazandırırken sanıkların üzerinde Demokles in kılıcı sallanmaya devam ediyor.
DÜN DÜNDÜR BUGÜN BU GÜN
MHP Lideri iktidarın etkin ve yetkin destekçisi Devlet Bahçeli, Gezi davasının başlaması ile yaylım ateşine başladı ve sahibinin sesi olarak görevini yapıyor
Aynı Devlet Bahçeli, 7 Haziran 2013 günü yani tam 6 yıl bir ay önce Gezi protestoları konusunda şöyle konuşuyordu:
“Çevre hassasiyetinin tetiklediği, yeşili ve doğayı koruma kararlılığının uyandırdığı kişisel özgürlük arayışları, kimlik ve kişilik izharları elbette değerli, elbette muteber bir insani tutumdur. Hükümetin baskı, eziyet ve zorbalıklarına; her şeyi belirleme ve tayin etme saplantılarına; kimseyi dinlemeyen, anlamayan ve aldırmayan antidemokratik sapmalarına Taksim Gezi Parkı’ndan iyi bir cevap verilmiştir. Demokratik haklarını masumane vasıtalarla savunmak amacıyla meydanların dolduranlar, düşüncelerini bu yollar duyuranlar, hepsinden önemlisi de otoriter mizaç ve simalara karşı duranlar gerekli mesajları vermişlerdir. Taksim Gezi Parkı eksenli hadiselerin bundan sonra sürmesi halinde; Türkiye için öngörülmesi, üstesinden gelinmesi ve telafisi çok zor olay ve provokasyonlara zemin ve saha açacağı tartışma götürmez bir gerçekliktir.”
KIRMIZI ERİKLERİ KİM YİYECEK
Rusya/Novorossiysk Limanı’nda Türkiye menşeli 23,4 ton kırmızı eriğe Akdeniz meyve sineği larvaları içerdikleri gerekçesiyle el konulmuş geri gönderilmiş. Şimdi, merak ediyorum domates ve kirazlardan sonra kırmızı erikleri kimler yiyecek…

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
30.06.2019
YANDAŞTAN İTİRAF
Yandaş, Yeni Şafak gazetesinin yandaş yazarı İbrahim Karagül “Organize İşler” başlıklı yazısında seçim sonrası RTE ye yüklenen onu eleştirenlere iç ve dış siyasetten örneklerle sahip çıkmaya çalışmış. Yazı tam bir “ secaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söylermiş” (anlam olarak çingenenin harbisi kahramanlıklarını sıralarken yani kendini överken suçlarını söylermiş) anlamında. Yazar dış siyasetle ilgili soruyor.
“Sokak terörü üzerinden hükümet devirmeye, Türkiye’yi kontrol altına almaya dönük Gezi vandalizmine ilişkin dünkü duruşma, bütün Avrupa tarafından, birçok ülke tarafından yakından izleniyor. Herkes kendi adamını koruma telâşında. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
15 Temmuz’da Türkiye’yi iç savaşın ve işgalin eşiğine getiren saldırının failleri ABD, Avrupa ve NATO korumasına alınıyor. Bir terör örgütü üzerinden Türkiye saldırıya maruz kalıyor. “Yeni 15 Temmuz” tehditleri açıkça dile getiriliyor. Bunlar bize bir şey anlatılıyor mu?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi ABD’nin, Avrupa’nın, İsrail’in, Yunanistan’ın “iç meselesi” haline geliyor. Biz o başkentlerin, şehirlerin belediye başkanlarının kim olduğunu, seçimlerinin ne zaman yapıldığını bile bilmezken bütün Batı dünyası İstanbul’u izliyor. Dışarıdan içeriye doğru yoğun müdahaleler zinciri yaşanıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Yunanistan Başbakanı Çipras, “Türkiye Meis adası açıklarında sondaj yaparsa savaş çıkar” diye tehdit ediyor, sondaj gemisini batırılabileceğini ima ediyor. Arkasına bütün Avrupa gücünü alıyor ve o cesaretle konuşuyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Doğu Akdeniz, İsrail’in, Mısır’ın, Yunanistan’ın, ABD’nin ve bütün Avrupa’nın donanma üssü haline geliyor. Doğalgaz ve jeopolitik hesaplar doğrultusunda bir çokuluslu cephe, Türkiye’yi Akdeniz’den sıkıştırıyor, tecrit etmeye çalışıyor çok daha ötesi; çevreliyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
