GÖLLER BÖLGESİ TURU

GÖLLER BÖLGESİ TURU
Devre arkadaşlarımızla bu yıl ki toplantımızın rotası Antalya olunca tur operatörümüz Mehmet Cengiz teklif etti. Burdur da buluşalım, Isparta’ya geçelim Göller Bölgesi turu yapalım sonra ver elini Antalya. Düşünmeye bile fırsat kalmadan programı ve konaklama rezervasyon işlemlerini gönderdi o zaman ver elini Burdur dedik çıktık yola eli boş gitmek olmaz önce Alaşehir’e uğrayıp üzüm ve pekmez ikmalimizi tamamlıyor şimdiye kadar yaptığımız en pahalı kahvaltıdan sonra Denizli ye doğru yola çıkıyoruz.
Denizli şehir merkezine girmeden Afyon yolundan 30 km ötede Honaz ilçesine bağlı Kaklık’ a ulaşıyoruz. Büyük bir yer altı deresinin tavanında oluşan bir çökme sonucunda meydana gelen “Kaklık Mağarasının” dışında hissettiğiniz kükürt kokusu sizi rahatsız etse de içeri girdiğinizde bu koku neredeyse yok oluyor. Küçük Pamukkale denilen mağaradaki travertenler mağara yakınında bulunan hamamdan akan pınar sularının şelale şeklinde mağaraya akması sonucunda oluşmuş mağaranın içinde ayakkabılar elimizde dolaşıyor hayranlıkla seyrettiğimiz sarkık ve dikitleri fotoğraflayıp Acı Göle doğru yola çıkıyoruz. Ama Acı Göl hakikaten acı olmuş ortada göl yok çok uzakta görülen bir mavilik için yolumuzu değiştirmiyor ve rota Dinar üzerinden Burdur.
Mehmet gelmiş ve yerleşmiş bile iki gece kalacağımız Burdur’da hemen kısa bir plan yapıyor ve Burdur sokaklarında yürüyüşe çıkıyoruz. Son derece modern bulduğum şehir de ilk durak Valiliğin yanında ki “Burdur Anıtları” Türklerin Orta Asya dan çıkışından bu güne kadar gelişen tarihin sembolize edildiği heykellerden sonra ertesi gün yapacağımız turun öncesinde keşif yapıyoruz.
İkinci gün yoğun bir programımız var. Burdur Arkeoloji Müzesi ile başlayan turumuz 17nci yüzyıldan kalma, ahşap işlemeleri ile harika Taş Oda Konağında kısa bir kahve molası ile Saat Kulesi ve Ulu Cami ye devam ediyor. Yaya yaptığımız bu turdan sonra aracımızla yolda Burdur Gölünü görüntüleyerek Hacılar yolundan Yaraşlı Gölü ve Salda Gölüne gidiyoruz. Yaraşlı gölü de Acı Göl gibi çekilmiş. Cumhurbaşkanının eşi Emine Hanımın ziyareti ve yapılacağı ilan edilen Millet Parkı ile gündeme gelen Salda Gölünde mavinin her çeşidini görebilirsiniz. Krater gölü olan ve akıntısı olmayan göl sessiz ve sakin haliyle insana huzur veriyor. Karşıda çam ağaçlarının altında hamağa kurul saatlerce gölü seyret ne dert kalır ne de tasa. Ama yarın yapılırsa Millet Bahçesi açılırsa yandaş Butik Otel, yandaş kıraathane ne keyf kalır ne de seyir deyip rotayı Antalya yolunun 13ncü km sinde ki İnsuyu Mağarasına çeviriyoruz. 1200 m. Yükseklikte, 597 m uzunluğunda, kalker kaya yapısının zamanla erimesi ve aşınması sonucu, içinde 1 metresinin 10-15 bin yılda oluştuğu sarkıt ve dikitler meydana geldiği irili ufaklı 9 göl bulunan mağaranın çıkışında kısa bir dinlenmeden sonra hedef ünlü Burdur Şişini yemek üzere Toros Lokantası. Burada sözü Tripadvisor yorumcusu Mehmet’e bırakıyorum. “Çok Beğendim. 21 Ekim 2019 akşamı yemeği burada yedik iki sokaktan görülüyor çok büyük bir mekân. Biz Burdur köftesi yedik güzeldi porsiyonu az çoğaltılırsa iyi olur peynirli pide çok güzel olmuş salata ve mezeler güzel burayı beğendim.” Gurme olarak ben de birkaç ilave yapayım Şiş klasik Adana kebap şekline benzese de kıymanın sadece tuzla ovulmasıyla oluşan köfte harcının kısa, ince şişe dizilerek mangalda ızgara yapılıp pide üzerinde servis ediliyor. Asıl yenilmesi gereken ise Beyaz peynir ve cevizin iç olarak kullanıldığı hamurun üzerine susam dökülen ve tere yağla yağlanıp servis edilen pideyi kesinlikle tavsiye ederim… Bugünlük bu kadar, yarın ola hayrola…
Burdur’dan Isparta’ya gideceğimiz üçüncü gün turumuza Kavaklı Rum Ortodoks Kilisesinden dönüştürülen Burdur’un Kemer İlçesi Elmacık Köyü’nde yapılan fosil kazılarında ortaya çıkan dev bir file ait iskelet ile tarih öncesi canlılara ait kalıntıların sergilendiği Tabiat Ve Doğa Tarihi Müzesi ile başlıyoruz. Isparta dağ yolunu takip ederek ulaştığımız yanardağın kraterinde meydana gelen Gölcük Gölü ile ilgili değerlendirmeler Mehmet den “22 Ekim 2019 günü Isparta’ya giderken bu milli parkı gezdik araca 18 TL alıyorlar. Gölün kenarında ki yoldan çevresini gezdik kıyısına indik kalabalık yoktu. Göl çok güzel çevresi yemyeşil piknik masaları var. Kır restoranda çay içtik bir şeyler atıştırdık burası aynı zamanda düğün salonu olarak da kullanılıyor.” Gölün kenarında dolaşırken dikkatimi çeken ağaçları inceleyince gördüm ki bunlar Elma ağacı kısa bir duruş, keşif ve sonuçta her şeyi ile doğal olan elmalar giriş masrafımızı karşılamış oldu.
Sonraki durağımız ise Aglasun İlçesinin kuzeyinde yer alan Sagalassos Antik Şehri Harabeleri. Dik ve virajlı yoldan kente ulaşmaya çalışırken düşünmeden edemiyoruz Ne işiniz vardı bu tepeler de? Ağlasun’un (Burdur bölgesi) 7 km kuzeyinde yer alan Sagalassos, batı Torosların batı kolunda, Ağlasun Dağları’nın güneye bakan dik yamacına iskân edilmiştir. Geçmişi milattan önce 3000 yılına dayanan ve UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ne 2009’da giren Sagalassos’un, 5 bin yıllık sokaklarında tarihi yolculuğa çıkıyoruz. Deniz seviyesinden bin 750 metre yüksekte, bir kartal yuvasını andıran derin vadilere hakim kent, binlerce yıldır antik suyun aktığı ve halen akan Antoninler Çeşmesi, agoraları, Roma hamamları, Macellum yapısı, üzerinde dans eden kızlarla bezeli Heroon yapısı, kütüphanesi ve yaklaşık 9 bin kişilik tiyatrosuyla göz kamaştırıyor. Yolu Burdur’a düşenler mutlaka bu kenti görmeli diyerek Isparta’ya doğru yolumuza devam ediyoruz.
Isparta’da ilk durağımız Kutlubey Ulu Camii, şehir meydanında şehrin iki sembolü Süleyman Demirel ve Gül heykellerini gördükten sonra kısa bir çarşı turu yapıyor, köylü pazarından alıç aldıktan sonra kapağı valiliğin hemen arkasında ki Kebapçı Kadir’e atıyoruz. Mevsimine göre kuzu, erkeç veya oğlak etinin şişe takılarak fırın duvarına dik olarak asılıp çalı kökü odunuyla 2 saat alev 1 saat korda fırının içerisindeki bakır sahanlardaki suyun buharı ile pişirilen meşhur Isparta Fırın Kebabı. Kebap olurda pilav olmaz mı?Tatlı soğanın halka halka doğranıp karabiber ve tuz ile ovularak bakır kazanların altına konur. Üzerine haşlanmış nohut ilave edilir. Nohutun üzerine önceden haşlanmış kuzu kaburgalarının etlerinin didilerek üzerine takviye olur. Bunun üzerine dolgun pirinçler ıslatılıp temizliği yapıldıktan sonra bire birbuçuk ölçeğinde pirinç ve et suyu ilave edilerek hazırlanan Kabune Pilavı yanında yayık ayran. Final ise İrmik Helvası….
Turun son gününde kahvaltıdan sonra ekip eşyaları toplarken ben fotoğraf makinamı alıp karşı sokağa gidiyorum Camisi, Barla ve Nur pazarı ile adı Nur olan sokaktaki Saidi Nursi Evinin kapısını çalıyorum. Saidi Nursi’nin yaşadığı müze evi dolaşırken fark ediyorum ki burası aynı zamanda bir dergâh, evi dolaşırken sohbete davet ediliyorum, anlatıyorlar hazretlerini, yollarını ve müritlerini. Merakımı gidermiş olarak çıkarken evden anlatılanlarla bildiklerimin arasında ki uçurumu değerlendirdiğimde tarikatların yapısını ve yayılmalarını bir defa daha anlıyorum.
Antalya’ya doru yola çıkıyoruz ilk durağımız İslamköy de Süleyman Demirel Külliyesi ve Anıt Mezarı (http://www.demirelvakfi.org/muze.html) ‘’Okuduğumuz okul kerpiç bir bina idi. Altı boş, üstünde ise üç oda vardı. Bunları sınıf olarak kullanırdık. Alttaki boşluğa köylü hayvan kapatırdı. Yani altta hayvanlar bağrışırken, üstte de çocuklar cıvıl cıvıl okumaya çalışırdı.’’ İşte doğduğu İslamköy’de böyle bir ortamda okuyan, 1965–1993 tarihleri arasında yedi farklı hükûmette toplam 10 yıl 5 aylık bir süreyle başbakanlık görevinde bulunan Türkiye’nin 9ncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel vefat edince köyünde anıt mezara gömülmüş. Anıtmezar Barajlar Kralı unvanına uygun şekilde inşa edilmiş, burada ki 9 gölet 9ncu Cumhurbaşkanlığını anlatıyor. 16 dönüm üzerine kurulu külliye ise ailesi ve kardeşlerince Demirel’in anısına oluşturulmuş. Müze binasının 8 kubbesi var. Kubbelerden büyük olanı Demirel’in cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemi, diğer 7 kubbe ise başbakanlık yaptığı dönemleri simgeliyor. Kütüphanede Demirel’e ait 46 bin kitap, 6 bin teyp/video kaydı, 120 bin fotoğraf, 32 bin gazete ve dergi, 6 milyon belge var. Süleyman Demirel’in hayat hikâyesi, imkânsızlıklar içindeki bir köy çocuğunun, okuyarak başbakanlığa, cumhurbaşkanlığına kadar yol alabileceğini gösteren bir hikâyenin sergilendiği Külliye mutlaka görülmeli derim. Mehmet Cengiz’in değerlendirmesi ise şöyle “22 Ekim 2019 günü İslamköy’de bu külliyeyi gezme şansı bulduk Demirel’in doğduğu ev müze olmuş her yer tarih ayrıca harika bir müze yapılmış tüm hediyeler resimler her şey orada sergileniyor külliye çok güzel olmuş sonra kabrine gittik dua ettik buraları mutlaka görün.”
Eğirdir Gölü’ne doğru yolumuza devam ederken Süleyman Demirel hakkında konuşuyoruz ama aklımızda tek şey var gölde balığı nerede yiyeceğiz. Göl kenarında turumuzu tamamlayıp kapalı olan Ayastafonas Kilisesini dıştan görüp göl kenarında manzarasını ve konumunu beğendiğimiz Balıkçı Mustafa’nın Yeri Yeşil Ada Restoran’a oturuyoruz. Masamızın etrafı kedi, tavuk ve horozlarla çevrilirken sahilden ördeklerin sesi bize eşlik ediyor. Başlangıçta yaprak sarma, yoğurt, peyniri, harika sotelenmiş tere yağda Kerevit, sonrasında nefis bir salata eşliğinde levrekle yemeğimizi noktalarken bu lezzetlerin hakkını iki duble rakı ile veremediğimiz için üzgünüz. Balıkçı Mustafa’ya bu nefis lezzetler için teşekkür ederek kahve molasını Askeri Gazinonun sahilinde verip yolcu yolunda gerek diyerek Kovada Gölüne doğru yola çıkıyoruz. Milli Parkta yaya turumuz esnasında karşılaştığımız gelin ve damatlara tebriklerimizi iletip turumuzun son bölümünü tamamlayarak Antalya Karpuzkaldıran kampına varıyoruz
3 günlük turun dinlenmesi 9 gün. Yorgunluğumuzu giderecek zamanımız oldukça fazla Antalya da gezilecek yerlerde var programımızda. Üç kapı, Kale İçi, Etnografya Müzesi, Saat Kulesi ve Yivli Minare Camisi turundan sonra Mehmetçik Kahve de verilen kahve molası ile bir günü bitiriyoruz. Diğer günler tabii ki Ekim ayının son günlerinde parlayan güneş ve deniz.
Geceleri mangal da keyif de ocakçılar ben ve Necati, hazır yiyiciler ise Kasım yani KÇ, Memedim, Cafer ağam, Osman ve hanımlar. Kampın kısıtlı imkânlarından kurtulmanın yolu ise balık pişiricisi Komaşlı Süleyman ile “rakınızı ve dostlarınızı alın gerisini bize bırakın” sloganı ile nefis mezeleri, balıklarına eşlik eden canlı müzik programı ile Soros Balıkçısı. Tabii kampların olmazsa olmazı toplu akşam yemeği organizasyonu…
Sayılı günler çabuk geçiyor. 12 gün olmuş bile İzmir’den ayrılalı vedalaşma öyle hüzünlü değil, keyifler yerinde, yeniden buluşmanın programlarını takip etmek üzere yola düşüyoruz yine Denizli de ki pide molasından sonra Alaşehir’de bağda günün yorgunluğunu eltimgilin hazırladığı lezzetlerle atıyoruz. Cafer ağam Salihli’ye devam ederken biz Kasımla ertesi günü kahvaltıdan sonra İzmir’e hareket ediyoruz… Bir başka tur da bir başka güzelliklerde buluşmak üzere kalın sağlıcakla… 9.12. 2019