ABD, İsrail, birkaç Arap ülkesi ve AB ülkeleri, Ege adalarını silahlandırıyor, füze üslerine döndürüyor, Türkiye’yi Ege’den, Batı’dan da çevreliyor, tehdit ediyor. Aynı şekilde Yunanistan, Bulgaristan, Romanya’ya askeri yığınaklar yapılıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Suriye’nin kuzeyinde yüzlerce kilometre boyunca bir cephe inşa ediliyor. Ordulara yetecek askeri yığınak yapılıyor. Bölgenin demografik yapısı değiştiriyor. Bir terör örgütü üzerinden Türkiye’ye cephe açılıyor. Bunu yapanlar da, yukarıdakileri yapanların kendisi. Türkiye’nin tehdide müdahalesi engellenmeye çalışılıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Bütün bu saydıklarımıza paralel biçimde içeride bir cephe inşa ediliyor, edildi. Bir çokuluslu cephe… Siyasi partiler, terör öğütleri, daha önceki müdahalelerde kullanılan her çevre bu cephenin içine yerleştiriliyor. Onların dilini, onların sözünü, onların tezlerini kullanıyor. Onlara göre tavır alıyor. Onlara göre Erdoğan’la hesaplaşmaya giriyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?
Unuttuklarını da ben ilave edeyim;
ABD, Rusya’dan aldığımız S-400 füzeleri Türkiye’de konuşlandırılırsa F-35 uçaklarının teslim edilmeyeceği dâhil Türkiye’ye bir takım ekonomik tedbirler uygulayacağını açıklıyor ve ABD Savunma Bakanlığı bunu bir mektupla Türkiye’ye bildiriyor.
Yunanistan, 1 Haziran’da çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Müftülüklerde Yunan dilinin kullanılması mecburiyeti getirilirken, arşiv memuruna kadar tüm personelin Devlet tarafından atanması kararlaştırılıyor. Özetle Müslüman azınlığa ait tüm kurumlar “Devletleştiriliyor”
Evet, yazarın yazdıkları ve benim ilave ettiklerim bana bir şey anlatıyor. O da şu “Türk dış siyasetinin iflas ettiği, yakınımız da uzağımızda siyaseten dost diyerek dış ilişki kuracak birkaç ülkeden başkasının kalmadığı AB, BM ve Nato ile ilişkilerin sağlıklı olmadığı ve bunların tek suçlusunun 17 yıldır iktidarda olanlar olduğunu anlatıyor.
Yazının bir bölümünde de şunu söylüyor yazar. “…Erdoğan yönetiminden en çok “nasiplenen” ve bunu kaybedenler en ağır sözleri söylüyor. Gerekçeleri tamamen kişisel beklentilerle alakalı. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu? İşte bunun neyi anlattığını anlamıyorum. Yazar acaba anlatır mı Erdoğan yönetiminden en çok “nasiplenen” ve bunu kaybedenler kimler? Nelerden nasıl nasiplendiler, kişisel beklentileri nelerdi, neleri kesildi de şimdi kaleyi terk ediyorlar…
DİĞER GENERALLER NEREDE
Yeni Akit gazetesi haber müdürü Murat Alan, Akit TV’de katıldığı programda “O hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi varsa bunu AK Parti iktidarı oturttu” ifadelerini kullanmıştı.
İlk günlerde birkaç cılız karşı ses çıkmış sonrasında Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Murat Alan ve Akit hakkında dava açtıklarını açıklanmıştı. Şimdi de Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları gazeteci Murat Alan ve kanala manevi tazminat davası açmışlar. Geç kalmış ama yerinde bir girişim neden bu kadar beklediler merak etmiyor değilim. Acaba aksi propaganda olur diye İstanbul seçim sonucunu mu beklediler. Bu davalar Yeter mi yetmez görevdeki tüm generaller dava açmalı ve hesap sormalı.
Aynı, Vakit Gazetesi Yazarı Asım Yenihaber’in 2003 yılında yazdığı “Onbaşı olamayacakların general olduğu ülke” başlıklı yazıya karşı 312 generalin açtıkları ve 1.5 milyon TL tazminat kazandıkları dava gibi…
Konu tekrar gündem gelmişken devam edeyim RTE konu ile ilgili tek açıklamayı olaydan sonra tartaklanan gazeteciyi telefonla arayıp “Bir gazeteciye yönelik böylesine alçakça bir saldırıyı asla kabul edemeyiz, sindiremeyiz” dedi ve gazeteciye sahip çıktı. Ancak generallerle ilgili tek söz söylemedi. Acaba bu sessizlikten ve gazeteciye sahip çıkmasından gazetecinin eşek sözünü kabul ve içine sindirdiği anlamı mı çıkıyor?
İmamoğlu’nun Ordu valisine İt dediği için “Biz ne valimize it dedirtiriz, ne de polisimize şerefsizler dedirtiriz. Seçimden sonra da bunun hesabını verecek” “… “Ordu’da bu milletin, devletin valisine ne diyor, ‘it’ diyor. Bu nasıl kucaklama ya? Benim milletimden, başta Ordu Valimiz olmak üzere özür dilemedikçe böyle bir adaylığa bırakın layık olmak, böyle bir makama gelemez.” Diyen ve aba altından sopa gösteren RTE generallere neden sahip çıkmadı neden?
Bİ LİBYA EKSİKTİ
Arap Baharı olarak tanımlanan kitlesel halk hareketinin rejim karşıtı çatışmalara dönüştüğü ve Muammer Kaddafi’yi koltuğundan ettiği 2011 yılından bu yana siyasi istikrarın bir türlü sağlanamadığı Kuzey Afrika ülkesi Libya’da yönetim 2014 seçimlerinin ardından yönetim ikiye bölünmüştü.
İlki, Türkiye, BM, Avrupa Birliği ve uluslararası kurumlarca meşru kabul edilen ve desteklenen Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti.
Diğeri ise ülkenin doğusunda, Mısır sınırına yakın Tobruk’ta bulunan Mısır Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fransa ve kısmen Rusya’dan destek bulan Temsilciler Meclisi. İşte bu ikincisinin sözcüsü “…Türk hedeflerin düşman hedef olarak tanımlandığını, Libya hava sahasının Türk uçaklarına kapatıldığını ve Libya karasularındaki Türk gemilerinin vurulacağını iddia eden bir açıklama yaptı. Mismari ayrıca “Türkiye’ye ait bir İHA’nın düşürüldüğünü” içeren bir açıklama yapıyor. Başımızda bu kadar dert varken durduk yerde mi yoksa talimatla mı bu açıklama yaptırıldı bilemiyorum ama MSB Bakanı etkili ve yetkili cevabı vermiş. “…hasmane tutum veya saldırıların bedeli çok ağır olacak, en etkili ve şiddetli şekilde mukabele edilecektir.” Nasıl olacak sa…
YALANCININ MUMU
Japonya / Osaka’da yapılan G-20 zirvesinde Erdoğan-Trump görüşmesinin ardından yazılanlara bakılırsa Türkiye ile ABD arasında buzlar erimiş. Kimine göre 15, kimine göre 30, kimine göre 45 dakika süren toplantı sonrası yapılan açıklamaya göre Trump Türkiye’yi haklı bulmuş, suçu Obama yönetimine atmış. Türkiye’ye haksızlık yapıldığını, adil davranılmadığını, Türkiye’yi sevdiğini söyleyerek yaptırım uygulanmayacağı sinyali vermiş. Böyle olunca yandaş medyada “Buzlar Eridi”, “Yaptırım Yok” başlıkları öne çıkıyor.
Bence bekleyelim ve görelim derim. Malum Trump’ın bir dediği diğerini tutmuyor. Son olarak İran’a saldırı emrini 10 dakika kala durdurduğu açıklaması ertesi gün ise böyle bir saldırıyı yapacak kuvvetin bulunmadığı. Suriye’den çıkıyoruz derken birliklerini takviye etmesi…
Yatsıyı bekleyip mumun durumuna bakmak lazım…
İŞTE GELDİĞİMİZ SON DURUM
İstanbul seçimleri sonrası Korkusuz gazetesinde 8 sütuna manşetten yayınlanan haber. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının düştüğü durumu gösteriyor.