Comments (1) »

CERİDE

CERİDE
02.12.2019
DÜN DÜNDÜR BUGÜN BU GÜN…
Partili Cumhurun başı konuşuyor;
Dün; İstanbul Büyükşehir Belediye Bşk seçiminde partisi adayına oy isterken,
“…İstanbul’un su sorununu çözdük. 2040 yılına kadar böyle bir sorun yok”
Bu gün; Belediye Başkanlığını kazanamayınca partisi ve de yağmur yağmayınca İstanbul’a,
“Gelen haberler çok hayra alamet değil. İstanbul’da 3 ay gibi bir süre daha havalar böyle giderse, İstanbul susuzluğa doğru yürüyor”
ALİ BABACAN’IN VİCDANI RAHAT MI?
Eski ekonomiden sorumlu bakan, akp kurucusu, partiden ihracı gündeme gelen ve istifa ederek ayrılan yeni bir parti kurma hazırlığında olan Ali Babacan dan Türkiye gündemine bir bakış. Fatih Altaylı ile yaptığı görüşmeden bazı satır başları ile…
“Memleketin yakıcı sorunlar var ve bunlar büyüyor.
Türkiye’nin bugün genel anlamda ifade özgürlüğü, adalet sorunu ve yakan ekonomik sorunu var.
2007 Anayasa oylaması olağanüstü şartlarda yapıldı. Anayasa değişikliği rahat tartışılamadı. Parti içinde ve Meclis’te de rahat tartışılamadı.
Hukukun üstünlüğü, insan hakları ve demokrasi diyorsak bunlar evrensel ilkeler. Bunların zaman içerisinde örselenmesi hepimizi rahatsız ettik.
Sadece değerlerde değil ilkelerde de sapma meydana geldi. Türkiye’de her alanda sorunlar büyüdü. Neredeyse ülkenin karanlık tünele girdiğini gördük.
Başkanlık sistemiyle nasıl yürütülecek Türkiye? Sistem baktık ki ekonomik krizlerle anılmaya başlandı.
Meclis gücünü kaybetmiş durumda.
Şu anda çözüm yoluna giren bir konu hemen hemen yok gibi.
Türkiye’de bugün ciddi ifade özgürlüğü problemi var.
Türkiye’de korku siyaseti çaresizlikten geliyor. Yetmiyor üzerine ittifak katıyorsunuz.
Dış politikada sorunumuz var, Amerika’da S-400 sorunumuz var. Rusya ile önce uçaklarını düşürdük sonra S-400 aldık.
Kürt meselesi var. Sonra harekat yapıldı, harekatın sonuçları tam istediğimiz gibi oldu mu, olmadı mı?
4,5 milyon ülkemizde yaşayan Suriyeli var. Göçmenler var. Toplumsal bir gerilim yaratıyor bu durum.
En önemli sorun dediğinizde önce ekonomi sonra göçmenler çıkıyor. Bu harcamayla 40 tane otomobil fabrikası kurulurdu.
Dış politikada işi en çok zorlaştıran ülkenin yanında, sağında, solunda samimi destek verecek hiçbir ülkenin olmaması. Uluslararası hukuk karşısında yüzde 100 haklı olduğunuz durumda dahi en haklı olmamıza rağmen haksız duruma düşürebiliyorlar maalesef. Doğu Akdeniz’deki duruma bakın, böyle bir şey kabul edilebilir. Ne yapıp edip Türkiye’nin güvenirliliğini inşa etmek gerekiyor.
Filistin meselesi ilk defa sahipsiz kaldı
Şu anda Türkiye’de yaşadığımız varlık içinde yokluk bir durum. Eksi faizle borçlanıldığı durumda Türkiye maalesef çok yüksek faizlerle borçlanıyor.
Bu süreçte, FETÖ ile mücadele sürecinde maalesef ciddi mağduriyetler var
Ekonomi bugün herkesin cebini yakıyor.”
Fatih Altaylı bu değerlendirmelerden sonra şu soruyu sorsaydı Ali Babacan’a cevabı ne olurdu acaba?
Bu olumsuzluklarda sizin katkınız nedir? Bu olumsuzlukların yaşandığı Türkiye’de son 17 senede bölündük, parçalandık, sıradanlaştırıldık, savaşlara girdik yüzlerce şehit verdik, ekonomik krizler yaşadık, açlık ve sefalet kol gezdi, devlet itibarını yitirdi, kurulan kumpaslarla, açılan davalarla onlarca hayat söndü vicdanınız rahat mı?
AHMET DAVUTOĞLU’NUN VİCDANI RAHAT MI?
Eski başbakan, bugün Suriye batağına girmemize sebep olan kişi akp den kovulmadan istifa eden ve yeni parti kurma hazırlığı içinde olanlardan biri konuşmuş.
“…Bu kadar bina diktiler ekonomi mahvoldu. Bina üretmez ki… Krizleri yönetmemiz lazım. Tüm fikirlere açık olmak lazım. Krizi analiz edip engelleyerek süreci yöneteceksiniz. Krizin çözülmesinin ötesinde konuşulmasını engelliyorsanız düşünce üretilmesi üzerinden çözüm bekleyemezsiniz. Maalesef bugün ülkemizde düşünce özgürlüğü kısıtlanıyor. Taviz verilmemesi gereken ilk ilkemiz düşünce özgürlüğünün kısıtlanması olmalıdır”
Yukarıda Ali Babacan’a sorduğum soruları ona da soruyorum “vicdanın rahat mı”?
HADİ BAŞKA KAPIYA
Tüm milletime sesleniyorum: Bırakın doları moları; paramıza, Türk Lirası’na dönelim. Türk Lirası artık kaybettirmiyor. Milliliğimizi, yerliliğimizi burada da gösterelim.” Partili Cumhurun başı böyle konuşunca aldı beni bir telaş acaba aldığım maaşı dolara mı çevirdim yoksa euroya mı, bankada hesabım mı var. Bakındım yok, hanıma sordum var dedi birkaç yüz dolar yurt dışı gezilerden artmış saklıyormuş. Aman dedim hemen ver bozduralım bak partili Cumhurun başı böyle diyor. Ters ters baktı hadi git işine dedi. Sonra aklıma geliverdi köprülerde, otoyollarda, şehir hastanelerinde yandaş müteahhitlere verilen garanti paraların dolar üzerinden olduğunu ve hanıma hak verdim bu seslenmeyi bize değil devlete yapmalıydı ve de müteahhitlere. Veren o, alan onlar o zaman hadi başka kapıya…
KK DAN 5 MADDELİK ÖNERİ
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin yaşadığı krizin yalnızca ekonomik kriz olmadığını belirterek “Teşhisi doğru koyalım; bugünkü tablo bir siyasi krizdir. Hukuk devleti ilkelerinden ve demokrasiden vazgeçen tek adam rejimi Türkiye’yi felakete götürüyor” diyerek krizden çıkış için 5 temel konu hakkında çağrıda bulundu.
Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı: Anayasaya göre “Cumhurbaşkanı devletin başıdır” ve “Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder.” Bu nedenle cumhurbaşkanının tarafsız olması gerekir.
Yargı bağımsız olmalı: Mahkemeler siyasi iktidarın güdümüne girerse o ülkede adalet olmaz. Devletin temeli adalettir. Adaletin olmadığı yerde devlet olmaz. Bir partinin genel başkanının hâkim tayin ettiği bir ülkede adaletten, mahkemelerin bağımsızlığından söz edilemez.
Yönetenler şeffaf olmalı: Sağlıklı işleyen demokrasilerde milletin parasını, vergisini harcayanlar, her kuruşun hesabını millete verirler. Oysa bugün ülkeyi yönetenler yapılan havaalanlarının, şehir hastanelerinin, otoyolların, köprülerin kaça yapıldığını milletten gizliyorlar.
Fatura üretene çıkarılmamalı: Bir fatura ödenecekse o faturayı önce borç verip yüklü faizlerle havadan para kazanan rantiyeciler ödemeli.
Dövizle garantileri TL’ye çevrilmeli: Devlete döviz garantili iş yapanlar krizden hiç etkilenmeden aksine krizi fırsata çevirenlerdir. Dolar bazında verilen ihaleler TL’ye çevrilmeli.
KK, iyi, doğru, güzel söylüyor da “kendi söylüyor, kendi dinliyor.”
KARA GÜN DOSTUYMUŞ
Partili Cumhurun başı Erdoğan dün 5. Türkiye-Katar Yüksek Stratejik Komite Toplantısı için bu ülkeye gitti ve yeni anlaşmalar imzaladı.
Tank Palet Fabrikasını ortak olarak işleteceği Katar için BMC nin patronu en yandaş iş adamı Ethem Sancak, “İki devlet, bir milletiz” demişti.
Partili Cumhurun başı Erdoğan’a göre de Katar “Kara gün dostu” ve Katar’ın güvenliğini, ülkemizin güvenliğinden ayrı tutmuyoruz…
Bu yere göğe koyamadıkları Katar, Güney Kıbrıs’ı tanıyan ve büyükelçiği açılan ülkelerden biri yetmezmiş gibi şu anda Türkiye’nin dışişlerinde en büyük problemleri yaşadığı Doğu Akdeniz de Katar milli petrol şirketi ‘Qatar Petroleum Güney Kıbrıs’la Nisan 2017’de Exxon Mobil ile birlikte petrol arama hakkı veren anlaşmayı imzalamıştı.
Bu nasıl kara gün dostuysa Türkiye’nin hak ve menfaatleri karşısında anlaşma imzalıyor ve Türkiye bu ülkeyi baş üstünde tutuyor ülkenin tek ‘Tank palet Fabrikasını’ Katar’ın emrine veriyor…
DİN ŞURASINDAN SEÇMELER 6 ncı Din Şûrası’nın kapanış programında konuşan partili cumhurun başkanı Erdoğan
“…İslam, hayatımızın tüm alanlarını kuşatan, kucaklayan, kurallar, yasaklar manzumesidir. Yaşantımızın her safhasını düzenleyen bir dine inanıyoruz. Ömrümüzün sonuna kadar Müslümanca yaşamakla emrolunduk…”
“…Bunun için İslam bize göre değil, biz İslam’a göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz…”
Bana uymuyor, zamana uymuyor, hoşuma gitmiyor, aklım almıyor bahanesiyle kimse nasları inkar edemez”…
Şimdi bir cumhurbaşkanı dinle ilgili bir konuda biz diye konuşup ülkede yaşayanları Müslüman gibi yaşamaya davet edebilir mi? Bu ülkede yaşayan Hristiyan, Musevi vatandaşlar var, ateist, deist, agnostik var bunlar bu bizin neresinde.
Diğer konu “dinimizin hükümlerini yerleştirme” 2020 yılı bütçesinde “Hazine ve Maliye Bakanlığı için teklif edilen 468 milyar liralık bütçenin 139 milyar liralık kısmı sadece faize ayrılmaktadır. Yani Maliye’nin yüzde 30’u faiz ödemeleri için ayrılmaktadır.” İfadesinde yer alan faiz dince yasaksa bu faiz ödemelerini nasıl nereye yerleştireceğiz.
“Ömrümüzün sonuna kadar Müslümanca yaşamakla emrolunduk…” sözünü ise hiç yorumlamıyorum etrafınıza bakın, uygulamalara bakın, yazılanlara, çizilenlere bakın, davranışlara bakın ve kararı verin biz değil onlar nasıl Müslümanca yaşıyorlar…
ARIZALI MUHALEFET
Nerede okudum bilemedim ama not almışım ne kadar da haklı bir yorum. Muhalefetin içler acısı durumunu özellikle CHP nin durumunu açıklıyor…İyi yönetilmeyen, siyaset üretmekte sorunlu, asıl odakla münasip olmayan bir ana muhalefet gerçeği ile karşı karşıyayız. Sonuçta Erdoğan’ın istediği tarzda arızalı muhalefet yapısı var, ruhsatlı, güdümlü muhalefet denebilir buna.
2016’da TBMM’de dokunulmazlıklar kaldırılırken, ana muhalefetin lideri şöyle bir cümle sarf etmişti “AKP’nin dokunulmazlık teklifi Anayasa’ya aykırı ama ‘Evet’ diyeceğiz”.
“Suriye tezkeresine evet oyu vereceğiz, içimiz ağlaya ağlaya!”
TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ
DİB lığının 6ncı Din Şurası sonrası yayınladığı sonuç raporundan;
“Ülkemizde yaşanan sosyoekonomik ve kültürel değişim, küreselleşmenin de etkisiyle hızlanmış ve dini inanç, ahlaki değerler ve milli kültürü tehdit eder hale gelmiştir”
“Küresel yönlendirmelerle oluşan popüler kültür de özellikle çocuklar ve gençler üzerinde dini inanç ve değerlere karşı bir kayıtsızlık doğurmuştur”,
“Dini inanç ve değerlerin hem iç hem dış dinamiklerce istismarı ve araçsallaştırılması da dinin geniş kitleler nezdinde zemin kaybetmesine yol açmaktadır”
“Son yıllarda ortaya çıkan baş döndürücü bilimsel ve teknolojik gelişmeler yeniden din-bilim tartışmalarını alevlendirmiş durumdadır. Tıp ve genetik alanları başta olmak üzere bilimin değişik alanlarında ortaya çıkan buluşlar ve bilimsel gelişmeler insanın biyolojik sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Tıpkı 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında olduğu gibi hakikatin sadece bilimsel yolla keşfedilebileceği şeklinde bir yanlış kanaat yeniden yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Yeni gelişmeler sonucunda bilimin dinin yerini alacağı, dinleri dönüştüreceği şeklinde bir kabul hızla popülerlik kazanmakta ve bu da inanca yönelik yeni tehditler ortaya çıkarmaktadır”.
Gerçeği görmüşler ve kabullenmişlerde acaba bu sonuçlar nasıl oldu da 17 yıldır iktidarı “başı secdeli, dudağı dualı” vatandaşlardan aldığı oylarla devam ettiren dinci bir hükümetin olduğu dönemde dini inanç ve ahlaki değerler tehdit edilmiş, bunlara karşı bir kayıtsızlık doğmuş? Sakın kötü örnek olarak görülebilecek olaylar, sözler, davranışlar bu iktidarın paydaşları tarafından sergilenmiş olmasın…
AL SANA ÖZGÜRLÜK
Eşi ile birlikte, 01 Aralık tarihinde Almanya’nın Berlin kentine gitmek için İstanbul Havalimanı’na eşiyle giden kişiye polisler tarafından hakkında yurt dışına çıkış yasağı olduğu bildirilir, polislerin pasaportuna el koymasının ardından kişiye imzalatılan tebliğ tebellüğ tutanağında, yurt dışına çıkış yasağının tarihinin 11 Kasım 2019 olduğu kaydedilir ve kişi evine geri gönderilir…
Bu kişi eski yetmez ama evetçi, ikinci cumhuriyetçi, eski yandaş gazeteci Hasan Cemal bile olsa hakkında her nedense konulan yasak kendisine anında bildirilmeli ve havaalanından geri çevrilmemeliydi
SON CERİDE
Sıkıldım ve daraldım. Yeni yıla kadar tribüne çıkıyorum. Son Cerideydi bu. Kimin umurunda olur olmaz bilmem. Yazıyor ve boşalıyordum, artık gördüm ki böyle bir ortamda okumak ve yazmak son derece sinir bozucu.
Gazeteci, yazar Uğur Oral son yazısı “At Gözlüğü”nün http://www.uguroral.com.tr/yazi/at-gozlugu bir bölümünde şöyle yazıyor.
“…Siyaset mesela…
O kadar çok yanlış siyasetçi örneğiyle karşılaşır ki insan, külliyen “Tu kaka” ilan eder, sırtını döner siyasete…
Yine de, azınlıkta kalmış olsalar da, hiç mi doğru siyasetçi yoktur mesela?
At gözlüğü takmak doğru örnekleri seçerek, umudun, inancın muhafazasıdır bu bağlamda…”
Diyor ki “…“Sen de sadece onlara odaklan, onları gör. Yanlışların seni kendi doğrularından uzaklaştırmasına, soğutmasına izin verme.”
Ve ekliyor
“Kişiler gelir geçer, doğrular kalır.”
Kendimi bir yazar olarak görmüyorum, sadece gündemi kendimce değerlendiriyorum o kadar. Ama Uğur Oral’ın şu satırlarına da hak veriyorum.
“…Misal bir yazar neden yazar?
Çevresinde, toplumunda insanların artık okumadığını görüyorsa…
Özellikle akıllı telefonların kişilerin hayatını ele geçirmesinden sonra kitabın tamamen unutulduğunu hayal kırıklığı içinde fark ediyorsa…
Okuma oranları, kitap satışları hızla düşüyorsa, neden yazmaya devam eder ki insan?
Ama yine de okuyan bir kesim var hala…
Hala metroda, vapurda, otobüste tek tük de olsa, kitap okuyanlara rastlamak mümkün.
At gözlüğü takmak değil midir yazarın yaptığı bir anlamda?
Okumayan çoğunluğu görmezden gelip, hala okuyan o küçük azınlığın varlığıyla moral bulmak…
Ve sadece o insanları kale alıp yazmaya devam etmek…
At gözlüğü takamasa çoktan “Yahu okuyan mı kaldı?” deyip tası tarağı toplaması gerekmez mi yazarın…?
O zaman siyasete ve gündeme geçici olarak son yerine yazılamayan geziler, yazılamayan yeme, içme muhabbetleri, hoş sohbetler… Can sıkmadan, sıkılmadan, daralmadan