O makamı bu hale düşürenler acaba bu haberden kendilerine pay çıkarırlar mı yoksa hakaret davası mı açarlar…

Leave a comment »

KİMDİ O ADAM?

KİM Dİ O ADAM
24 Haziran sabahında nasıl bir Türkiye de uyanacaktık? İstanbul nasıl bir Belediye Başkanına sahip olacaktı.?Meydanlarda söylenenlere bakılırsa savaşta çıkardı, bir diktatörde başa geçebilirdi. Irak mı olacaktık, Suriye mi? Bu da nereden çıktı demeyin bir devlet büyüğü böyle söylüyordu eğer sandıktan adayları Binali çıkmazsa durum vahimdi. Hatta her ihtimale karşı vatandaş pompalı tüfeği ile poz veriyor hatta vur de vuralım mesajını paylaşıyordu.
Bir diğer en büyük ise ya Binali diyordu ya Sisi. Yok, o İstanbullu dönme Sisi değil Mısır’ın diktatör Cumhurbaşkanı Sisi. Yani seçim sonucunda ya savaş vardı, ya da bir diktatör gelecekti başa. Kısaca “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” durumu vardı.
Sonuç 23 Haziran 19 15 de ortaya çıktı. Daha YSK sonuçları açıklamadan Cumhur İttifakı adayı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ekranlara çıktı ve rakibim önde ben kaybettim, tebrik eder başarılar dilerim dedi ve mikrofonu terk etti. Ayrılırken yanında valizi var mıydı görmedim malum kendisi Ankara da halen terk etmediği Başbakanlığından beri kaldığı Çankaya köşkünde ikamet eder…
İşte şimdi düşünme zamanıydı yarın ne olacak? O yukarıda sorduğum sorunun cevabı ne olacaktı. İlk cevabı peynir almaya gittiğim markette rafları yerleştiren görevlisinin kasiyerle olan konuşmasında gizliydi.
“…Sonuçlar öyle bir çıktı ki seçim komple yenilenseydi ellerindeki ilçeleri bile kaybedeceklerdi. Ucuz kurtuldular, ama bu adam onlara bu belediyeyi vermez.” Kimdi bu adam soramadım.
Çarşıyı şöyle bir turaladım yok öyle Irak olmamıştık Suriye ise hiç değildik. Sisi den ise eser yoktu. Rahatladım.
Sonra eve dönerken bir hanım telefonda konuşuyordu kulak misafiri oldum. “Kazandılar ama vermezler bu adam yedirmez.” Ona da soramadım kimdi bu adam.
Apartmana geldim, asansörde bir komşumla sohbet seçimle başladı “ her şey güzel oldu mu dedi” cevap verdim “bugün öyle ama yarın için şüpheliyim” dedim. Cevabı kısa ve netti “doğru o adam bu sonucu kabullenmez bir yolunu bulur el koyar” dedi ve indi asansörden. Ona da soramadım kimdi bu adam.
Haberlere ve yorumlara göz atınca bir bölümün hem fikir olduğu konu böyle bir seçim kampanyası görmedikleriydi.
Şikâyet ettikleri konu nefret söylemleri ile toplumu bölmek, ötekileştirmek, kutuplaştırmak, ayrıştırmaktı.
Bir de tarafsız olması gerekenlerin tam taraf olup, devletin tüm olanaklarını kullanıp seçim kampanyasını yürütmesinden rahatsız olanlar vardı. Özellikle yandaş medya bazı konularda üstü kapalı birisini suçluyordu. Kimdi neyin nesiydi, görevi neydi? Yazamamışlardı ben de soramadım kimdi o adam.
Muhalif medya ise seçimin galibinin açık ve net şekilde rakibine 800 binden fazla oyla fark atan geçen seçimin 58 katı fazla oy alan Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu olduğunu yazıyor du da mağlubu konusunda işaret ettikleri yer çok yukarılardaydı. O yukarılara soramadım ve de öğrenemedim. Sahi kimdi o kaybeden?
Bilen bilmeyene söylesin ama sessizce malum yarın ne olacağı belli olmaz… 25.06.2019

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE                                                                                                                                                     23.06.2019                                                                                                                                                 O DOMATESLER NEREDE -2
“O domatesler nerede” diye sormuştum Ukrayna Devlet Gıda Güvenliği ve Tüketiciyi Koruma Servisi’nden yapılan “Türkiye den gelen sağlığa zararlı domatesler iade edildi” açıklaması üzerine. Benim gibi meraklı gazeteci Soydan da sormuş “Rusya’nın zararlı diye ret ettiği domatesleri kim yiyiyor diye. Türkiye de bu konu ile ilgili kurum Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü olduğunu ama bu güne kadar yurt dışından iade edilen bu tür ürünlerle ilgili bir açıklaması olmadığını yazmış. Aynı soruları marketlere, hallere, pazarlara da sormuş: Sattığınız sebze-meyveleri hangi kriterlere göre denetliyorsunuz? Cevap pazarlar Allaha emanet marketlerde Miğros, BİM ve Şok mağazaları laboratuvarları var. Soru devam ediyor ““O domatesler nerede”
YARGI REFORMU
9 amaç başlığı altında 63 hedef ve 256 faaliyet öngören 2019 Yargı Reformu Strateji Belgesi, Beştepe’de açıklandı. Belgeye göre; güven verecek bir yargımız olacak, hak ve özgürlükler genişleyecekmiş! 2009 ve 2015 Yargı Reformu Strateji Belgeleri’ni hatırlayan var mı acaba? Bağımsız ve tarafsız olamayan bir yargı, hele bir de yüksek mahkemeleri tek adam tarafından kontrol altına alınmış bir yargı varsa yargı da reform yapsan ne yazar. Olumlu tek bir yanı var o da avukatlara yeşil pasaport verilecek olması.
AYNI HALTIN LACİVERTİ
Doktorum haklı;
Geçen seçimlerde Muharrem İnce’nin para kaynaklarını ve harcamalarının dökümünü halka açık bir şekilde açıklamamasını eleştirmiş ve birileri de bu yüzden beni eleştirmişti…
Üstünden bir yıl geçmesine rağmen Muharrem İnce hala da açıklamadı bu kaynakları ve harcamaları. Acaba finansörleri arasında en büyük pay sahibi “Saray” mıydı da açıklamadı, bilmiyoruz… Geçelim…
Şimdi de İmamoğlu benzer şekilde yanlış işler yapıyor. Son günlerde kontrolden çıkması, sinirli tavırları falan değil demek istediğim ( ki istedikleri kontrolden çıkması ve agresifleşmesi zaten, bence biraz oyuna geliyor)
Bildiğiniz gibi YSK nın şaibeli seçim iptalinden sonra İmamoğlu ve CHP bir bağış kampanyası başlattı. Yoksul insanlar 10 lira, 20 lira bağışlar yaptılar olmayan bütçelerinden sonra ne oldu?
İmamoğlu, resmi açıklamalara göre “bayramda akraba ziyareti için” Karadeniz e gitti…
Buraya kadar bir sorun yok, en doğal hakkı tabii ki…
Sonra, Trabzon, Giresun ve Ordu mitingleri, sonra hava alanında VIP krizi, özel uçağının Koç grubuyla ilişkisi ve Vali ye “it” dedi demedi polemiği…
Merak ediyorum, İmamoğlu’nun kendi aklı mı yok, akıllı adamı mı yok, yoksa o da aynı haltın laciverdi mi? Yani AKP lilerin laciverdi!
Bayramda “resmi” olarak “akraba ziyareti” ne gidiyorsun, neden kendin, eşin, çocukların, anne-baban ve belki korumaların için uçak biletlerini kendi kredi kartınla ve mesela THY nin tarifeli seferinden almazsın? (yarın “kimin parasıyla gittin?” derlerse kredi kartı ekstrelerini göstermek için gerekli bu)
Mesela neden “ekonomi sınıfından” almazsın? Neden halkla beraber kuyruğa girip, sıra bekleyip check-in yaptırmazsın? Gerek bu işlemler sırasında ve gerekse uçakta yanında kameraman falan taşımana bile gerek yok, o check-in sırasında bekleyenler, o uçakta uçanlar seni zaten sürekli kayda alır ve çoktan internete yüklerler ve her yerde zaten birinci haber olursun… Ek bir para harcaman bile gerekmez…
Neden Ordu hava alanında seni VIP ye yönlendirenlere “ne VIP si canım, ben halkla beraber uçacağım, halkla beraber sıraya girerim” demezsin?