Leave a comment »

CERİDE

CERİDE
24.11.2019
ÜMİT ALKOL VE SİGARADA
Bu yılın ilk 10 ayında bütçe açığı 100,7 milyar lira olarak gerçekleşince devlet vergilere ve zamlara yüklendi. Akaryakıta yapılan zamlar zaten sıradanlaşmıştı yetmedi, elektrik ve doğalgaza yapılan zamlardan sonra “Dijital Hizmet Vergisi, Konaklama Vergisi, Değerli Konut Vergisi,” yeni vergiler olarak ortaya çıktı. Yine yetmemiş ki gelir vergisi tarifesine yeni dilim ve oran eklenmesi gibi düzenlemeleri de içeren kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
Tabi bunlar görünenler bi de en rahat yaptığı iş var. İçki ve sigara üzerinden “Özel Tüketim Vergisini” artırmak. Rakıya gelen zam oranı son 10 yılda yüzde 423, son 5 yılda ise yüzde 142. Rakı fiyatı diğer bütün mallara gelen ortalama zamlardan 2,5 kat daha fazla zamlandı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre bu yılın ilk 10 ayında içkiden toplanan ÖTV tutarı 12 milyar 112 milyon lira. Bu tutar yaklaşık 540 milyar liralık vergi gelirlerinin yüzde 2,2’si ediyor. Öte yandan sigaradan toplanan 42 milyar 124 milyon liralık ÖTV’de eklendiğinde vergi gelirlerinin tam yüzde 10’unu içki ve sigaradan toplanan ÖTV oluşturuyor.
Böyle olunca etil alkolden üretilen evsel içki üretimi aldı başını gidiyor. Lokantada 70 lik rakı 270 liraya servis edilirken evselin litre maliyeti sadece 15 lira. Vergi kaybı oluyor diye şimdi etil alkolle ilgili yeni düzenlemeye gideceklermiş ki evsel rakının önüne geçip tekrar piyasa rakıya yönelsinler. Ne garip bir durum dinci geçinen bir iktidar bütçe açığını kapatmak için neredeyse vatandaşları alkole zorlayacak ki vergiyi toplasın. Sonra içki haram bu ne perhiz bu, ne lahana turşusu…
ONA ZARAR DİĞERİNE YARAR
Emeklilikte Yaşa Takılanlar ya da diğer bir ifade ile EYT, 1999 yılında emeklilik yaşını yükselten 4447 sayılı kanun ile ortaya çıkmıştı.. 8 Eylül 1999 tarihine kadar emeklilik şartı, kadınlar için 20, erkekler için ise 25 yıl sigortalılık şartı ile birlikte 5000 prim günüydü. 8 Eylül 1999 tarihinde çıkartılan kanun ile emekli olabilmek için yaş şartı getirildi. Türkiye’de 2008 sonrasında yaş erkekte 61, kadında 58. On binlerce insan, senelerce çalışmış, prim ödemiş ama yaşı tutmayıp emekli olamadığı için yeterli maaş alamıyor ve sağlık hizmetinden yararlanamıyor! Konu ile ilgili üretilen formüller ise bizzat RTE tarafından “…Arkadaşlarıma söylüyorum, beni bu yola teşvik etmeyin. Seçimi kaybetsek de olmayacak”. Diyerek ret ediliyor…
Şehir Hastaneleri ile ilgili olumsuz iddialar ayyuka çıktı, Sağlık Bakanında açıklamaları bu yönde önümüzde ki yıllarda bu sistemden vazgeçileceğini hatta bunların kamulaştırılmasının gündeme geleceğini belirtiyor. Ama RTE öyle düşünmüyor Yandaş şirketler tarafından inşa edilen, çalışanlarının ücretleri devlet tarafından ödenen, devletin çay ocağından, park yerine hasta sayısından, ameliyatına, çekilen röntgeninden her ne hizmet veriliyorsa sayısal garanti verdiği tutmayan rakamlar için üste para ödediği yandaş şirketlerin işlettiği bu hastaneler için RTE nin kararı kesin “… Zarar ediyor diyorlar. Halkıma hizmette zarar ediyorsak edelim.”
Torba yasa çıkarılıyor torbanın içine saklanan kanun ile Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, bu görevde bulunanların eş ve çocukları ile ana-babaları, bakmakla yükümlü oldukları çocuklarına “ömür boyu ücretsiz sağlık hizmeti sağlanması ile ilgili madde ilave ediliyor…
Emekli olamayan vatandaşın sorunu çözülmez ve gerekçe olarak SGK nun zarar edeceği söylenirken yandaş hastane işletmecilerinin işlettiği Şehir Hastanelerinin devlet bütçesinde açtığı zarar görülmüyor, bakanların çoluk çocuğuna ömür boyu sağlık hizmeti zarar görülmüyor. Emekliye olan zarar, yandaşa ve bakanlar yarar oluyor ve bunun adı da sosyal adalet…
BÖYLE BATMAYA CAN KURBAN
“…Arkadaşlarıma söylüyorum, beni bu yola teşvik etmeyin. Seçimi kaybetsek de olmayacak. İskandinav ülkelerinin hepsi erken emeklilik sistemiyle battı. Herkes vaktinde emekli olmalı.
Tutturmuşlar bir erken emeklilik. İskandinav ülkelerinin hepsi bu sistemle battı.” EYT ların sorunlarına bu gerekçe ile itiraz eden RTE ye birileri şu satırları okutmalı.
“Emeklilik sistemlerini yeterlilik, sürdürebilirlik, dürüstlük, doğruluk gibi kriterler üzerinden ölçen Küresel Emeklilik Endeksi’ne göre Türkiye 42,2 puanla 37 ülke arasında 35. sırada. Aynı endekse göre 80,3 puan ile Danimarka ikinci, 72,3 puan ile İsveç beşinci, 71,2 puan ile Norveç altıncı sırada!” O zaman böyle batmaya can kurban hadi batalım…
GERÇEGİ GÖRDÜ
Vatan Partisi lideri Perinçek’e göre “Türk ekonomisi borçlarıyla birlikte iflas noktasında” çözüm önerisi ise ‘üretim devrimi.’ İktidara destek olmaktan ve “Milli Mutabakat Hükümeti” yolundan vazgeçmeyen Perinçek’in gerçeği görmesi iyi de bir de şu üretim devrimini anlatsa o desteklediği iktidara…
YİNE KANDIRILDILAR
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz Pazartesi günü önce yine yağdı gürledi. “…Biz güvenli bölgeyi ABD ile oluşturmak istedik (…) Neticeye varamayacağımızı anlayınca harekatı başlattık. (…)
Sonra gittik Soçi’de, beş gün içinde mutabakata vardık (Rusya ile) . Gereğini yaptılar mı? Hayır yapmadılar (…) Yapılması lazım. Biz mutabakat gereği üzerimize düşeni yaptık. Burada netice alamazsak tıpkı Amerika ile yaptığımız gibi yine gereğini yapacağız…”
Bu ne demek? Çok açık: Rusya YPG’lileri güvenli bölgeden çıkarmazsa durdurulan askeri harekat devam edecek.
ABD ile anlaştıktan sonrada aynı sözleri söylemişlerdi harekata devam ederiz. ABD ye gittiler ne harekat kaldı ne operasyon.
Gereğini yaparız dediler cevabı Rusya’nın Dışişleri Bakanı Lavrov’dan geldi. “…Ankara, Suriye’ye yeni bir operasyon düzenlenmeyeceğine dair güvence verdi…”
Şimdilik yaptıkları bölgede göstermelik ortak tarihi, turistik turlar. Kısaca yine kandırıldılar…
KİTAPSIZ ÜNİVERSİTELER
“YÖK 2018 İzleme ve Değerlendirme Raporları” temelinde hazırlana rapora 104 üniversitede öğrenci başına düşen kitap sayısı 5’in altında. Akdeniz, İzmir Demokrasi, Giresun, Manisa Celal Bayar 4 üniversitelerinde öğrenci başına bir kitap dahi düşmüyor. Acaba diyorum bizim “Alaşehir Köy İlköğretim Okullarına Kütüphane Kurma Projesi” kapsamında üniversitelere de kitap desteğinde bulunsak mı?
YALANCININ MUMU…
“Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen CHP’li” yazısıyla her şey. Kimdi, kim açıklayacaktı derken iş iddiaya bindi” ben Cumhurbaşkanlığından istifa ederim, sen genel başkanlıktan edermisin” yetmedi “Taksim de kendimi yakarım”
Yalan mı, doğrumu size ne, bize ne Cumhurbaşkanıyla görüşmek için kim kimden izin alacak bu kadar mühim bir konu mu? Yalan haber olduğu ortaya çıktı gibi de yalancının mumu yatsıya kadar yandı da sönmesi biraz uzun sürecek gibi…