Neden “ben yoksul insanların üç-beş kuruş verdikleri bağışlar ile özel uçak tutmam, bunu bu yoksul insanlara haksızlık sayarım” demezsin?
Neden “ben yoksul insanların bağışları ile tutulan özel uçakla Karadeniz’den Güney sahillerine ailemle tatile uçamam” demezsin?
Ne aciliyeti vardır ki bayramda akraba ziyareti için başkalarının parasıyla tutulmuş özel uçakla gidesin?
Yerel parti örgütleri zaten miting vb organizasyonları düzenlerler, ondan yana bir sıkıntı olmaz.
Propagandanı da yapabilirsin bu arada… Nedendir peki bu saltanat merakı?
Şimdi, insanlarda bir umut bir umut… Herkesin dilinde “Her şey çok güzel olacak!” yanılıyorlar yine ne yazık ki. Hiç bir şey güzel falan olmayacak! Ülke ekonomisi batmış, ülkenin tüm değerli şeyleri satılmış, ülke ve halk iflas etmiş ve uzun süre buradan çıkamayacak durumda…
Aslında biz bunları daha önce de yaşamıştık, merak edenler 1870 lerde yayınlanan “Muharrem Kararnamesi” ve sonrasında gelen “Duyun-ı Umumiye” yi ve oradan 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş savaşına uzanan hikâyeyi okusun…
Kısacası demek istediğim şu, Ne İmamoğlu ne de başkası, hiç bir zaman bir Bülent Ecevit veya (bana göre T.C nin “son” CB olan) Ahmet Necdet Sezer’in yurttaşlık bilincine ve mütevazılığına sahip değil.
Yani şimdi seçmeye çalıştığımız, Turuncu renkli AKP haltının yerine, aynı haltın laciverdi. Başka bir şey değil…
CANLI YAYIN
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için 23 Haziran’da yenilenecek seçimin iki önemli adayı, Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım canlı yayında buluştu. FOX Televizyonu habercisi İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünde al takke ver külah bilinenleri söylediler. Sonuçta kim galip kim mağlup kavgasına döndü. Yayın öncesi kim, ne zaman, nerede, kiminle buluştu ne konuştuğu gündeme düşünce yayın unutuldu ve bunun kavgası başladı. Diyeceğim o ki tartışmanın kendisi değil öncesi ve sonrası daha çok tartışılır oldu.
YUNANİSTAN’LA SULAR ISINIYOR MU?
Yunanistan’ın hiç bitmeyen Ege’deki 12 mil iddiası, Megola İdea’sı, Lozan anlaşmasına aykırı Ege Denizinde işgal ettiği adalardan sonra Akdeniz’de gaz ve petrol arama faaliyetleri için kurduğu Türkiye karşıtı Akdeniz koalisyonu ile Türkiye ile Yunanistan arasında sular ısınıyor. Kıbrıs Rum Kesimi’nin Fransız, İtalyan ve Amerikan enerji devleri Total, Eni ve ExxonMobil ile denizden gaz ve petrol çıkartılması antlaşmaları, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasındaki altıncı İşbirliği toplantısına ABD dışişleri bakanının destek vermesi olayı uluslararası alana taşıyor.
Bütün bunlardan destek alan Kıbrıs Rum Kesimi adanın kuzeyine yönelik münhasır ekonomik bölge haritasını 4 Mayıs tarihinde Birleşmiş Milletler genel sekreterine gönderdikten iki gün sonra adanın kuzey kesimi ile Türkiye arasında sondaj çalışması yapacak olan Fatih gemisi personelinin tümü hakkında tutuklama kararını yayınlaması ise gerginliğin tuzu, biberi oldu. Karara itiraz eden ve kendi arama gemileri ile bölgede faaliyetlerine devam edeceğini açıklayan Türkiye uluslararası alanda yalnız kalıverdi.