Leave a comment »

ANITKABİR KOMUTANLIĞINA

ANITKABİR KOMUTANLIĞINA
10 Kasım Atatürk’ü anma töreninde Anıtkabir’de slogan atılması üzerine İzmir/Karşıyaka da Latife Hanım Grubunun komutanlığa gönderdiği yazı.
Sayın Albay Hakan Osman Sert
Anıtkabir Komutanı
ANKARA Karşıyaka/İzmir 15 Kasım 2019

Konu: 10 Kasım 2019 Pazar günü Anıtkabir’de slogan atılması hk.

Sayın Albay Hakan Osman Sert, bizler devletimizin kurtarıcısı ve kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Anıt Mezarı Anıtkabir’e, kendisine teşekkür etmek ve O’na duyduğumuz saygıyı ve yüreklerimizdeki sevgiyi ifade etmek için, bir değil, onlarca defa gelmiş insanlarız…
Komutanlığınızca belirtilen ziyaret kurallarını önceden görmesek de, bilmesek de, bizler Anıtkabir’in bahçesine adım atar atmaz sessizliğe gömülür, Ata’mızın huzuruna çıkacağımız anın heyecanını daha ilk adımlarımızda iliklerimize kadar hissederiz. Kimsenin kimseye “susun, sessiz olun” demesine gerek kalmaz…
Merdivenleri çıkıp da O’nun kabriyle baş başa kalınca kendi sesimizi bile duyamaz yüreğimizde dualarımızı okur, sloganlarımızı içimizde atarız.
Ancak, ilk defa bu 10 Kasımda birileri Anıtkabir Tören Alanında sloganlar atmış.
Bu olayı kendini bilmez birkaç kişinin yaptığını ve onların ölüye saygı kültürünü bilmediklerini kabul ederek geçiştirebiliriz.
Ancak Anıtkabir’in düzeni ve güvenliğinden sorumlu kişilerin böyle çirkin bir olayı önleyememelerini asla unutamayız, affedemeyiz…
*Resmi tören öncesinde vatandaşa yasaklanan alana birilerinin izinsiz girmesi mümkün mü?
*Bu kişiler gizlice mi girmişlerdir?
*Bu kişileri içeriye kim ve neye dayanarak almıştır?
*Bu kişilere slogan atılmaması gereken yerde slogan attı diye müdahale edilmiş midir?
*Bu kişilerin kameralar kanalıyla kimlikleri tespit edilerek haklarında işlem yapılmış mıdır?
Sayın komutan, bu ayıbı düzeltmek Anıtkabir Komutanı olarak size düşmektedir.
Türk Milletinin fertleri olarak bizler, Atatürk’ümüze saygısızlık yapanların Anıtkabir’e getirilerek Tv kameraları önünde, Atatürk’ümüzden ve Türk Milletinden özür dilemelerini bekliyoruz.
Gereğinin yapılması ricasıyla.
Saygılarımızla. Latife Hanım Grubu Karşıyaka/İzmir
ANITKABİR HİZMETLERİNİN YÜRÜTÜLMESİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK
Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi: 28/2/1982, No: 8/4387
Madde 35 – Anıtkabir’de, ancak Atatürk’e saygı için çelenk konabilir, tören düzenlenebilir. Başka amaçlarla; tören, yürüyüş ve gösteri düzenlenemez, çelenk konamaz. Anıtkabir’in manevi varlığına yakışmayan her türlü tavır, hareket, söz, yazı ve davranışlara izin verilmez.
Anıtkabir Komutanlığı Anıtkabir Hizmetleri Yönergesi:
“Anıtkabir içinde görgü ve terbiyeye aykırı harekette bulunulamaz, gürültü yapılamaz, slogan atılamaz. Bildiri dağıtmak, siyasal ve toplumsal konularda basına demeç vermek ve topluluğa hitap etmek yasaktır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhına uygun davranışlar sergilenmesine özen gösterilir.”
https://odatv.com/10-kasimda-yasanan-skandalin-tanigiyim-15111930.html

Comments (2) »