Bu gelişmelerin ardından ABD hükumet sözcüsünün AB dış ilişkiler sorumlusu ve Avrupa Konseyi başkanının Türkiye’nin Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesindeki haklarına saygı duyması ve hukuk dışı eylemlerine son vermesi gerektiği yönünde açıklamaları ile bu yalnızlık iyice ortaya çıktı. Doğu Akdeniz’de 1577 km. ile bölgedeki diğer tüm ülkelere göre en fazla kıyı uzunluğuna sahip olan fakat gitgide yalnızlaştırılan Türkiye’yi bu konuda zor günler beklerken İstanbul seçimlerine odaklanmış iktidar ve Dışişleri Bakanlığı sadece efelenmekle meşguller…
15 TEMMUZDAN NASIL KURTULMUŞUZ…
İçişleri Bakanı Soylu’nun “Biz 15 Temmuz’da nasıl kurtulduğumuzu zannediyoruz? Biz nasıl kurtulduk? Kim ne derse desin, 450 bin çocukları doğdu bu ülkede. Allah o 450 bin çocuğun hayrına 15 Temmuz’da şu hainlere ezdirmedi. Ben onu bilirim” ifadelerini kulağımla duymasam böyle şey olmaz derdim. Ama dinledim bu saçmalığı ne alaka, kel alaka…
İMAMOĞLU’NUN RAKİPLERİ
Tek rakibi var dı. Binali Yıldırım. Gördük ki öyle değilmiş en büyük rakibi olarak Cumhurbaşkanı RTE devreye girdi, yetmedi İçişleri Bakanı ağzını köpürte köpürte demeçlerle veryansın etti. Diğer bakanlar, milletvekilleri, il, ilçe partinin başkanları öyle bir saldırdılar ki ne Pontus’culuğu kaldı, ne de taktığı kravatın renginden dolayı Yunanlı lığı. YSK seçilmiş İmamoğlu’nun mazbatasını iptal edip seçimi yenileme kararı çıkarınca şimdilik galip gelen tek baş rakip durumuna yükseldi. Yandaş medya yalan, yanlış haberlerle yarattığı algı yöntemi ile öyle bir kampanya yürüttü ki her gün aynı ve benzer başlıklarla çıkmak zorunda kaldı. Yetmemiş ki bu sefer devreye Sayıştay girdi yazdığı raporu inkâr etti, yetmemiş ki Belediye Başkanlığına vekalet eden Vali israf yapmadıklarını ispat için meydanları afişlerle doldurdu yeni bir israf kapısı olarak. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış. Bunlar güreşe doymadıkları gibi her gün bir yenisini peşrev siz, yağsız meydana sürüyorlar. 24 Haziran sabahı yeni bir güne nasıl başlayacaklarını bilmem ama utançtan aynaya bakacak yüzlerinin olmayacağı kesin…
TERÖRİSTTEN MEDET UMUYORLAR YUH ARTIK
İstanbul seçiminde kendilerinden olmayanı teröristlikle, PKK lı ve Fetö cü olmakla suçlayanlar HDP oylarında istedikleri bölünmeyi sağlayamayınca devreye PKK nın eli kanlı lideri devreye soktular hem de devlet eliyle.
Devlet tarafından İmralı’ya gönderildiğini söyleyen ve Abdullah Öcalan ile görüşmesinin ardından, Öcalan’ın 23 Haziran mesajını paylaşan Tunceli Munzur Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ali Kemal Özcan’ın açıklamaları yenir yutulur gibi değil.
İki lafı bir araya getiremeyen, elindeki Öcalan’ın mektubun okumaktan aciz bu kişiye göre “Abdullah Öcalan bir Kürt isyanı lideridir. Ama aynı zamanda yerli ve milli bir şahsiyettir.” Öcalan’ın, 23 Haziran Pazar günü yapılacak seçimlere dair “HDP’de vücut bulan demokratik ittifak anlayışı güncel seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmamalıdır” mesajını verdiği yani HDP lilere seçimde tarafsız kalın dediği bu mesaj yetmemiş ki devlet eliyle yeni bir rezalete adım atıldı.