OKUDUKLARIM

OKUDUKLARIM
Kitap okuyor muyum, okuyorum. İyi bir okuyucu muyum, sayılır. Ama bir problem var paylaşmak. Bir ara okuduklarımı bloğumda yazıyordum sonra unuttum gitti. Tabii en büyük dert ne yazacağımı not almadığım için biraz zaman geçince unutmaktı. Şimdi buna çare bulundu. Üyesi olduğum “Ekin Yazın Dostları İzmir Grubu”nda okuduğum kitabı paylaşmak için not almam gerekiyor. Ekin grubunun en büyük faydası okuduğum kitapların kategorisinin çeşitlenmesi oldu. Okuduklarım ne olacak bu memleketin hali sorusuna cevap arayan araştırma ve ideolojik kitaplardı. Şimdi bunların yanına roman, deneme, şiir, tiyatro da eklendi. Belgelerle Bursa Nutku (Murat Kaplan), Evanjelizm (Ali Kuzu), Selanik’ten Ne Çıkar (Ahmet Almaz), Türk Papa (Ümit Doğan), Yol (Metin Hara), Çizgilerle Susurluk Macerası (Leman yayınları). Bu kitaplardan sonra işte değişim ve gelişimin göstergesi son birkaç ayda okuduklarımdan…
AZAP AGA
Ekin Yazın Dostları Grubunda okuduğum roman. Çeşme Ilıca doğumlu yazar “Mehmet Cumul” bir gün eline kağıdı kalemi alıyor ve köklerini yazmaya başlıyor. 1909 a kadar Yunanistan Volos’ta yaşamış sonrasında Türkiye’ye göçmüş, dönmüş, Balkan göçlerini, yöre adetlerini, tarihi değerleri ve olaylarını git gellerle geçen umudun hiç bir zaman yitirilmediği, aristokrat ve varlıklı bir ailenin anlatıldığı “Bir Ege Hikayesi.” Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in Çeşme-Ilıca’da geçirdiği 8 günün hikâyesinin de anlatıldığı “Hey gidi koca Azab Ağa hey! Yattığın yerden kalk da bak! Soyun devam ediyor!” diyen yazar Azap Aganın torunu Mehmet Cumul’a evinde bizleri misafir edip kitaplarını imzaladığı günde söylediğim gibi kitabın sonuna Azap Aga’nın soy ağacı eklenmeli ve belgesel tadında ki bu kitap okunmalı…
ALAÇATILI
Azap Ağa’nın devamı diyebileceğimiz Mehmet Cumul’un “Kökler, Taş Ev, Yasak Aşk” temasıyla işlediği romanı. Rum ve Türk ailenin aynı taş evde yaşadıklarını, köklerine yansımasını, göçler, mübadele, yakın tarihimize ışık tutan belgesel niteliği ile tarihi bir roman hüviyetinde. Yaşanan bir aşkı da öne çıkaran, Newyork’lu bir avukatın köklerini araması ve yaşanan olayların dramı…
ATATÜRK VE CUMHURİYET HALK FIRKASI
CHP’limisin, CHP de siyaset mi yapacaksın “Kahraman Yusufoğlu’nun” bu araştırma, incelemesini okuyacaksın. Halk Fırkasından, CHP sine giden yolun dünü ve bu günü ile incelenen kitapta 9 Eylül 1923 de Halk Fırkası ile yola çıkılıyor, 1924 Cumhuriyet Halk Fırkası ile devam ediyor arada 1924 de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1930 da Serbest Cumhuriyet Fırkası maceraları ile sürüyor ve CHP ye geliyor. Sonrasında fırtınalı günler, kapanma süreci, GP, DSP, SHP, ihtilaller…
6 ok ilkelerin doğuşu, devrimler, reformlar, hükümetler, bakanlar kısaca CHP’nin hikayesi…
ULUS OLMAK
“Her yeni gelen günü, Yeni bir ümitle beklemeli, Her yeni bir gün yeni havalarla gelir, Gece yağan yağmurla uyursun, Sabah, bir de bakarsın odan güneşli” dizelerine uygun bir günde gittik Necati Cumalı’nın Urla’daki evine. Şiir, öykü, roman, oyun, inceleme ve deneme dalında eserler veren Cumalı’nın ben “Ulus Olmak” kitabını seçtim. Daha önce evine yaptığımız ziyarette bu kitaptan okunan Atatürk’ün Urla’ya gelişi anlattığı “Gazi’yi karşıladım” bölümünü “Ekin Yazın Dostlarına” okumalıydım ve okudum da…
Egenin yazarı olarak bilinen ve Yaşar Kemal’in “Yaşlanmaz Şair Çocuk” dediği Cumalı’nın deneme tarzında eserlerinden olan kitap, Kasım 1961 de Vatan gazetesinde yazdığı yazılardan derlenmiş. Cumalı “Vatan’da bundan sonra uzun bir süre yayınlanacak yazılarımı sadece Atatürk’e ayırarak büyük kurtarıcıya karşı yazar olarak üstüme düşen borcumu yerine getirmeye çalışacağım” dediği yazılarından 8, Cumhuriyet, İkibine Doğru, Türk Dili (1979-1989)nde yayınlanan yazılarından Atatürk’le ilgili olan yazıların seçildiği kitap özellikle Söylevle ilgili değerlendirmeleriyle öne çıkıyor. Atatürk’ün bütün yaşam öyküsü, bütün düşünce savaşını “Ulus Olmak” ilkesi olarak açıklayan yazar “Türklüğe İnanmak, Türklük Bilinci, Egemenlik Kavramı, Cumhuriyetçilik, Demokrasiye İnanç, Ulusal Onur, İlkeler ve Devrim” konularını işlediği kitap okumanın yanında kitaplıkta bulunması gereken değerlerden de biridir…
BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK
Kimi değerlendirmelere göre yazar Harper Lee kitabında kendi hayatından bazı kesitleri anlatmış. Gerekçe ise roman kahramanları ve yaşantısının yazarla benzerlikleri. Yazar bunu açıklamıyor ama 1961 yılında Pulitzer, 1962de Oscar ödüllü bu ilk romanıyla Amerika’nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch’in gözünden anlatıyor. Daha ilk iki bölümünü okuduktan sonra başa dönüp kişileri not aldığım romanda yazar 1935 li yıllarda Maykomb şehrinde yaşayan Finch ailesinin baba, kız ve erkek kardeş, akrabalar, komşular, eyalet idarecileri arasında yaşanan olayları anlatımda önden gidişler, geriye dönüşler, insan, aile ve toplumsal ilişkileri anlatımı ile verdiği mesajları ile mükemmel bir kitap.
Baba Atticus’un çocuklarına verdiği “İstediğin kadar kuş avlayabilirsin, fakat sakın bülbüle dokunma. Zararsızdır, öldürmenin günah olduğunu aklından çıkarma. Bülbüller bir şey yapmazlar, sadece öterler, bahçelerdeki tohumları yemez, çiçeklere zarar vermezler. Sadece bizim için tatlı tatlı öterler. Bunun için bülbülü öldürmek günahtır” öğütün de anlatılan bülbül kitabın sonunda gizemli bir hale dönüşüyor. “…Bu bülbülü öldürmek gibi bir şey olacaktı.” İşte romanın düğümlendiği nokta bu Bülbül, hangi bülbül? Ve sonuç “Ölüler Ölülerini Gömsün.”
Orta ve lise çağında mutlaka okunması gereken kitaptan bazı mesajlar;
“Herkesin inandığı gibi düşünmeye ve düşündüklerinin doğru olduğuna inanmaya hakları var. Ama ben başkalarından önce kendi kendimle yaşamak zorundayım”
“Birinin fena saydığı bir sıfatla çağrılmak hakaret sayılmaz. Bu bize sadece karşımızdakinin ne kadar zayıf ve zavallı olduğunu gösterir. “
“Bir insanı meseleyi onun yönünden düşünmeye alışmadıkça anlaman imkansızdır. Derisinin içine girip gezineceksin.”
“Başını dik tut, yumruklarını sık ama iki yanında tut. Kim ne derse desin karşılık verme. Bu seferde kendi kendine müdahale edip sakin olmaya çalış”
“İnsan bazı hallerde değiştirilmesine imkan olmayan durumlarda yalan söylemeli” 18.11.2019

Comments (1) »

CERİDE

CERİDE
17.11.2019
TARİH TEKERRÜRDEN İBARET
6 Kasım 2002 FB 6 GS 0, 17 yıl sonra 6Kasım 2019 Real Madrid 6 GS O. Tarih tekerrür ediyor ve 3ncüsünden korunması için GS lılar 6 Kasım tarihini takvimden kaldırsın…
BAYRAĞIN YARIYA İNDİRİLMESİ
Karşıyaka Belediye Başkanlığına
11.11.2019
Türk Bayrağı Kanunu
Kanun Numarası: 2893
Kabul Tarihi: 22/9/1983
Bayrağın Yarıya Çekilmesi
Madde 4 – Türk Bayrağı, yas alameti olarak 10 Kasım’da yarıya çekilir. Yas alameti olmak üzere Bayrağın yarıya çekileceği diğer haller ve zamanı Başbakanlıkça ilan edilir.
Yukarıda belirtilen amir hüküme rağmen
Anayasa Meydanında ki bayrak 9 Kasım saat 23 30da, Çanakkale Şehitleri Anıtında ki bayrak ise 10 Kasım saat 09 05 den önce yarıya indirildiği tarafımdan gözlenmiştir.
Belediyenin Deniz ambulansının bulunduğu rıhtımda ki bayrak ise hiç indirilmemişti.
Yarıya indirilen bayrakların ise; “10 Kasım’da ulusal yas nedeniyle İstiklal Marşı eşliğinde direğin yarısına kadar indirilen Bayrak, gün batımında görevli kişi tarafından törensiz olarak tepeye çekilir.” amir hükmüne karşılık yarıya indirilen bayraklar gece boyunca göndere çekilmemiştir.
Konunun ilgili birimlerce incelenerek yasa ve yönetmelik esaslarına uygun düzenleme yapılmasını rica ederim. (NOT: Müracaatımın cevabı 14 Kasım tarihinde geldi şöyle; Başvurunuz ile ilgili olarak Karşıyaka Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürlüğü tarafından verilen yanıt; “Yapmış olduğunuz bilgilendirme için hassasiyetinizden dolayı teşekkür ederiz.İlgili arkadaşlara konuyla ilgili bilgilendirme yapılarak aynı hassasiyeti göstermeleri konusunda uyarılmıştır.”)
KILIÇDAROĞLU DAHA NE YAPSIN
Haftalık grup toplantısında konuşan CHP liderinden salvo atışlar;
“…Dış politikada da herkes endişe içinde. Suriye’ye girme dedik girdi. Neden, egemen güçler sırtını sıvazladılar. Egemen güçler dünyada bir operasyon yapmak istediklerinde taşeron kullanırlar. Ateşi elleriyle tutmazlar. Öyle bir gaz verdiler ki dillerini dahi tutamadılar. 24 saat içinde Emevi Camii’nde namaz kılacağız dediler. Ama öyle olmadı. 3 milyon Suriyeli Türkiye’ye geldi. Yalnız bırakıldık dediler. Süleyman Şah Türbesi için dokunanı yakarız dediler, kaçmak zorunda kaldılar. Bunun başka bir örneği yok Cumhuriyet tarihimizde. Egemen güçlerin eğer oltasına takılırsanız sizi kullanmaya ve talimat vermeye başlarlar. Papazı bırakacaksın dedi Trump. Erdoğan ne dedi, bu ten bu canda kaldıkça alamazsın dedi, sonra gitti papazı teslim etti. Söz nerede? Namus, şeref, adalet nerede? Taşeronsan yuları kaptırmışsın. 7 soru sordum. Mektup geldi neden iade etmedin ya? Sen arabanda bayrak taşıyorsun, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ediyorsun, sana aptal diyor. Sen bunu nasıl hazmediyorsun! Bunun için de kızdılar. Bu milletin şanını, şerefini kim koruyacak? Biz CHP’yiz, bu tür şeylere pabuç bırakmayız, bizim ağırımıza gider. Cevap ver diyoruz, cevap dahi veremiyor. Kardeşim senin mal varlığını sen de ben de biliyoruz. Korkma. Korkma otur adam gibi cevap ver. Şimdi giderken mektubu beraber götürecek. Çöp sepetindeydi, değilmiş. Sen cebinde mektup mu taşıyacaksın! Sen oturduğun makamı biliyor musun!”
“Bu mektubu Trump’a takdim edeceğim diye gideceksen bu memlekette yerin yok”
“Bu mektup sana nasıl geldi? Sen mektubu neden cebine koyup gidiyorsun? Çağıracaksın büyükelçiyi, gel diyeceksin. Bu mektup Türk milletinin şanına leke düşürmüşsün. Bunu git teslime t diyeceksin dedik. Ama ben öyle yapmayacağım diyor. Macaristan dönüşü gazetecilerle konuşuyor; ‘Elimizde malum mektup var. Bu mektubu ben Sayın Trump’a takdim edeceğim’ diyor. Kendisine aptal diyen adama takdim edecek. Takdim etmek arz etmek demektir. Beyefendi küçük, daha büyük birinin makamına gideceğim diyor. Bir büyüğünün önüne geçip bir şey vermek kelime anlamı takdim etmenin. Şu gerçeği bütün vatandaşlarım bilsinler. Diyelim ki Ankara’ya bir büyükelçi geldi ‘Büyükelçi güven mektubunu cumhurbaşkanına takdim etti’ ifadesi kullanılır. Erdoğan gideceğim Türk milletinin şanına şerefine hakaret eden mektubu Sayın Trump’a takdim edeceğim diyor. Baltayı taşa vurmak budur. Sizin şan ve şerefle hiçbir ilginiz yoktur. Eğer sen bu mektubu Trump’a takdim edeceğim diye gideceksen, senin bu memlekette yerin de yoktur. Bu memlekete faydan da yoktur. Beni üzen ne biliyor musunuz? TC devletini temsil eden cumhurbaşkanının bu milletin şanına şerefine bu kadar ağır bir leke sürmesidir.”
EKONOMİST TERÖRİST
Damat/Bakan Albayrak’ın, Ordu’da yaptığı konuşmadan bir paragraf… “…Birileri çıkacak, isimlerinin başında ekonomist, profesör yazan ama bu ülkeye zarar vermeye çalışan, nereye hizmet etmeye çalıştığı, hangi tabloları çizerek, milleti korkutmaya, Türkiye aleyhinde bir algı oluşturmaya çalışan bu kişilerin, terör eylemlerinde gördüğümüz ekipten farkı yok…” demişti.
Bu sözleri derleyip toparlayınca çıkan anlam şudur; “Terör eylemlerini yapanlar teröristtir, ekonomiyi eleştirenlerin yaptığı terör eylemlerinden farklı değildir o zaman onlarda teröristtir.” O zaman eylemine uyan yasa maddesine göre cezalandırılması gerekir.
Bu cezalandırmanın yapılacağını da bakanlık açıklamış. “…Bakanımız Berat Albayrak’ı hedef alan haberleri yapanlara, aynı şekilde bu yalan ve iftiraları gündemde tutan kişilere karşı gerekli tüm hukuki süreçler başlatılmıştır. Ekonomimiz aleyhinde algı oluşturmaya çalışanlara karşı hukuki süreç başlatıldı. Ekonomi aleyhine algı oluşturmaya çalışanlar ile terör operasyonunda algı oluşturmaya çalışanlar birbirinden farksızdır.” Hadi bundan sonra sıkıysa ekonomiyi, damadı eleştir…
CUMHURBAŞKANI BÖYLE KONUŞAMAZ
Atatürk’ün 81 nci ölüm yıldönümünde Cumhurbaşkanı konuşmasından bir bölüm…“Sürekli Atatürk denilerek onun mirasına sahip çıkılamaz. Sürekli Cumhuriyet denilerek Cumhuriyet güçlendirilemez. Cumhuriyete en büyük katkıyı şahsımın başında bulunduğu hükümetler yapmıştır. (…) Son günlerde yine birileri ağızlarına sakız ettiler. Osmanlı’da okuma yazma oranı çok düşükmüş. Osmanlı’nın kendi silah sanayii yokmuş. Osmanlı yönetimi altındaki halklara zulmedilmiş. Hepsi de yalandır, iftiradır. (…) Osmanlı’ya, Selçuklu’ya haksızlık etmemek gerekir.”
TC Devletini kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anma gününde TC Devleti Cumhurbaşkanının Atatürk üzerinden Cumhuriyeti küçültmeye, onu sıradanlaştırmaya hakkı hukuku yoktur, böyle konuşmak TC Devleti Cumhurbaşkanına yakışmaz yapılan abesle iştigaldir…
Ve şu da bilinsin ki Osmanlı da okuma yazma oranı 1928 harf devrimi öncesine kadar %11 dir. Osmanlı Ümmettir, Cumhuriyet ise Millettir. Osmanlı doğmadır, bağnazdır, Cumhuriyet çağdaştır. Osmanlı padişahtır, Cumhuriyet demokrasidir…
KUBİLAY VE LİONS NE ALAKA