Bu sefer ‘Teröristbaşı’ ve ‘bebek katili’ Abdullah Öcalan’ın kardeşi terörist ve devletin aradığı katil Osman Öcalan yaşadığı Kuzey Irak’ta bulunarak TRT Kürtçe kanalına çıkarıldı. Mesaj aynıydı HDP liler, Kürtler Millet İttifakı adayına oy vermeyin.
Amaç HDP yi bölmek ve mevcut parti yönetimi ile Öcalan’ı ayrıştırmak ve Cumhur ittifakı adayına oy vermeseler bile seçime katılmamalarını sağlamak.
Devlet olarak pkk yı, Hdp yi bölmek istersin bunu terörizme karşı bir kampanya olarak yürütürsün mevcut parti yönetimi ile Kandil deki pkk liderlerinin ilişkisini kesmek için İmralı’daki caniyi kullanırsın ama bunu bir seçim propagandası olarak yaparsan ve yandaş medya da teröristbaşını göklere çıkartan programlar yaparsan bunun adı rezalettir. Ve buna alet olanlar için savcılar devreye girmelidir. Nasıl mı hani şu meşhur “Terör örgütüne üye olmamakla beraber…” diye başlayan madde devreye sokulmalıdır.
İŞÇİ HAKLARI VE TÜRKİYE
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2019 Küresel Haklar Endeksi’ni açıkladı. Türkiye işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında yer aldı.
Türkiye’ye ilişkin şu değerlendirme yapıldı: “Darbe girişiminden ve hükümet tarafından sivil özgürlüklere getirilen katı kısıtlamalardan bu yana, işçilerin özgürlükleri ve hakları, protestolara yönelik polis baskısı ve örgütlenmek isteyen işçilerin sistematik şekilde işten atılmasıyla inatla reddediliyor.”
Buna göre, 2019 yılında işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi şöyle: Cezayir, Bangladeş, Brezilya, Kamboçya, Guatemala, Kazakistan, Filipinler, Suudi Arabistan, Türkiye ve Zimbabve.
Rapora göre Türkiye, en çok işçinin tutuklandığı ve gözaltına alındığı 4 ülkeden biri. Diğer ülkeler Çin, Hindistan ve Vietnam.
SEÇİME BİR KALA “ALTIN VURUŞ”
Yarın İstanbul seçimi yenileniyor. Ciddi anket firmalarına göre İmamoğlu önde. Hatta basının bir kesiminde “bu iş bitti” havası hâkim. Ama garip şeyler de olmuyor değil. Bugün, yani seçime 1 gün kala, Kılıçdaroğlu “kesinleşmiş seçmen listeleri hala bize gelmedi” diye açıklama yaptı…
Yani önceki seçimlerdeki seçmen listesine kaç yeni seçmen eklendiğini anlama ve kontrol etme şanslarının olmadığını itiraf etti…
Diğer yandan, Taksim meydanına büyük çaplı polis bariyeri stoklandığı haberi düştü basına..
Sanki protestolara karşı önlem alınıyor gibi…
Diğer yandan, günlerdir giderek artan oranda internete erişim hızı düşürülüyor. Öyle ki sıradan bir videoyu bile izlemek sorun olabiliyor son 1 haftadır. Muhalefetin özellikle sosyal medya ile iletişim kuruduğunu, seçim ve sayım esnasında da sosyal medyanın önemini sanırım anlatmaya gerek yok…
Diğer yandan AA, bu seçimde de çok hassas (!) ve tarafsız (!) olacağını açıkladı. Mesela bu seçimde bir ters algı yaratıp önce İmamoğlu’nu önde gösterip, sonra adım adım Yıldırım’ın kazandığı öyküsünü yazabilirler…
Neyse, bunlar küçük sinyaller. Ama aklıma acaba “altın vuruşa” mı hazırlanıyorlar sorusu geliyor…
Yani seçim günü ve gecesi bu kez bir değil, aynı anda birden çok yolsuzluk yapıp, sabaha Yıldırım’ı başkan mı ilan edecekler? Ya da seçim sonuçlarını günlerce yayınlamama yoluna mı gidecekler?
Bakalım göreceğiz ama bilenler bilir, eğer “altın vuruş” yaparlarsa, uyuşturucu kullanan bağımlıya altın vuruş başlangıçta çok iyi gelir, ama sonu ölümdür…

Leave a comment »