Menemen’de Devrim Şehidi Atğm Kubilay’ın adının Lions kulübüne verilmesini saygısızlık olarak değerlendiren sevgili arkadaşımız, Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı, Mustafa Kemal’in askeri Engin Sarıkartal Demirkollu’un Ege Ordusu Komutanlığına gönderdiği dilekçe;
Korgeneral Ali Sivri
Ege Ordusu Komutanı
İzmir 07 Kasım 2019

Türk Cumhuriyet tarihine Menemen Olayı olarak geçen “Kubilay”, ne torunu Sevgi Çini’nin ne de, Menemen Belediye Başkanınındır. Kubilay, 23 Aralık 1930 dan bugüne ve bugünden geleceğe Cumhuriyet Devriminin ve Türk Milletinindir…
Cumhuriyet Şehidi Asteğmen Kubilay’ın, bir derneğin -özellikle yabancı kökenli bir derneğin- reklamına alet edilerek “Menemen Kubilay Lions Kulübü” olarak anılması şehidimize, cumhuriyetimize ve “Bu Cumhuriyet’i ve bizim başımızı kesmektir” diyen devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüze saygısızlıktır.
Biz bu saygıyı ve sevgiyi küçüklüğümüzden başlayarak babamız Kıdemli Alb. A. Ziyaeddin Sarıkartal ‘dan öğrendik. Şimdi İstiklal savaşımızın şehit kanlarıyla sulanan tepeleri, meydanları tören alanı denilerek yapılarla dolduruldukça, reklam niyetine kullanıldıkça içimiz yanıyor. Yükseklerde tutulması gereken Ayyıldızlı bayrağımız yere düşürülünce yüreğimizin yandığı gibi.
Atatürk’ün kentin orta yerine bir “utanç anıtı” diktirmeyi düşündüğü Menemen’de şimdi, “Kubilay” adı kullanılarak başka bir utanç tabelası asılmıştır.
İstiklal Savaşımızın cereyan ettiği tarihi yerlerimizi korumak, şehit subay ve erlerimizin anılarını, ruhunu korumak geçmişte Türk Ordusunun göreviydi. Bu görev kanunla da, emirle de binlerce yıldır değiştirilememiştir.
Bu gerekçeyle; Türk Milletinin bir ferdi olarak, “Lions” kuruluşunun uyarılarak amblemlerinden “Kubilay” adının kaldırılması hususunda gereğinin yapılmasını rica ediyorum.
Saygılarımla,
http://www.menemeninsesi.com.tr/haber/turk-lionsu-artik-menemende–2398.html
EN ÇOK ALKOL TÜKETEN ÜLKELER
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) “Bir Bakışta Sağlık 2019” (Health at a Glance) raporunda, kişi başına en çok alkol tüketen ülkeler açıklandı. Litvanya, ortalama 12.3 litre ile zirvede yer alırken 11.8 litre ile Avusturya ikinci, 11.7 litreyle Fransa da üçüncü oldu.
İlk beşte ayrıca Çekya (11.6) ve Lüksemburg (11.3) yer alıyor. Kişi başına ortalama 11.2 litre alkol tüketen Letonya ve İrlanda 6. sırayı paylaşırken Macaristan ve Rusya, 11.1 litre yedinci sırada yer alırken Almanya (10.8 litre), Portekiz (10.7 litre) ve Polonya (10.6 litre) sıralanıyor
En az içen ülkeler ise Endonezya (0.3 litre), Türkiye (1.4 litre), İsrail (2.6 litre), Hindistan (3.0 litre) ve Kosta Rica (3.8 litre).
Resmi raporlar böyle gösterse de merdiven altı, çakma içki imalatı ile Türkiye deki tüketim 1.4 litrenin en az iki katıdır…
OKULLARA KİTAP BAĞIŞLIYORUZ
05.11.2019 tarihli İlk Ses gazetesinden “…Muhtar Küçükgörür, muhtarlığının ilk döneminden itibaren ihtiyacı olan okullar için kitap bağışı toplayıp, kütüphane yaptıklarının altını çizerek, “Kitap bağışı toplama projesi aklımda olan bir şeydi. Mavişehir’de kitap okuma oranı yüksek olduğu için insanların çok fazla kitap bağışı yapabileceğini düşündüm. Çok sayıda ansiklopedi bağış olarak geldi. Bunun yanında gelen eski dergileri biz kitapçılara verdik. Onlardan da eski dergilerin yerine okul kitabı ve hikaye kitabı aldık. Bugüne kadar çok sayıda okula kitap bağışında bulunduk. En son Nafiz Gürman Mahallesinde Cemil Atlas İlkokulunun kütüphanesine katkıda bulunduk. Mahalle sakinlerimizden Emekli Albay Hasan Zeki Sungur, arkadaşımız bu işi koordine ediyor. Hasan Zeki Sungur, arkadaşımız hem maddi hem de manevi olarak bu projeye destek veriyor. Kütüphane açılacak olan yerde kendi cebinden kütüphane rafı yaptırdığımız da oluyor. Onun bu konuda emeğinin çok fazla olduğunu söylemeliyim.”
LAFI GEDİĞİNE KOYMAK
İTÜ Rektörü Prof. Dr. Ercan Kahya, KKTC de ‘İTÜ Vodafone Future Lab’ açılışında yaptığı konuşmada iki ülke kurumları arasında yapılan işbirliğini şu sözlerle evlilik’ olarak niteliyor. “İki güçlü devletin iki güçlü kurumunun bir çatı altına gelmesi demek, bir şekilde evlenmesi demek. Ama biz erkek tarafıyız. İnşallah bu bir başlangıçtır” KKTC Cumhurbaşkanı ise yaptığı konuşmada lafı gediğine koyuyor… “Benim bildiğim, evliliklerde kadın – erkek eşitliği olur. Ama mademki erkek tarafı diye kendinizi tanımlamak ihtiyacı duydunuz, diğer taraf da sizi iç güveysi olarak görür, biraz dikkat edilmesi lazım”
13 KASIM DA GEÇTİ
ABD ye gidip gitmeyeceği konusunda neredeyse fal açılan Cumhurbaşkanı gitti ve Trumpla görüştü. Fotoğraflar çekildi, basın açıklaması yapıldı ve dönüş yoluna geçildi. Açıklamalara bakıyorum konuşulacağı belirtilen konularla ilgili net bir açıklama yok. Suriye de YPG/PKK duruyor, FETOŞ halen Pensilvanya da, Ermeni soykırım kararı halen geçerli, F-35 uçakları ile ilgili ambargo çözülmedi, S-400 ler depoda, Trump’ın yazdığı hakaret dolu mektubun kime nasıl verildiği belli değil, Suriyeli sığınmacıların masraflarını Türkiye karşılamaya devam ediyor, İŞİD li teröristler Türk hapishanelerinde bekliyor. Bu 13 Kasım geçti de sanki Türk Dışişlerini deldi de geçti gibi. Ha bu arada hiç mi olumlu konu yok var. Konuşmalarda stratejik ortaklık vurgulanmış, Trump’ın teşekküründen anlaşılıyor ki Fetö sanığı Nasa çalışanı Serkan Kaya tutukluyken serbest bırakılmış, Trump
Erdoğan’la iyi arkadaşmış ama diğer arkadaşı da Suriye de terör örgütü lideri Mazlum Kobani’ymiş
BİZ BU BO.U NİYE YEDİK
Maraba ile ağa, ağanın arabasında tıngır mıngır kasabaya gidiyorlar. Yolun yarısında, arabayı çeken hayvan patır kütür yola pisliyor. Ağa marabasının arabada gözü olduğunu biliyor. Hem marabayı küçük düşürmek hem de eğlenmek için, “Üle Memo! Şu boku yersen, arabayı sana verecem” diyor. Bizimki bir an düşünüyor, kararını veriyor, koşumları ağaya uzatıp arabadan iniyor ve taze at pisliğini yiyor. “Tamam”, diyor ağa “araba senin” Bizimkinin midesi dönmüş, gururu çiğnenmiş, kendinden iğreniyor. Ağa ise bir dakikalık bir eğlence uğruna arabasından olduğuna pişman, kendi budalalığına yanıyor. Dönüş yolunda ikisinin de ağzını bıçak açmıyor, ikisi de kurdukça kuruyorlar. Tam marabanın pislik yediği noktaya geldiklerinde ağa dayanamıyor; “Üle Memo! Bir halt ettim, şaka uğruna araba elden gitti, b.k yemenin ederini vereyim, arabayı geri alayım.” Memo’nun genzinde, ağzında, yüreğinde, öfkesinde hâlâ pislik tadı var. “Olur Ağam” diyor, “olur ama bir şartla: Sen de aha şu kalan kurumuş b.kları yiyeceksin ki ödeşelim.” Ağanın gözü kararmış, iniyor bir miktar pislik de o yiyor. Çiftliğe yaklaşırlarken, Memo düşünceli, kederli soruyor: “Ağam, araba giderken de senindi dönerken de senin, peki biz bu kadar b.ku neden yedik?”
Şimdi bu yazı da nereden çıktı diyene “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az…”

Leave a comment »

KARŞIYAKA BELEDİYE BAŞKANINA AÇIK MEKTUP

KARŞIYAKA BELEDİYE BAŞKANINA AÇIK MEKTUP
Sayın Cemil Tugay
Kurtuluş savaşımız öncesinde Yunan zulmünü en çok yaşayan insanların torunları olarak, gösterimini seyrettiğim Evrim Ateşler ‘in “Harmolipi – Bir Rembetiko Semineri” nin Yunan misyonerliği yaptığını değerlendiriyorum. Bu konuda ki düşüncelerimi sizinle paylaşmak ve Belediye olarak destek verdiğiniz semineri bir de aşağıdaki açıkladığım konuları da göz önüne alarak değerlendirmeniz ve desteğinizi gözden geçirmeniz gerektiğini düşünüyorum…
“Türkiye ve Yunanistan arasında kültür sanat projeleri” adıyla biz Karşıyakalıların ilgisini çeken ‘Harmolipi – Bir Rembetiko Semineri’nin “1922’ye kadar din, dil, ırk ayrımı gözetmeden kardeşçe yaşayan, birlikte şarkı söyleyen…” cümlesi ile başlaması, bu seminerin kültürel ve sanatsal bir çalışma olmadığının kanıtıdır. Ve gördüm ki, bu bir eğlence, bir gösteri değil bu, Yunan kültürünü sevimli göstermeye yönelik gerçek bir seminerdir…
Mübadele anlatımıyla başlayan seminerde gece boyunca buradan oraya giden Yunanlıların adlarını, acılarını, zorluklarını, şarkılarını dinledik, fotoğraflarını gördük ancak, oradan buraya gelen acılı soydaşlarımızın sorunlarını, acılarını müziklerini dinleyemedik ve fotoğraflarını göremedik. Bu tek yanlı anlatım beni fazlasıyla rahatsız etti.
Sazlarımız, şarkılarımız, oyunlarımız ve yiyeceklerimiz hakkında konuşurken “kiminse kimin, siz yiyin, oynayın, çalıp söyleyin..Ne önemi var?” diyen Evrim Ateşler’in bu umursamaz tavrı yanında Mustafa Kemal Atatürk’ün ” Sanatçı toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” sözünü bile gelişi güzel ve eksik söyleyerek müzisyenler arasında sarf edilen bir laf olarak geçiştirmesi bir sanatçıya yakışmayacak değerlendirmelerdi..
Sayın Başkan,
En acısı da, sunucunun umursamazmış gibi duran tavrıyla araya esprilerini de katarak, bize ait olan kültür ve sanat değerlerimizi bu coğrafyanın malı deyip Antik Yunana bağlaması ve maalesef bu ayrımın farkına varamayan bazı izleyicilerin alkışlarıydı…
Okuyup araştırmaya fırsat bulamayan bir toplumu yönettiğinizin bilincinde olarak Karşıyakalıları, tarihimizin çarpıtılarak özümüzün ve köklerimizin aşağılandığı bu ve bunun gibi yıkıcı faaliyetlerden korumayı sizin görevinizin bir parçası olarak görüyorum…
Gece boyunca gördüklerim ve duyduklarım bana tam anlamıyla misyonerlik kokan bu çalışmaya belediyemizin destek vermeden önce daha derinlemesine inceleme yapması gerektiğini düşündürdü.
Kendi ülkemizde Yunan Kültürüne katkı sağlayan ve Türk kültürünü yok sayan sanatçıların belediyemizin imkânlarından faydalanmasını kabul edemiyorum…
Sayın Başkan
Konuya yukarıda açıklamaya çalıştığım açıdan baktığınızda benim gördüklerimizi siz de görecek, Evrim Ateşler’in gösteri boyunca video kaydı yapılmamasını rica etmesini ve neden gösteri sonunda soru-cevap bölümünü yapmadığını daha iyi anlayacaksınız…
Aşağıda ki sorulara verilecek cevaplar konunun ciddiyetinin ve amacının ortaya çıkmasına yardımcı olacağını değerlendirmekteyim…

  • Ülke çıkarları açısından bu tip projelerde karşılıklılık esastır. Bu gösteri bir projeyse bunun Yunanistan’da bir karşılığı var mıdır?
    -“Türkiye ve Yunanistan arasında kültür sanat projeleri” başlığı ile tanıtılan seminerde taraflardan Türkiye’ye ait, sanatçı-müzisyen-müzik-şarkı niye yoktur?
    -Sanat evrenselse her şeyin kaynağı olarak gösterilen Antik Yunan öncesi yaratılan eserler kimlere aittir?
    -Antik Yunan’dan önce bu topraklarda var olan uygarlıklar kimlere aittir?
    -Evrim Ateşler’in bu projenin Türkiye ayağı ile ilgili bir çalışması var mı? 12.11.2019

NOT: 20.11.2019 günü Belediye Başkanı Cemil Tugay “Latife Hanım Grubu” toplantısına katıldı. Toplantıda konu gündeme getirildi. Başkan konunun iki ülkenin ortak kültür değerlerinin ortaya çıkarılması açısından ele alındığını, önceliğin iki ülkenin birbirine düşman değil dost olarak görmesi gerektiğini düşündükleri için böyle bir etkinliğe destek verdiklerini açıkladı. Sunucunu göçmen bir ailenin ferdi olduğunu ve konuyu araştırdığını değerlendirdiklerini ancak taraflı ve tek yönlü anlatım konusundaki tepkilerimize hak verdiklerini belirtti…

Comments (3) »